Bu Makale
580 Tekil
Görüntülendi.
Ben Hayır Diyeceğim!

Cumhurbaşkanı kanunlara uymuyor bu nedenle biz kanunları ona uyduracağız diyerek yola çıktılar. Dünyada emsali olmayan bir anayasa metniyle ortaya çıkarak, millete “anayasal diktatörlük” rejimini dayattılar. Nice servetleri tüketerek, iftiralarla, yalanlarla, hayır cephesini tahkir eden, ötekileştiren bir üslupla devletin bütün gücünü kullanarak aylarca, büyük bir alay-ı vala ile evet propagandası yaptılar.

Cumhurbaşkanından başbakanına, valisinden, belediye başkanına, rektöründen, savcısına, kaymakamından, polisine kadar tam kadro, devletçe evet propagandası yaptılar. Hayır oyu verecek olanları terörist olmakla suçladılar. Yetmedi fetocu ilan ettiler, “Hayır oyu vermek 15 Temmuzun yanında olmaktır” dediler.

Meydanlara çıktıklarında, muhalefetin anayasa maddeleriyle ilgili eleştirilerine cevap vermeyerek, sunulan teklifin maddeleri ile ilgilenmekten kaçınarak, boş laflarlardan, hakaretlerden, yakın tarihin yalanladığı söylemlerden ve Kılıçdaroğlu Kılıçdaroğlu sayıklamalarından ibaret olan bir kampanya yürüttüler.

Avrupa ülkeleriyle kavga etmek için ne gerekiyorsa yaptılar. İsrail’in Müslümanlara yönelik saldırıları üzerinden oy devşirmek amacıyla, Mavi Marmara gemisine binen insanları göz göre göre ölüme gönderen kişi yıllar sonra “Mavi Marmaya’ya binerken bana mı sordunuz?” diyebilmişti. Aynı anlayışın temsilcileri siyasi rant uğruna Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın huzur ve güvenliklerini hiçe sayarak, kendi çıkardıkları kanunu dahi ihlal ederek, yurt içinde çıkaramadıkları kavgayı yurt dışında çıkardılar.

Erdoğan şerefi üzerine yemin ettiği tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak evet mitingleri yaptı. Gittiği her yerde 20 yıl öncesine ait görüntüleri meydanlarda izleterek 15 yılda yarattığı tahribatın üzerini örtmeyi ve tabiri caizse “ayıplı mal” niteliği taşıyan anayasa maddelerini halkın dikkatinden kaçırmayı amaçlayan tuhaf ve anlamsız bir politika izledi. Kampanya süresi boyunca gerginliği, öfkeyi, kibri ve ötekileştirmeyi elden bırakmadı.

Ohal sürecinde referandum yapılamaz diyenler, sahiplerinin sesi olduklarını ilan ederek, ülkeyi Ohal şartlarında sandık başına götürdüler. Bu süreçte yandaşlığı reddeden, ilerici bir eğitim ideali taşıyan, ülkenin sorunlarına kayıtsız kalamayan akademisyenler üniversitelerden ihraç edildi. Hayatı boyunca fetoya karşı mücadele eden gazeteciler fetöcülükten hapse atıldı. Yüz binlerce memur ihraç edildi. Sokakta simit satan fetöcüleri bile saptayan hükümet, her ne hikmetse ne kendi bünyesinde ne de meclis içinde herhangi bir fetöcüye denk  geldi, gelebildi!

Hayır kampanyasını yürütenler büyük baskılara maruz kaldı. Miting alanlarına izin verilmedi, salon rezervasyonları iptal edildi. Hayır bildirisi dağıtanlar gözaltına alındı. Polisler bile “evet bildirisi olur ama hayır bildirisi dağıtamazsınız” diyebildiler.  

Belediye başkanları hayırcılara “şerefsiz” dedi, hayırcıları işe almayacağını mevcut olanları ise kovacağını söyledi.

Televizyon ve gazetelerin neredeyse tamamı evete çalıştı. Devletin kanalı, hayırcılara hayır anlayışını benimseyerek her vatandaşın ödediği vergileri kendisine haram kılan bir yayın akışı izledi. Liderler televizyon programlarına katıldılar. Sözde gazeteciler evetçilere “evet efendim, haklısınız efendim” diyerek ellerine tutuşturulan soruları sordular. Aynı gazeteciler hayırı savunan liderlere karşı ise aslan kesilerek, gözün üstündeki kaşı dahi sorguladılar.

Ben Hayır Diyeceğim

16 Nisan Pazar günü yapılacak olan referandum ülkenin geleceği açısından bir kırılma noktasıdır. Dolayısıyla bu konuya ciddiyetle eğilmek gerekir. Neden Hayır dememiz gerekiyor? Ben 16 Nisan’da Hayır diyeceğim. Çünkü,

-Bir cumhurbaşkanın hem devletin başı hem parti genel başkanı olmasını doğru bulmuyorum. Bir partinin genel başkanı bütün milleti temsil edemez. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Cumhurbaşkanının sayısı belli olmayan seçilmemiş yardımcılarının, şartların oluşması halinde (cb’nin vefatı, hastalığı, uzun süreli seyahati vs.)  sınırsız yetkileri kullanmaları felaket sonuçlara yol açabilir. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Cumhurbaşkanına Anayasa Mahkemesi üyelerinin 12’sini doğrudan seçme yetkisi veriliyor. Kalan 3’ü de aynı zamanda genel başkanı olduğu partinin çoğunlukta olduğu meclis seçecek. Yani Cumhurbaşkanını yargılayabilecek yetkiye sahip olan Anayasa Mahkemesinin tüm üyeleri tek adam tarafından teşkil edilecek. Ben bu hukuk garabetine ve güçler ayrılığı ihlaline sonuna kadar karşıyım. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Cumhurbaşkanı hem vali seçecek hem de partinin genel başkanı olduğu için il başkanı. Türkiye’nin parti devletine dönüşmesini kabul etmiyorum. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Cumhurbaşkanı istediği zaman meclisi feshedebilecek. Halkın oylarıyla seçilmiş olan milletvekillerinin kazanılmış haklarını bir nevi gasp etme yetkisine sahip olacak. Meclisi de, kendisini de yeniden seçime götürebilecek. İstikrar, istikrar deyip, kendileriyle çelişenlere zerre kadar itimadım yok. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Cumhurbaşkanını ülkeyi kanun hükmünde kararnameler ile yönetebilecek. Tek başına Ohal ilan edebilecek. Ya Allah aşkına aklımızı mı yitirdik? Bu kadar yetki tek adama verilemez.  Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Milletin parası, Bütçe tek adam tarafından hazırlanacak. “Kendine saray, milletle alay” karakterli bir adama bu yetki verilemez. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Cumhurbaşkanının yargılanması imkansız hale getiriliyor. Vatana ihanetten yargılanacaksa bile meclisin beşte üçü yani en az 360 vekilin oyu gerekiyor.  Genel başkanı olduğu partinin meclisteki bu çoğunluğuna rağmen imzalar bir şekilde yeter sayıya ulaşsa dahi, Cumhurbaşkanını kendi atadığı hakimler yargılayacak! Hem sanık hem tanık, hem savcı hem avukat olunan bu düzenleme güçler ayrılığına aykırıdır. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

-Atanmış bakanlar, seçilmiş vekillere yani meclise karşı sorumlu olmayacaklar. Tek muhatapları Cumhurbaşkanı olacak. Biz saltanatı kaldıralı bir asır oldu. Tek adam gücünü reddediyorum.  Bu yüzden Hayır diyeceğim!

-Cumhurbaşkanına tek başına,  bir kararname ile tüzelkişilik oluşturma yetkisi veriliyor. Ülkeye eyalet sistemini getirme yetkisini tek adamın iki satırının insafına terk etmeyi doğru bulmuyorum. Bu yüzden Hayır diyeceğim.

*

Bu maddelerin demokrasiyi ve güçler ayrılığını yok edeceği,  bu yetkilerin kim seçilirse seçilsin ülkede büyük bir kargaşa ve kaos ortamına yol açacağı kuvvetle muhtemeldir. Maddeleri incelediğimiz zaman bu anayasa teklifinin tabiri caizse “ahlaksız bir teklif” olduğu görüyoruz. Bize “Ey vatandaş bütün yetkini bana ver, ha bu arada yanlış falan yaparsam da kimseye hesap vermem. Ben ne diyorsam o. Hadi evet de ” der gibiler.

Devlet bütün gücüyle evete çağırıyor. Devlet gür sesiyle evet diye bağırıyor. Halk ise Hayır diyor.

Deniz Baykal’ın da söylediği gibi “Evet Devletin, Hayır Milletin Kararı”

 Bende üzerime düşeni yapacağım, 16 Nisan’da sandık başına gidip Hayır oyu vereceğim. Ve umut ediyorum ki Akp’ye oy vermiş insanlar başta olmak üzere vatandaşlarımızın salt çoğunluğu “Kim olursan ol, ben sözümün üstüne söz söyletmem” anlayışı ile hareket edecek ve sandığa Hayır mührünü vuracak.

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×