CHP'li Böke : 'Tehditlerinize, baskılarınıza  asla teslim olmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz'
Böke, “Türkiye umudu büyüttükçe, umudun karşısına son çare korku ve tehdidi koyuyorlar. Türkiye özgüvenle yarınına bugünden sahip çıktıkça çaresiz üstakıl söylemlerine, komplo teorilerine, geçmişte yapılmışları kaşıyıp doğruyu söylemeden karşımıza çıkartarak, akıllarınca ‘hayır’ diyenleri ve ‘hayır’lı işleri terörize etmeye kalkıyorlar. Sera da işte bu yüzden hedef alındı. Çünkü bu umuttan, bu genç enerjiden, bu dinamizmden, bizlerden, özgür Türkiye isteyenlerden korkuyorlar. ” dedi. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Selin Sayek Böke, genel merkezde düzenlediği basın toplantısında CHP Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.

Böke’nin açıklamaları şöyle:




Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen çok sevgili vatandaşlarımız, her şeyden önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. 
Her hafta olduğu gibi bu hafta da Cumhuriyet Halk Partisi MYK toplantısında Türkiye gündemine dair yaptığımız değerlendirmeleri sizlerle paylaşmak için buradayım. Tekrar hepiniz hoş geldiniz.
TELAŞLILAR, KORKUYORLAR
Dün yine hareketli ve heyecanlı bir gündü. Bizim açımızdan heyecanlıydı; çünkü bizden korkanların ne yaptıklarını, ne yapabileceklerini ama bu tehdide ve baskıya karşı umudun nasıl kazanacağını hep beraber yaşadık. Parti Meclisi üyemiz çok sevgili Sera Kadıgil, avukat olarak gittiği adliyede hiçbir geçerli hukuki gerekçe olmaksızın dün gözaltına alındı. Bu hukuksuz uygulama yalnızca Sera’ya, yalnızca Cumhuriyet Halk Partisine değil, bu hukuksuz uygulama “Saray düzenine hayır” diyen, “Cumhuriyeti de, demokrasiyi de, özgürlükleri de sonuna kadar savunacağız ve yüceltmek için bir mücadele vereceğiz” diyen milyonlara bir gözdağı verme çabasıydı. Açıkçası henüz başlamadığı söylenen referandum kampanyasının bir baskıyla, bir tehditle, açık gözdağıyla ve komplo teorileriyle kurulacağı, bunun üzerine inşa edileceği ve ancak bir tehditle, baskıyla yürütülebileceğine olan inanç çok açıkça ortaya çıkmış oldu. Çünkü ‘hayır’dan korkanlar Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi olmayanlardır. Milletin egemenliğini saraya neden devrettiklerini anlatamadıkları için tehditler savurarak, baskıyla ’hayır’ diyenleri yok sayma gayretindeler. Çünkü bugün Türkiye’de yeni bir şey oluyor ve ‘hayır’ korkanlar da bu yeni olan şeyi tedirginlikle ve endişeyle izliyorlar. Kendileri korkuyorlar. Karşılarına dikilmiş olan milyonların umudunu, enerjisini yeni ve özgür bir Türkiye’yi kuracaklarına olan inançlarını ve kararlılıklarını onlarda en az bu kararlı kitle kadar görüyorlar. Gerçekler özgür bir biçimde ifade edilirse, toplum karşısına konmuş olan tercihleri detayıyla ve hakikatle tartışabilirse esasında kaybetmeye mahkum olduklarını kendileri bizden çok daha iyi biliyorlar. Bu nedenle telaşlılar zaten, bunun için korkuyorlar zaten. Kaybetmekte olduklarını, üstelik kaybederken Türkiye’de özgür yaşamı kuracak, bu baskı ve tehdit rejimini mutlaka aşacak büyük bir uyanışı, büyük bir enerjiyi, genç ve dinamik Türkiye’yi ve bir dip dalgasını uyandırdıklarını kendileri de görüyorlar. 
Velhasıl Türkiye umudu büyüttükçe, umudun karşısına son çare korku ve tehdidi koyuyorlar. Türkiye özgüvenle yarınına bugünden sahip çıktıkça çaresiz üstakıl söylemlerine, komplo teorilerine, geçmişte yapılmışları kaşıyıp doğruyu söylemeden karşımıza çıkartarak, akıllarınca ‘hayır’ diyenleri ve ‘hayır’lı işleri terörize etmeye kalkıyorlar. Sera da işte bu yüzden hedef alındı. Sosyal medyada, sokakta, evlerinde, işyerlerinde milyonların dile getirdiği kararlılığı yükselttiği, bunun sesi olduğu ve bu ses olurken özgürce, umutla bu sesi yükselttiği için, üstelik de ‘korkmuyoruz’ dediği için, son çare tehdit ve baskı tüccarlığına başvurdular. Çünkü rahatsızlar. Bu umuttan, bu genç enerjiden, bu dinamizmden, bizlerden, özgür Türkiye isteyenlerden korkuyorlar. 
BOYUN EĞMEYECEĞİZ
Buradan bir kez daha uyarmak gerekiyor. İstediğiniz kadar tehdit edin, istediğiniz kadar çamur atın, istediğiniz baskıyı yapın, oluşturmak istediğiniz bu tehdit iklimine bizler, umudu olanlar, Türkiye’ye inananlar, birlikte yaşama kültürünü hayatının bir parçası sayan milyonlar asla izin vermeyeceğiz. Biz bu tehdide ve baskıya asla teslim olmayacağız. Biz 80 milyon; yıllardır, 10 yıllardır, 100 yıllardır bu topraklarda beraber yaşamış olan ve bunun değerini biliyor olanlar, asla bizi ayrıştırmanıza, korkuyla yok saymanıza boyun eğmeyeceğiz. Biz ne yapmaya çalıştığınızı çok iyi biliyoruz. Neden yapmak zorunda olduğunuzu da çok iyi biliyoruz. Siz de şunu iyi bilin istiyoruz. Umut her zaman baskıyı yener. Tarihte her zaman yenmiştir de. Yine yenecek. Bu ülkenin özgür bir Türkiye’de yaşamakta kararlı milyonlarını ürkütmeniz, baskıyla yok etmeniz mümkün değil. Biz umutluyuz, biz biliyoruz, biz çok kararlıyız, biz kazanacağız. Özgür, demokratik, özgüvenli bir yaşamı 80 milyon hep beraber inşa edeceğiz. 
BU EKONOMİYE KİMSENİN GÜVEN DUYMASI MÜMKÜN DEĞİL
Değerli basın mensupları, bunlar olurken bir yandan da iktidarın yokmuş gibi davrandığı, bu konuda sessiz kalırsa sıkıntılar ortaya çıkmazmış diye düşündüğü, Türkiye ekonomisinde yaşanan zor günler var. Bu zorluklar vatandaşın sofrasında hissediliyor. Bu zorluklar yarın işsiz kalır mıyım diye tereddütle, tedirginlikle uyanan her vatandaşın kalbinde hissediliyor zaten. Ekonomide yaşanan bu sıkıntılar iç siyaset tarafından, özellikle iktidar tarafından yaratılan istikrarsızlığın ve güvensizliğin bir sonucu. Türkiye ekonomisi bu iktidarın yarattığı istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı sebebiyle, artık yatırım yapılamaz bir ekonomi olarak sınıflandırılıyor.Türkiye’yi yatırım yapılamaz bir ülke konumuna taşımış olan bu iktidarın politikalarıdır. Bu iktidarın devlet kurumlarını tamamen yıkmış olmasının bir sonucudur. Açıkçası AKP’nin ekonomi, hukuk, demokrasi anlayışı vatandaş için zaten hayatı uzun bir süredir yaşanılmaz kılıyor. Türkiye’yi nefessiz bırakıyor. Şimdi artık bir de yatırım yapılamaz kılıyor. Biz iliklerimize kadar hissediyoruz. İktidar ne kadar susarsa sussun, ne kadar yokmuş gibi davranırsa davransın biz Türkiye’deki sıkıntıları Türkiye’yle beraber hepimiz yaşıyoruz zaten. 

Şimdi üstelik de Türkiye’nin yatırım yapılamaz bir ülke haline geldiğinin dünyada da tescil edilmesiyle beraber Türk lirasının erimeye devam edeceği, faizlerin daha da artacağı, enflasyonun bugün olduğu düzeyden çok daha yüksek seviyelere taşınacağı, cebimizin yanmaya devam edeceği de açıkçası ortaya çıkmış oluyor. Siyasetin devlet kurumları üzerindeki baskısı sürdükçe, hukuk, demokrasi, haklarımız, özgürlüklerimiz elimizden alındıkça bu ekonomiye kimsenin güven duyması mümkün değil. Güven duyulmayan ekonomilere yatırım olmaz. Yatırım olmayan ekonomilerde üretim olmaz. Üretim olmayan ekonomilerde istihdam yaratılamaz işsizlik olur. İstihdam olmayan yerde gelir olmaz. Gelir olmayan yerde ve hukukunda olmadığı yerde adalette, ekonomik adalette sağlanamaz. 
HER GÜN EKONOMİMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU KRİTİK DÖNEMİ ORTAYA KOYAN AÇIKLAMALAR GELİYOR
Şimdi Merkez Bankasının güvenilirliğini tamamen yok etmiş olan bu siyasi anlayış açıkçası Türkiye’deki yüksek faizlerin sorumlusudur. Merkez Bankasını bir hiçe indirmiş olan bu siyasi baskılar, vatandaşın zaten çok yüksek olan borcunun faizini de her gün arttırmaktadır. Oysa Türkiye çok daha iyisini hak ediyor. Parasının değerli olduğu, faizlerin düşük olduğu, gelirlerin yüksek olduğu bir geleceği hak ediyor. Bizim umudumuz bu geleceğe dair. Oysa 2014’ten beri biz bir fiili durum yaşıyoruz. Bunu başka partiler de söylüyor. Bir fiili başkanlık yaşanıyor. 2014’ten beri yaşanıyor olan o fiili başkanlık bize getirilmiş olan bu teklifin, bu Anayasa Değişikliği teklifinin neler yaşatabileceğinin çok açık bir göstergesi. 2014’ten beri yaşadığımız bu fiili başkanlık sonucunda Türk lirası, hukukun yerle bir olmuş olması sebebiyle, ekonominin yok sayılması sebebiyle, 150 para birimi arasında en çok değer kaybeden 12. para birimiydi. OHAL uzatılıyor olduğundan beri Türkiye’de hukuksuzluk artık bir gerçek haline dönüştüğünden beri en çok değer kaybeden 3. para birimi bizim paramız Türk lirası. Gururla taşıdığımız, bizim dediğimiz, kazandığımız, hakkımızla kazandığımızı harcadığımız Türk lirası 150 para birimi arasında en çok değer kaybeden 3. para birimi. Güven olmadığı için, hukuk olmadığı için, demokrasi olmadığı için ve fiili başkanlık yaşandığı için. Oysa Türk lirası daha değerli olabilir. Artık her gün ekonomimizin içinde bulunduğu kritik dönemi ortaya koyan açıklamalar geliyor. Devletin resmi istatistikleri de bunu gizleyemiyor tabi. Önceki gün turizm verileri açıklandı. Türkiye sadece 2016 yılında geçtiğimiz yıl turizm gelirlerinin %30’unu, 3/1’ini kaybetmiş durumda. Ekonomiye güven üretici tarafından da, reel kesimin tümü tarafından da şuanda son 8 yılın en düşük seviyesinde. 2009 kriz yılındaki güven düzeyine düşmüş durumda. Bir de dün, dün akşam saatlerinde 4 büyük bankamızın kredi notu görünümü düşürüldü. İktidar ekonomiyi görmezden gelmeye devam ettikçe, Türkiye’nin gerçek sorunlarını yok saydıkça ve bunları çözmek için hiçbir niyet ortaya koymadıkça bu sorunların derinleşerek devam edeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. 
Peki Türkiye, 80 milyon bütün bunları yaşamak zorunda mı? Elbette hayır. Cebimizi eriten, mutfağımızı yakan, Türk lirasını değersizleştiren, ekonomik adalet ve özgürlüğü yok eden bu anlayışa mahkum muyuz? Elbette hayır. Türkiye ekonomisinin geleceği, iktidarın göz göre göre atmadığı adımlarla, kredi derecelendirme kuruluşlarının iki dudağı arasına sıkışmak zorunda mı? Elbette hayır. Üstelik de kesinlikle hayır. Türkiye bunlara mahkum değil. 
HER TÜRLÜ RADİKALİZMLE MÜCADELENİN TEK YOLU DEMOKRASİDİR
Değerli arkadaşlar, bir ayrımcılık uygulaması haberi de kıtalar ötesinden ABD’den geldi. Nüfusu Müslüman olan bazı ülkelerin vatandaşlarının açık bir ayrımcılıkla Amerika’ya sokulmayacağı kararı verildi. AKP iktidarından ve havuz medyasından Müslümanlara yapılan bu açık ayrımcılığa ilişkin ne hikmetse tek bir söz duymadık. Duyduklarımız çok utangaçtı. Bu durum bir kez daha AKP’nin haklının değil, her zaman güçlünün yanında durduğunu bize gösterdi. Bir kez daha AKP’nin kendi siyasi çıkarları, kendi hesapları söz konusu olduğunda hiçbir ilkesel tutumda ısrarcı olmadığı da ortaya çıkmış oldu. Tüm dünya ülkelerinden bu karara tepkiler yükselirken, AKP hükümetinin sessizliğe bürünmüş olması hepimiz adına, ülkemiz adına ve en çok insanlık adına bir utanç kaynağıdır. Her türlü radikalizmle mücadelenin yöntemi duvarlar örmek değildir, ayrımcılık yapmak değildir. Yok saymak, hiç saymak değildir. Her türlü radikalizmle mücadelenin tek bir yolu vardır demokrasi. İnsana değer veren, insanı eşit hissettiren, dahil eden, laik yaşam biçimini doğal, günlük bir şey olarak ortaya koyan, bunu yaşatan, bunun yaşanmasına izin veren değil, bunu doğal kılan demokratik yaklaşımlardır. Biz bu çağrıyı sadece Türkiye için yapıyoruz, sadece içinde olduğumuz bölge için yapmıyoruz. Bütün dünya için, bütün insanlık için birlikte yaşama alanının genişleyebilmesi için ihtiyacımız olan daha çok demokrasi, daha çok özgürlük ve daha çok laiklik. 
Cumhuriyet Halk Partisi özgür ve eşit bir düzen, savaşların olmadığı bir düzen, göçmenlerin ve mültecilerin yanında insanlığın önünde örülen duvarların karşısında yer alacak. Yer almaya da devam edecek. 
Hepinize ‘hayır’lı günler diliyorum. 
Soru- Efendim Cumhuriyet Halk Partisi Adana Milletvekili Sayın Elif Doğan Türkmen’le ilgili bir tartışma devam ediyor mecliste, siz de takip ediyorsunuzdur. Dün Sayın Genel Başkanın telefonla Elif Hanımla görüştüğü ve divan üyeliğinden istifasını istediği kulislere yansıdı. MYK’da böyle bir konu gündeme geldi mi? Çünkü Grup Başkanvekilleri de var toplantıda. 
Selin SAYEK BÖKE-
Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin derin gündemlerini tartışıyor. Türkiye’nin şu andaki en önemli gündemi de inşa edeceğimiz özgür, demokratik Türkiye için bugünden atmamız gereken adımlar. Dolayısıyla MYK’da en uzun tartıştığımız konular bunlar değil. En uzun tartıştığımız konular o özgür Türkiye’nin inşasına dönük konulardır. Dün Sayın Genel Başkanımız kamuoyuyla görüşünü paylaşmıştı. Hatırlarsanız şunu söylemişti: Hukuksuz olmayan, ama etik olmayan bir davranışla karşı karşıyayız. Bir bireyin kendi etik davranışıyla ilgili olan bir sonucun değerlendirmesini de mutlaka o bireyin kendi vicdanıyla baş başa vermesi gerekir. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki görüşü, bu etik olmayan davranışla ilgili her milletvekilinin kendi vicdanıyla nasıl ki, anayasa oylamasında vicdanımızla baş başa kalmayı önemsediysek, bu koşullarda da aynı şeye çok değer veriyoruz. 

Soru- Sayın milletvekili harcama giderlerinin hepsini ödeyemeyeceğini söyledi. Bu konuda parti yönetimi bir kısmını veya tamamını ödemesi söz konusu mu efendim?
Selin SAYEK BÖKE-
Biraz önce söylediğim gibi bu etik değerlendirmelerin ötesinde bir değerlendirmeyi bugün burada yapmaya gerek görmüyoruz. 

Soru- Sayın Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanlarıyla birlikte Kardak Kayalıklarına bir ziyareti oldu. Bu fotoğrafın nedenlerinin arasında bir perde arkası yazısı var bugün gazetelerde. Yunanistan’ın 10’dan fazla adada hak sahibi olduğunu iddia etmesi, Ankara’nın bundan rahatsız olması ve bunun üzerine de böyle bir fotoğrafa gerek duyulması. Cumhuriyet Halk Partisinin de bu konuda bir açıklaması vardı. Nasıl değerlendirirsiniz? 
Selin SAYEK BÖKE-
Uzun zamandır zaten bu adalarla ilgili bir sıkıntı olduğunu Cumhuriyet Halk Partisi dillendiriyordu. Böyle durumlarla ilgili verilen reaksiyonların zamanlamasının hiçbir kampta, hiçbir ülkede soru işareti yaratmaması gerekir. Bizim için kendi toprağımızın her karışı çok kıymetlidir. Çünkü birlikte üzerine inşa ettiğimiz bir demokratik cumhuriyeti, yeşerttiğimiz bir özgürlük ortamını her karış bizim için o mücadele adına temsil etmektedir. Bu açıdan da isteler adalarda olsun, ister anakara parçasında olsun Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Cumhuriyetinin her karış toprağını, her insanını eşit değerde görmekte ve savunulması gerektiğini düşünmektedir. Bu yönden de zaten son aylarda hatırlarsanız Cumhuriyet Halk Partisi adalarla ilgili ortaya konan bu sessizliği uyaran ve açıkçası hükümeti çağıran bir yaklaşımda bulunmuştu. Bu açıdan değerli buluyoruz. Ancak bunların belli duyguları kaşımak adına değil, gerçekten samimiyetle, bu ülkenin her karış toprağına ve her insanına değer verdiğini her zaman hissettiren sürdürülebilir bir siyaset anlayışıyla yaşatılması gerektiğini düşünüyoruz. 

Soru- Efendim malum referandum takvimi hala netleşmedi. Anayasa Değişiklik Teklifi de mecliste bekliyor henüz gönderilmedi. Bir bu beklemeyi sormak isterim. Nasıl buldunuz ve nereye bağlıyorsunuz?
İkincisi, CHP’nin bu süreçteki takvimi, programı belli oldu mu miting şemasından, kullanılacak argümanlara kadar?
Selin SAYEK BÖKE-
Daha birkaç hafta önceydi hatırlarsınız meclisteydik, komisyonda ben kendim şahsım ekonomiye dair bir sunum yapmak istedim, sunuma itiraz edildi. Muhalefet partilerinin sözcüleri o komisyonda söz almak istediler, “Çok uzatmayalım yapılması gereken iş yapılsın” dendi. Sonra komisyondan geçti Genel Kurula geldi. Genel Kurulda bir dakika, iki dakika söz eklemeleriyle, müthiş bir aceleyle Genel Kuruldan çıkartılan Anayasa Değişikliği Teklifi günlerdir bir imza bekliyor. Açıkçası çok yorum yapma gerekmediğini düşünüyorum. Bir şeyden korkuluyor ki, bekletiliyor. 
Tekrar ediyoruz, komisyonda da, Genel Kurulda da, bugün bulunduğumuz kürsülerde de, yarın sahada da biz umudu, yarın birlikte yaşayacağımız Türkiye’yi hep beraber inşa edeceğimiz bir ilk adım olan bu referandumu çok heyecanla, isteyerek ve kazanacağımızı bilerek bekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin kampanya stratejisinin detaylarını buradan paylaşmamı beklemediğinizi tahmin ediyorum. Ama şunu söyleyebilirim daha özgür ve demokratik bir Türkiye için komisyonda da, Genel Kurulda da verdiğimiz mücadeleyi bugünden sonra da devam ettireceğiz. 

Soru- Bugün Başbakan Binali Yıldırım’ın da bir açıklaması oldu, “Dayatmayla Anayasa yapamazsınız” sözünü eleştirdi Genel Başkanın. Ve meclisi yok saymakla suçladı Genel Başkanı. Aynı zamanda da “Meclisi yok sayarsanız, millette sizi yok sayar” dedi. 
Selin SAYEK BÖKE-
Gönül isterdi ki, meclisteki mikrofonlar uzun uzun açık kalsaydı. Gönül isterdi ki, madem vaktimiz vardı bu geçtiğimiz 10 günü sivil toplum kuruluşlarını meclise davet ederek, mecliste temsil edilmeyen kitleleri mecliste dinleyerek, hep beraber bir toplumsal sözleşme olduğunu bildiğimiz Anayasayı ortak akılla yazsaydık. Gönül isterdi ki, milletin temsiliyetini sadece sandıktan seçilmek olarak gören değil, demokrasiyi hayatın her alanında bireye değer veren bir yaklaşımla yaşatmayı tercih etseydi iktidar. Bizim gözümüzde milletin iradesinin temsiliyeti sivil toplum kuruluşlarını dahil eden, vatandaşı dinleyen, muhalefeti susturmayan, gerçek demokrasiyi yaşatan alanlardır. Biz mecliste bunu yaşamadık, ama biliyoruz ki bu referandumdan sonra Türkiye sonuç ne olursa olsun böyle demokratik bir Türkiye’nin inşası için adımları hep beraber atacak. 
Tekrar ‘hayır’lı günler.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×