Kedi, yine trafoya girdi! Ya diktatörlük ya demokrasi

Kedi, yine trafoya girdi! Ya diktatörlük ya demokrasi
30 Mart Yerel Seçimleri’nde oy sayımı yapılırken yaşanan elektrik kesintilerinin bir benzeri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adana’daki konuşmasında da yaşandı. Elektrikler tam 25 kez kesilirken, partililer “Kedidir kedi”dedi. “Sesimizi kısamazlar” diye sert çıkışan Kılıçdaroğlu, AKP’nin topluma korku gömleği giydirmeye çalıştığını, 2105 seçimlerinin demokrasi açısından sınav olacağını, ya demokrasinin devam edeceğini ya da diktatörlük geleceğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, dört bakanla ilgili soruşturmada yayın yasağı koyarak sansür getiren yargıca sert tepki gösterdi, "Sen yolsuzluk yapanların hamisi misin" dedi.
CHP’nin 2015 seçimlerine hazırlık çalışmaları kapsamında“Geleceği birlikte kuruyoruz” başlığı altında düzenlenen bölge toplantılarından Adana Bölge Toplantısı bugün Seyhan İlçesi’nde yapıldı. Kılıçdaroğlu, Seyhan Otel’de yapılan toplantının açılış konuşmasının yaparken, birden elektrik kesildi. Elektriğin gelmesinin ardından Kılıçdaroğlu, konuşmasına başlar başlamaz yine kesinti yaşandı. 

“KEDİDİR KEDİ”
Elektrikler bir gelip bir giderken partililer, yerel seçimlerin yapıldığı 30 Mart akşamı oylar sayılırken yaşanan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın kesintilerin nedeni olarak gösterdiği, siyaset tarihine oy hırsızlığının simgesi olarak geçen“Trafoya kedi girdi” sözlerine göndermede bulunarak,“Kedidir kedi” diye hükümete laf attı. Kılıçdaroğlu ise buna“Hiç kimse bizim sesimizi kısamaz” diye karşılık verdi. Kılıçdaroğlu konuşmasına 10 dakikadan fazla ara vermek zorunda kaldı.
CHP lideri Adana'da

“İŞSİZLİĞİ ÇÖZMENİN YOLU VAR”
Kesintilerin bir bölümünün, elektrik kesintisinin ardından devreye sokulan otele ait jeneratörden kaynaklandığı savunulurken, elektriğin gelmesinin ardından konuşmasına yeniden başlayan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:
Adana 12 yıldır iktidar partisine en çok destek veren illerden biri. Ancak aradan geçen bu süre için Adana kan kaybetti, fabrikalar kapandı, işsizlik arttı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak işsizliği içimize sindiremiyoruz. İşsizliği bu topraklarda, sadece Anadolu’da değil bütün Türkiye’de yenmek benim boynumun borcudur. 
Diyorlar ki; “İşsizliğini nasıl önleyeceksin?” Bunun dünyada bilinen bir yolu var. Yatırım yapacaksınız, üreteceksiniz, ürettiğinizi satacaksınız, gelir elde edeceksiniz. Yeniden fabrikalar kuracaksınız. Ürettiğin malın ne olduğunu bileceksiniz, dünyadaki gelişmeleri izleyeceksiniz. Eğer siz bunları politikanızın ana ekseni haline getirmezseniz büyüyemezsiniz. Eğer siz ekonomiyi sıcak paraya teslim etmişseniz, “Dışarıdan para gelecek biz onunla idare edeceğiz” diyorsanız o zaman işsizliğin önüne geçemezsiniz. O nedenle bizim birinci hedefimiz üreten, çalışan, alın teri döken, herkesin kazandığı, zengin, onurlu Türkiye. İstediğimiz bu ve bunu yaratacağız.

“ONLARIN OĞULLARININ ODALARINDA KASALAR VAR”
Onların çocuklarının iş sorunu var mı? Hiçbirinin iş sorunu yok. Onlar çalışmıyorlar. Zaten gerek de duymuyorlar. Çünkü yatak odaları var, odalarda boy boy para kasaları var, içinde dolar ve avrolar var. Peki gariban Mehmet efendinin oğlunun odasında ne var? Yerde bir kilim bile yok; iş arıyor. Fabrika kuracağı yerde kendisine bin odalı saray yapıyor. O kaçak saray haram saraydır, helal parayla yapılmış haram saraydır.

“YALAN RUHLARINA İŞLEMİŞ BUNLARIN”
“Adana’ya Metroyu biz yapacağız biz” diye söz verdiler. Yaptıları mı?... Yapmadılar. İstanbul, Ankara metrosunu hükümet aldı, devlet yapıyor. Adana metrosunu neden yapmıyorsun? Hani söz vermiştin, hani sözünün arkasında duruyordun, hani yiğit adamdın. Söz verip sözünü tutmayanlara en basit deyimiyle “yalancı” denir. Şimdi yurttaşların da “Ben sana oy verdim sen beni cezalandırdın” demesi lazım.

VİCDANIN SARAYA İSYAN EDİYORSA...
Yalan ruhlarına işlemiş bunların. Yalan üzerine inşa ediyorlar gelecekleri. O zaman hepimizin oturup düşünmesi lazım. Sadece CHP’liler düşünmeyecek, çocuğu işsiz olan ana baba, üniversiteyi bitirmiş atama bekleyen öğretmenler, hukuk fakültesini bitirmiş“Ne olacağım?” diye gezen de düşünecek. Yeni bir arayışına gireceğiz. Eğer “Türkiye iyi yönetiliyor” diyorsan git oyunu ver. Hayır, “Türkiye iyi yönetilmiyor. Benim, çocuğumun, esnafın, çiftçinin sorunu var” diyorsan oturup düşüneceksin. Ben saygıdeğer yurttaşlarımdan sadece düşünmelerini istiyorum. Özellikle de Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren saygıdeğer yurttaşlarımdan. Elini vicdanına koy, etrafına, komşularına, yakınlarına, mahallene bak ve şu soruyu kendine sor: “Bu kadar dert varken bin odalı saray o adam için hak edilen bir saray mıdır değil midir?”Bunun kararını önce vicdanında ver. Vicdanın buna isyan ediyorsa, helale ortak olacaksın, harama değil. Helale ortak olmanın yolu, geleceksin CHP’ye oy vereceksin. 

ONLAR KAVGA EDİYOR; FATURAYI İŞÇİ, KÖYLÜ ÖDÜYOR
Ortadoğu’ya bakın kan gölüne dönmüş durumda. Bizim Suriye ile ne alıp veremeyeceğimiz var. Neden Suriye, Irak, Mısır, İran, AB ile kavga ediyoruz. Kavganın yarar getirdiği bir düzen dünyada görülmemiştir. Eğer siz dış politikanızı ülkenin çıkarları üzerine inşa etseydiniz bugün Ortadoğu’da 3 büyük başkentte bizim büyükelçiliğimiz olurdu. Türkiye Mısır’a büyükelçi göndermek istiyor, Mısır, “Hayır” diyor. Ortadoğu’nun en kilit devletlerinden biridir Mısır. Neden bu kavga? Efendim “Orada darbe oldu biz darbecileri istemiyoruz” Peki kardeşim Ömer El Beşir gibi yüzbinlerce kişiyi katleden bir darbeciyi neden kırmızı halılar sererek Çankaya Köşkü’nde kabul ettin? Demokrasiyi elbette talep edebiliriz. Ama Mısır’ın sorununu Mısır halkı, Irak’ın sorununu Irak halkı, Suriye’nin sorununu da Suriye halkı çözecek. Siz herkesle kavga ederseniz malınızı kime satacaksınız. Herkes mağdur durumda. Faturayı kim ödüyor, Davutoğlu mu ödüyor? Hayır onun da keyfi yerinde ayakları yere basmıyor. Faturayı bu ülkenin çiftçisi, emeklisi, sanayicisi, bütün yurttaşları ödüyor.

SANSÜRCÜ YARGICA SERT TEPKİ: YARGIÇLIĞINI BİL!
Devletin nasıl soyulduğuna hep beraber tanık olduk. Bir hükumet devleti nasıl soyar? 17-25 Aralık yolsuzlukları… Şimdi de karar almışlar mahkemeden "Meclis'te görüşmeler var, soruşturma komisyonu görev yapıyor. Buradakiler basına kapalı olsun! Basın bunları yazmasın, yasak getirelim" diye mahkemeden karar çıkarıyorlar. O yasak kararını veren hakime soruyorum, sen acaba yolsuzluk yapanların hamisi misin o kararı verirken? Sen nasıl o kararı verirsin? TBMM’nin iradesine nasıl ipotek koyarsın? Yargıçsan yargıçlığını bileceksin! Oturuyor bir adam komisyondan karar alınmadan kendi başına yazı yazıyor, “efendim buradaki ifadeler dışarı sızmasın” diye. Diğer davalar görüşülürken aklınız başınızda değil miydi sizin? O zaman yayın yasağı yoktu, isteyen istediğini yazabiliyordu. Bakın uçak yolsuzluğu oldu, Japonya yargılamaları televizyondan yayınladı. İbreti alem olsun kimse yolsuzluk yapmasın diye. Siz yolsuzluk yapanları koruyorsunuz.

DİNDAR SEÇMENLERE: MÜSLÜMANSAN...
Davutoğlu’nun bir danışmanı var sayın Mahçupyan, diyor ki;“İslami kesimin en az yarısı bir yolsuzluk olduğuna inanıyor. AKP’ye oy veren İslami kesimin en az yarısı yolsuzluk olduğuna inanıyor.” Şimdi yolsuzluk olduğuna inanıp Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren, İslami kesim olarak kendisine tanımlayan yurttaşlarıma sesleniyorum: Kul hakkı yemenin en büyük günah olduğunu babam, annem öğretti bana. Eminim senin annem baban da sana öğretmiştir. O zaman yolsuzluk olduğuna inanıyorsan neden hala Adalet ve Kalkınma Partisi’ne sempati duyuyorsun. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hala sempati duyuyorsa senden bir istirhamım var, kendini Müslüman olarak tanımlama, başka birşey olarak tanımla. Benim bildiğim Müslümanlıkta kul hakkı yemek en büyük günahtır. Şunu açık ve net söylüyorum, biz kul hakkı yemiyor, yolsuzluk yapmıyor, insanın parasını pulunu çalmıyor, hazineyi soymuyor, her kuruşun hesabını vermeyi namuslu görev kabul ediyoruz. O zaman ben düşünüyorum bunları söylüyorum sen de düşün sandığa öyle git. “Kime oy vereceksin önce otur düşün” diyorum.

“DEMEK Kİ GEZİ PARKI’NA HAK VERMEYİ ÖĞRENDİN”
Yalova’da ağaçlar kesildi. Diyorlar ki; “Kılıçdaroğlu neden sessiz kalıyor?” Nerede bir yeşillik varsa, nerede bir ağaç ve çiçek varsa korunmasından yanayım. Hiç bir siyasi partide olamayan bir genel başkan yardımcılık makamımız var, adı“Doğa Hakları.” İnsanın hakkı varsa doğanın da hakkı vardır. 
Diyor ki; “Gezi parkında ağaçlar kesildi, kıyameti kopardınız.” Evet, kıyameti kopardık. Ben onun bir parçasıydım. Asıl kıyameti koparanlar İstanbul’da oturan gençlerdi. Kendi kentlerine sahip çıkıyorlardı. Sen Yalova dolayısıyla üzüntünü dile getirdiğin için teşekkür ediyorum. Demek ki Gazi Parkı’na hak vermeyi yeni yeni öğrendin. Bu da bir aşamadır. Tabiatı seviyoruz, yeşilliğin güzelliğin olduğu her yerde mutlaka insan daha fazla mutlu olacaktır. Ağacı kesmek doğru değildir, tabiatı tahrip etmek doğru değildir. Hiçbir ağacın kesilmesinden yana değilim.  Bu konuda en duyarlı olan partilerden biriyiz. Bu duyarlılığı da sonuna kadar koruyacağız. Herkesin bunu bilmesini isterim.

“TOPLUMA KORKU GÖMLEĞİ GİYDİRMEK İSTİYORLAR”
(Hükümetin polis devletine ilişkin yasa tasarısı konusunda) Makul şüpheyle bu işveren hapse atılabilecek, hapse atıldığı zaman avukat tutacak kendisini savunsun diye. Ama bu dosyaya gizlilik kararı konduğu andan itibaren iş verenin avukatı dosyanın içeriğine sahip olamayacak. 12 Eylül askeri dönemde bile böyle bir uygulama yoktu. Şimdi bu uygulamayı Türkiye’ye getirmek istiyorlar. Topluma korku gömleği giydirmek istiyorlar. Sizlerden isteğim, önümüzde 2015 seçimleri var. Artık tavrınızı açık ve net koymak zorundayız. Ya demokrasiden yana, tavrımızı koyacağız ya da diktatörlükten yana tavrımızı koyacağız. Bir ülkede demokrasi yoksa işveren yatırım yapamaz, yabancı sermaye gelmez, insanlar taleplerini özgürce dile getiremezler. O nedenle 2015 seçimleri bir demokrasi sınavı olacaktır.
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×