Bu Makale
890 Tekil
Görüntülendi.
Çığlıklarımız gök kubbede asılı duruyor!
İzmir bir sıcak, bir sıcak... Pastırma yazı. 
37 yıl önceki bugün hiç de böyle bir sıcak gün değildi oysa. 
Bu elbette o gün İzmir’de olmamaktan doğan bir fark değil.
11 Eylül’ü 12 Eylül’e bağlayan gece Atatürk Bulvarından takır tukur yürüyen tankların metallerinden memlekete yayılan soğukluk değil. 
Olsa olsa şimdi içinde yaşadığımız sıcak, sımsıcak 20
Temmuz sivil darbesinin 12 Eylül’e nal toplatır hale gelmiş olmasındandır. 
Ben 12 Eylül döneminde toplam 8-9 yıllık süreçte gözaltına alınmış ve işkence görmüş 650 bin insandan biriyim. 
Hakkında adli işlem yapılan 230 bin insandan biri. 
52 bin tutuklanmış insandan biri. 
İşinden 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’yla atılan 35 bin insandan biri. 
388 bin pasaport yasağı getirilmiş insandan biri. 
Kapatılan 23.700 dernekten bazılarının üyesi. 
Böyle bir kalabalıkta yalnızlık çekilmez. 
Ben de hiç yalnızlık çekmedim.
Bugün 15 Temmuz darbe girişimiyle başlayan ve 20 Temmuz sivil darbesiyle şekli şemali değişen süreçte, 14 ayda hakkında adli işlem yaptığı insan sayısı 169 bin, gözaltı sayısı 71 bin, tutuklu sayısı 50 bin, pasaportuna el konulan insan sayısı 140 bin, yurt dışına çıkma yasağı getirilen insan sayısı 124 bin. Ne garip tesadüf, kamuda görevinden atılanların sayısı da 124 bin. 
Yani şimdi de bir kalabalık, bir kalabalık... 
Ama insanlar önemli ölçüde yalnız. 
Evet insanlar büyük ölçüde yalnız. 
Çünkü sıkıyönetimin bile bir hukuku vardı. 
Başvurabileceğiniz bir adli makam, bir mahkeme...
Şimdi yok. 
Daha bir ay öncesinde bırakın adli makamı, mahkemeyi bir Başvuru Komisyonu bile yoktu ki ‘’ama bana haksızlık edildi’’
diyebilesiniz. 
İç hukuk yolları kapalı olunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmak için herhangi bir itiraz veya yargı aşamasının tamamlanmasını beklemeye gerek kalmadığından başvuranların dosya sayısı tavan yaptı. 
Bu kadar dosyayı AİHM’de tutmanın da sorun olduğu dank diye kafaya çarpınca, kuruverdik bir Başvuru Komisyonu. 
Yani aslında başvurabileceğiniz bir adli makam, bir mahkeme yok. 
Şimdi yok. 
12 Eylül’de işkence gördüm diye yaptığım tüm başvurularım ‘’soruşturmaya yer olmadığı’’ kararıyla döndü. 
Biri bana denk gelmemiş olsa da 9.962 işkence soruşturması açılmış, 544 görevli işkenceden dolayı yargılanmış. 
Benim işkencecilerimden biri olan Ömer Bülbül de bu 544’ten biri oldu, bir başka işkence davasında yargılandı ve ceza aldı. 
Şimdi, bir darbe girişimi ve devam etmekte olan bir sivil darbe OHAL’i altında işkence duyumları var, başvurular için bir imkan yok!
12 Eylül Sıkıyönetiminin bugünkü sivil darbe OHAL’inden daha iyi olduğunu savunacak değilim. 
İki kötüden birini savunmak bana uymaz!
Ama arada önemli bir fark var: 12 Eylül geçici bir yönetimdi, bugünkü sivil darbe OHAL’i kalıcı ve sürekli bir yönetim şekli.
Biz 12 Eylül Sıkıyönetiminin gün gelip biteceğinden emindik.
Nitekim 1984’te arkasında hala temizlenmesi gereken artıkları olan bir dehşet harabesi, kurumsal çöküş bırakıp gitti. 
Elbette bu OHAL’de bitecek! 
Bu OHAL boyunca oluşturulan hukuk dışı her şey temizlenecek, düzeltilecek. 
Hatta Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiyoruz, terörle mücadele ediyoruz adı altında yaratılan keşmekeş bile ortadan kaldırılacak. 
Tek adam rejimi, İslamcı otokrasi geldiği gibi gidecek bir gün. 
Vatandaşın insan hakkı unutulmasın, kötülüğün sonsuz devam edemeyeceği bilinsin diye, son bir söz edelim.
Zaten yaşarsak göreceğiz, bir kez daha tanığı olacağız.  
Baki kalan bu gök kubbede bir çığlık olacak!
Acıdan, kötülükten, derinden, çok derinden gelen bir çığlık!
Asla unutamayacağımız, asla kulaklarımızdan silinmeyecek bir çığlık!
12 Eylül’deki çığlıklarımız hala bu gök kubbede asılı duruyor. 
Bugünün çığlıkları da tarihin gök kubbesinde, orda öyle asılı duracak!
Çünkü vazgeçmedik; bu ülkeye demokrasiyi, insanlık onuruyla yaşamayı mutlaka getireceğiz. 
Çünkü umut insanda, cesaret umutta!
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×