Bu gün Alija İzzetbegoviç'in 17. ölüm yıldönümü

Balkan tarihinde önemli bir yeri olan Alija İzzetbegoviç kimdir? Ne zaman nerede doğdu?, Mezarı nerede?. Sorularının  yanıtını bu yazıda bulacağınızı düşünüyorum…

 

Bağımsız Bosna Hersek Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan ve Bilge Kral olarak anılan Aliya İzzetbegoviç’in 78 yıllık ömrüne sığdırdığı hayatı ve söylediği sözlerle birçok kişiye örnek olmuştur. 

 

Bosna Hersek'in Bosanski Şamats şehrinde 1925 yılında dünyaya gelen Alija, İkinci Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, sonrasında ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı verdiği mücadele ile ismini duyurmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Boşnaklar'ı yaşanan biyolojik ve manevi soykırımdan korumak için Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan teşkilatta görev aldı.

 

İzzetbegović'in kurduğu Müslüman Gençler Kulübü oldukça önemli faaliyetler gerçekleştirdi. İkinci Dünya Harbi esnasındaki faaliyetleriyle de herkesin dikkatini çeken gözde bir oluşum hâline geldi. Ancak bu savaş esnasında tüm Yugoslavya, Almanların işgaline uğramıştı. Bu savaş esnasında Sırp Çetnikler Alman askerlerinin de desteğinden yararlanarak Bosna'da 100.000 Müslüman’ı öldürdüler.

 

İSLAM DEKLARASYONU

İzzetbegoviç, 1946 yılında tutuklandıktan sonra 1949 yılına kadar hapiste kaldı. 1970 yılında kaleme aldığı "İslam Deklarasyonu" isimli bildiriyle dikkatleri üzerine çeken Boşnak lider, öncelikli olarak özgürlük, İslami düşüncenin çağımızda yeniden canlandırılması ve yaygınlaştırılması, günümüz Müslümanlarının vahim durumunun iyileştirilmesi, Batı ile İslam dünyasının ilişkisi, yeni bir medeniyetin nasıl inşa edileceği gibi konuları bu bildirgesinde derinlemesine işledi.

 

"İslam Deklarasyonu" nedeniyle "bölücülük ve İslam devleti kurma" suçlarından beraberindeki 12 Bosnalı aydınla 1983 yılında yargılanan İzzetbegoviç, 14 yıl hapse mahkum edildi. Alija, 1988 yılı sonunda Yugoslavya hükümetinin "sözlü muhalefet sebebiyle cezalandırılan bütün mahkumların serbest bırakılması" kararının ardından hapisten çıktı ve siyasete ilk adımını attı.

 

Boşnaklar'ı kendi öz vatanlarında aşağılık duygusundan kurtarmayı, siyasi arenada etkili olmalarını sağlamayı ve ülkedeki diğer etnik unsurlarla birlikte bir arada yaşamın en güzel örneğini göstermeyi amaçlayan Alija, 27 Mart 1990'da Demokratik Eylem Partisi'ni (SDA) kurdu.

 

Eski Yugoslavya altı cumhuriyetten ve iki özerk bölgede oluşacaktı. Altı Cumhuriyetten biri de Bosna Hersek'ti, 18 Kasım 1990 tarihinde yapılan ilk çok partili seçimlerde İzzetbegoviç'in genel başkanlığını yaptığı SDA, parlamentodaki 240 milletvekilliğinden 86'sını kazanarak, seçimlerden güçlü çıktı.

 

Alija, önce Slovenya'nın, ardından Hırvatistan'ın Yugoslavya'dan bağımsızlığını ilan etmesinin ardından, ya bağımsızlığı tercih edip bir bedel ödeyecek ya da o zamanki Yuoslavya'nın devlet başkanı olan Slobodan Miloşeviç'in ırkçı yönetimi altında kalacaktı. İzzetbegoviç, bu zor durumu her zaman büyük saygı duyduğu halkının tercihine bıraktı. 29 Şubat ile 1 Mart 1992 tarihlerinde ülkede referandum yapıldı.

 

Halkın yüzde 64'ü referanduma katıldı ve yüzde 99,44'ü bağımsızlık yönünde ''evet'' oyu kullandı. Sırplar referanduma katılmadı. Referandumun ardından AB, 6 Nisan'da, ABD ise 7 Nisan 1992'de Bosna-Hersek'in bağımsızlığını tanıdı.

 

Referandumun ardından, halen Lahey'de yargılanması devam eden dönemin savaş dönemindeki Bosnalı Sırplar'ın siyasi lideri Radovan Karaciç ve yargılanması devam ederken 2006 yılında hayatını kaybeden Slobodan Miloşeviç, Bosna Hersek'e karşı etnik temizlik başlattı.

 

Kısa sürede organize olan Boşnaklar, merhum Alija İzzetbegoviç'in etrafında kenetlerek, onunla birlikte bağımsızlığın ağır bedelini ödemeye başladı. Savaş boyunca evler, camiler, tarihi eserler yıkılıp insanlar toplama kamplarında işkenceye tabi tutulurken, kadınlar sistematik tecavüzlere maruz kaldı.

 

Birleşmiş Milletler'in (BM) koruması altındaki Srebrenita'da 1995 yılında soykırım işlenirken Aliya, direncini kaybetmedi, halkına sabır ve direnmekten başka bir şeyin sözünü dünyanın ilgisizliğinden dolayı veremedi.

 

Avrupa'nın en büyük dördüncü silahlı gücü olan Yugoslavya Ordusu'nun üç yılda dize getiremediği Boşnaklar, savaşın lehlerine dönmeye başlaması üzerine uluslararası toplumun bakısıyla 1 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Antlaşması ile Bosna Hersek'in sınırlarını korumayı başardı. Halkına uluslararası arenada tanınan bir devlet ve bayrak bırakan Alija, sağlık durumu kötü olmasına rağmen, savaştan sonraki dört yıl boyunca da savaşın yaralarının sarılmasına ve ülkenin kalkınmasına önemli katkılarda bulundu.

 

Rahatsızlığı nedeniyle 2000 yılı ekim ayında devlet başkanlığı görevinden çekilen Alija İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003 tarihinde saat 14.25'te hayata gözlerini yumdu.

MEAZARI KOVAÇİ ŞEHİTLİĞİ SARAYBOSNA'DA

 

 

Son günlerinde kendisi için büyük bir anıt mezar yapıldığını öğrenen Alija, devlet yetkililerini bu projelerinden vazgeçirterek, şehitler arasında mütevazi bir mezarda gömülmek istediğini iletti. Talebi üzerine Alija, Saraybosna'daki Kovaçi Şehitliği'nde kendisi için hazırlanan mezara defnedildi. Merhum Alija'nın, "Her şeye kadir olan Allah'a yemin ederim ki köle olmayacağız" şeklinde mezar taşında yazan sözü ise hayatı mücadele ile geçen liderin Boşnak halkına bıraktığı en önemli tavsiyelerinden biri olarak gösteriliyor.

 

 

Bilge Kral lakaplı efsane lider Aliya İzzetbegoviç’in en güzel sözlerinden örnekler;

 

Benim için yeryüzünde iyi, doğru ve güzel ne varsa onun adı İSLAM’dır.

 

Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz.

 

Her şeye kadir olan Allah’a yemin ederim ki köle olmayacağız. (Mezar taşında yazan söz.)

 

Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.

 

Aslına bakarsanız içinde yaşadığımız mekan ve çağdan dolayı bir katliam beklemiyorduk. Yaşadığımız mekân, Avrupa. İçinde bulunduğumuz çağ, 20. yüzyılın sonuydu.

 

Ben Müslümanım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir.

 

Boşnakları Boşnak yapan; Sırplardan, Hırvatlardan ayıran dinidir. O olmazsa biz de olmayız. Neden sık sık

 

İslam’a vurgusu yaptığı sorulması üzerine.

 

Eğer ruh varsa, o zaman insan da vardır; maneviyat ve ahlâk olmadan insan hayatı manasızdır.

 

Öyle görünüyor ki, temizlikle ibadeti birleştiren ve namaz ile insanları birlik haline sokan faktörün esasında,

hayattaki ruh hürriyeti ile tabiatın determinizmini birleştiren aynı ilham vardır.

Putları reddet, idealleri koru.

 

Bir kelimeyi hiç aklınızdan çıkarmayın: Devlet. Devletin ne kadar önemli olduğunu hepimiz idrak etmeliyiz. Devletsiz bir millet boşluğa düşer, rüzgârda savrulup gider.

 

Bir sanat eseri bir ruh içinde yanan ateşin bir neticesidir; eserin kendisi bu ateş değildir. Daha doğrusu eser, onun varlığına tanıklıktır, ateşin bıraktığı izdir.

 

Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.

 

Bu adil bir barış olmayabilir fakat süren bir savaştan daha iyidir. Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Anlaşması’nı imzalarken.

 

Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptı. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.

 

Kültür sanata, uygarlık ise ilme veya daha doğrusu, sosyolojiye sahiptir. Sosyoloji uygarlık ruhunun veya ruhsuzluğunun aynasıdır.

 

Materyalizmle hürriyet ısrarlı tekrarlamalara rağmen, beraber yürümez. Düşünce ile eylem arasındaki tutarsızlığın artmasına rağmen, “şey” ler nasılsa öyle kalır, ama fikirler âlemde, zahiri ve geçici anlamlarına göre değil, fakat orijinal anlam ve mahiyetlerine göre tesir icra ederler.

 

Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine kârı bağımsızlık demektir.

 

Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.

 

Beden ruhun mezarıdır. Ruh dünyada asla gayesine ulaşamaz; hakiki marifet ancak ölümden sonra olur.

 

Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için, gökyüzünün öğrencisi olmak lâzım.

 

Şimdi güneşin altındaki yerimizi alma zamanı.

 

Tanrısız ve insansız bir dünya cenneti kurmayı hayal edenler, bu hayallerinin enkazı altında kalmaya mahkûmdurlar.

 

Bize saldıranlar, Hazreti İsa’nın bütün sözlerini çiğnemişlerdir. Irza tecavüz, masumları katletmek hiçbir dine sığmaz. Onlar cani ve sadece canidir. Bunu aklınızdan çıkarmayın. (5 Ekim 2002 seçimlerinden önce SDA kongresinde söylediği söz.)



  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×