PLAV - GUSİNJE BOŞNAK TARİHİ - 1

PLAV - GUSİNJE BOŞNAK TARİHİ - 1

 

1400'lü yıllarda Osmanlılar; Adriyatik Denizi kıyısındaki Bar, Budva ve Dubrovnik ticari limanlarından başlayan, Podgoritsa, Medun ile Rikavaçko Gölü, daha doğrusu Tsiyevna (Cijevna) nehri kıyısından Gusinye ile Plav üzerinden, İstanbul’a doğru en kısa bağlantı yolu olarak devam eden ünlü “Zenta Arteri" (Via de Zenta) güzergâhı üzerindeki bu bölgede, bir gümrük geçiş yeri oluşturmuşlardı.

Bölgenin tarihteki ilk yerleşenlerinin, İlirya Devleti ve Romalılar döneminde olduğu, yapılan kazılardan elde edilen arkeolojik verilerden anlaşılmıştır.

Osmanlılardan önce, yani 1300'lü yıllar boyunca Plav-Gusinye bölgesine ait manastır kayıtlarında (Visoki Deçani Manastırı), bölgede yerleşik Vlahlar ile bölgede madencilikle uğraşan Saslar'dan burada kalan bir kısım Cermen kökenli nüfusun varlığından bahsedilmektedir.

O dönemin yerleşimlerinden olan; Grad, Komarane, Ribari, Velika, Trepça (daha sonra Martinoviçe), Grançarevo, Gusinye, Dosuce, Vrmoşa ile Dobra Riyeka ile ; Brbat, Bulat, Buyik, Vitan, Culiçi, Kudalin, Mikul, Radul Hlap ve diğerlerinden Vlah yerleşimleri olarak bahsedilirken; isimlerini, büyük bir ihtimalle burada uzun süre madencilikle uğraşmış, eski Sas’lardan, yani Cermen kökenli yerleşimler, German, Şişman, Şlimin gibi yerlerdi.

Osmanlı döneminden önce bölgede yaşayanların, Ortodoks inancına bağlı Sırp kökenli olduğunu iddia eden bazı tarihçiler, etnograflar ve diğer bilim adamlarının bu savı gerçeği yansıtmadığı gibi, manastırların yazılı kaynaklarına da ters düşmektedir. Nitekim Plav-Gusinye yakınlarında bulunan Bogomil Boşnaklara (Bošnjani) ait Steçak mezarlıkları (Stećci) bu bölgede Bosna kökenli insanların da yaşadığını gösteriyor. Sırp kökenlilerin orada yaşadıkları tezi, Kotorlu Marijan Bolica’nın, 1600 yılının ilk 10 yılında, İşkodra Sancağını anlatan yazdığı belgeler ve diğer birçok tarihçiler, etnografların savlarına ters düşmektedir.

1500'lü yılların sonlarına doğru Venediklilerin kışkırtmaları ve büyük maddi yardımlar ile desteklemeleri sonucu, İşkodra-Malesiya bölgesinde yaşayan Katolik Kleymendi aşireti Plav-Gusinye bölgesi topraklarına yerleşmek için Osmanlıya isyan etmişlerdi. Gerçekte Venedik Cumhuriyetinin yayılımcı politikalarının neticesinde oluşan bu ayaklanmaları önlemek amacıyla Osmanlılar, Bosna Eyaletinin naibi Mustafa Paşa aracılığıyla bu bölgede iki küçük şehrin kurulmasına katar vermişlerdir.

Resmi Karadağ tarihine göre de Gusinye şehri 1603-1610 yılları arasında kurulurken, Plav şehrinin 1618’de kurulduğu belirtilmiştir.

Bu iki şehrin kurulmasıyla bölgede, yapısal olarak önemli değişiklikler olmuştur. Öncelikli olarak çoğunlukla Müslüman Boşnak, Arnavut ve az sayıda Ortodoks, Katolik ve bir kısım dağlı nüfus buralara yerleşmeye başlamıştır. Bölgeye göç hareketliliği; özellikle 1690'lı yıllarında, Kuç Aşireti içinde yaşayan çok sayıda Müslüman ailenin yanındav1600'lü yıllarda Ortodoks inancına geçiş yapan ve daha sonra Karadağlılar olarak tanımlanacak olan aşiretler tarafından kovulan Katolik inancına mensup Arnavutların da buralara göç etmeleri ile artmıştır.

Osmanlılar, kurdukları bu iki şehteb200 piyade ve 50 atlı asker yerleştirmişlerdir. Kelymendi boyunun 1638 yılında, yeniden ayaklanması esnasında müdahale eden Osmanlı Ordusunun başında bulunan komutanlar, Banya Lukalı Mustafa Paşa ile İşkodra Sancak Beyi İbrahim Bey’dir. Bu ayaklanmaya, Kelymendi’lerin yanı sıra, Brdo aşiretler olan Piper ve Byelokapçiler ile Rojaye ve civarında yerleşik az sayıdaki Sırp Nüfus da iştirak etmiştir. İsyancılar, sadece Plav ve Gusinye’ye değil Podgoritsa, Rojaye ve Yeni Pazar’a da saldırmış, Vişegrad’a kadar gelerek yağmalamış, yakaladıkları herkesi öldürmüş, bölgeyi geniş anlamda ıssızlaştırmışlardır.

Bu isyanın bastırılması için Osmanlı idarecileri, Mehmed Paşa Vuço komutasında 15.000 kişilik bir orduyu ayrıca görevlendirmiştir. Osmanlı tarihçisi Naim, Kelymendi aşiretini; “Din iman bilmeyen, padişah ve devleti tanımayan, bütün dünyası dağlar ve burada yaşadıkları hayat olan, ok ve sapan kullanmakta usta olup sahip oldukları bütün zenginliklerini sarp dağ geçitlerinde gizleyen bir aşirettir.” diye tanımlamıştır.

Sarp dağlarda savaşarak onlara boyun eğdiremeyeceğini anlayan Mehmed Paşa Vuço, “Ticari yollar üzerindeki hareketliliğe mani olmamaları, önceden olduğu gibi haraç vermeleri, Kelymendi dağlarından ayrılmamaları, itaatkâr olmaları durumunda Plav Nahiyesine yerleşmelerine izin verileceğine” dair bir ahitname hazırlatmıştır.

Bütün bunlara rağmen, bazı Sırp-Karadağ tarihçileri olayı başka türlü belirtmiş ve Kelymendilerin, Plav ile Gusinye’yi ele geçirerek burada 50 yıl hüküm sürdüklerini yazmışlardır. Yine onların bu bölgeye zor kullanarak yerleşmiş oldukları iddiaları doğru değildir. Onların buraya, Osmanlıların yayınlamış oldukları ahitname doğrultusunda yerleşmiş oldukları doğrudur.

Bütün bu olan biteler, Plav-Gusinye bölgesine doğru göçü tetiklemiştir. 1600"lü yıllar boyunca ve 1700'lü yılların başlarında Plav-Gusinye bölgesine 284 aile yerleşmiştir. Bölgeye en çok Kuç aşiretinden yaklaşık 50 aile, ardından Krlymendi aşiretinden 27, Podgoritsa yakınlarındaki Zatriyepça'dan 22, Kuzey Arnavutluk'ta yer alan Şalye’den 18, İşkodra civarından 11, Piper’den 11, Bratonoyiçi, Rovats ve Moraça’dan 8’er, Byelopavliçi, Brskute ve Tseklina’dan 7’şer aile yerleşmiştir. Ayrıca buraya yerleşmiş olan 6 ailenin Osmanlı Türk kökenli, 8 ailenin ise Vasoyeviç soyundan oldukları biliniyor.

1700'lü yılların ortalarında, Plav-Gusinye bölgesinde toplam 1.785 hane mevcuttu. 1.174 hanede yaşayan Boşnak-Müslümanlar, toplam nüfusun % 65,8’ni, 401 hanede yaşayan Arnavutlar nüfusun % 2,5’ni, 210 hanede yaşayan ve kendilerini Ortodoks olarak gösteren Karadağ-Sırplar ise toplam nüfusun % 11,76’nı teşkil ediyordu.

Bölge, bu şekildeki nüfus yapısını Balkan Harbine kadar korurken, zorla Hıristiyanlaştırılamaya razı olmayan çok sayıda Müslüman’ın (yaklaşık 800 kişi) kurşuna dizilmesi üzerine, Ortodoks inancına geçmemek ve dolayısıyla kurşuna dizilmekten kurtulmak amacıyla 795 Müslüman kuzey Arnavutluk’a kaçmayı başarmıştır.

Müslümanların ağırlıklı olarak bu bölgeye gelip yerleşmesi, 1700'lü yıllar boyunca olmuştur. Buraya gelenler, daha önce belirttiğimiz üzere; 1686 yılında etnik temizliğe maruz kalmış Kuç ve Brdo aşiretlerini teşkil eden ağırlıklı olarak ilk Müslüman olmuş aileleri idi.

Bölgeye, İşkodra Malesiyası ile İşkodra civarından gelip yerleşenlerin büyük bir kısmını ağırlıklı olarak Katolik inancına mensup kişiler oluştururken, onlarla birlikte gelen ve biri Plav’a bir diğeri Gusinye’ye yerleşen iki Müslüman aile; Şabanagiç ile Recepagiçlerin, eldeki belgelere göre Asyalı yani Kürt kökenli oldukları belirtilmiştir. Bu iddiayı bazı tarihi kaynaklarda da bulmaktayız.

Plav ve Gusinye’ye ayrıca, İşkodra yakınlarında yer alan Bruye ile Miri (aynı adı taşıyan köylerden) aileleri taşınınca onlara, Yukarı Polimlye (Gornjo Polimlje) bölgesinde yer alan; günümüz Andriyevice civarındaki Budimliye-Berane ve Plav’da iki büyük tarım arazisi (zeamet/tımar) verilmiştir.

Plav ve Gusinye’ye yerleşen bu iki ailenin; Gusinye’den Police’ye, Yukarı Bihor (Gornji Bihor) ile Tifran’a (günümüz Berane’sinin kuzeyi, Lozno ve günümüz Akova’sı (Bijelo Polje) kadar olan bölgenin idarecileri olarak adlandırılmışlar ve onlar da Gusinye Kaptanlığının bilinçli Kaptanları olarak buraya hükmederken, nihayetinde ise Gusinye Kazasının idarecileri olmuşlardır.

Şabanagiç Ailesinden son idareci olarak ünlü Ali Paşa Gusinyac’ı görüyoruz. Dönemin Karadağ Krallığı’nin, bölgeyi üç kez ele geçirme teşebbüsüne karşı Ali Paşa, Gusinye ile Plavlılara önderlik etmiş, Karadağlılarla karşı çıkıp savaşmıştır. Ali Paşa; sadece bölgesinde yaşayan Arnavutlar için değil, Kosova ve Kuzey Arnavutluk’ta yaşayan Arnavutlar için de sembol olmuştur. Bu kişiliğiyle Paşa, o dönemde kurulması planlanan Arnavutluk Devletinin (1787) ilk Knyazlığına (krallığına) aday olarak gösterilmiştir.

Plav ve Gusinye Boşnakları ile Arnavutları çok iyi idare ettiği ve Berlin Kongresinde alınan karara göre bölgenin Karadağ’a bağlanmasına karşı çıkarak savaştığı için (4. Aralık 1879’da Plav yakınlarında Nokşiç Savaşı, 8 Ocak 1880’de Murina Savaşı) Mir-Miran (general) rütbesiyle taltif edilmiş, Peç’te (İpek) yeni oluşturulan Sancak Beyliğinin, Sancak Beyi olarak ilan edilmiştir.

Bu bölgenin en büyük karakteristik özelliği içinde çeşitli grup ve dinlere mensup kişilerin yaşadığı bölge oluşudur. Tarihçi Milan Şuflay (Šuflaj), Arnavut bilimci Zadarlı Şpiro Kulişiç (Špiro Kulišić), özellikle bu bölge hakkında yazarlarken, Dr. Yovan Tsviyiç (Jovan Cvijić) ve onun asistanı Andriya Yoviçeviç (Andrija Jovićević), çalışmalarında bu konuya yer vermişlerdir.

Bölge bu özelliğini oldukça uzun bir süre koruyabilmiştir. Ayrıca bölge, İlirler ve Vlahlar daha sonra Sırplar, Hersekliler ile Boşnakların aralarındaki ilişkileri ile dikkatleri üzerine çekmiştir. 17. yy’ın ortalarından sonuna kadar bölgede yaşayan nüfusun arasında Boşnakların, konuştukları Boşnakça (Bosanski Jezik), gelenekleri, kültürü, yaşam biçimleri, millet olarak gelişimlerine etki eden diğer bütün öğeleri ile bölge üzerinde etkili olmuşlardır. Bölgeye yerleşmiş olan; Kuç, Pipet, Biyelopavloviç, Moraçan ve bir kısım Vadoyeviçlerin yanı sıra, İşkodra Malesya’sinden zaman zaman bölgeye göç etmiş olan; Hot, Gruda, Kastart, Kelymendilerin bir bölümü, Zatriyepça ve civarından Tuzlar, Boşnakça (Bosanski Jezikl) adını verdikleri ortak dili kullanmışlardır.

2. Dünya Savaşında Partizanların (NOB-a), bölgeyi etkisine alarak hükmetmeye başladığı ana kadar Gusinye bölgesinin yerleşenleri, “i-kavski” şivesiyle konuşmuştur. Bu yüzden bölgeye göç etmiş olan aileler; Hot, Gruda, Kastart ve diğerleri, Boşnakların dilini, kültürünü, yaşam biçimini ve diğer öğeleri kabul ederek yaşamlarını sürdürmüş olsalar da ilk soyadlarını muhafaza etmişler fakat kendilerini Boşnak olarak hissettikleri için her zaman resmi makamlara Boşnak olduklarını beyan etmişlerdir.

Onların aksine yine bölgeye göç etmiş olan Kelymendiler ise bölgeye yerleştikten sonra İslâm dinini kabul etmiş olsalar da, Arnavut kökenli olduklarını muhafaza etmişlerdir. Onların gruplar halinde, özellikle; Vusanye ile Gusinye yakınlarındaki Martinoviçe (daha önce Trepça), ardından da Nokşiçi, Hakanye, Hoti, Plav civarındaki Yukarı Rcenitsa (Gornja Rženica) ve Pepiçi köylerine yerleşmiş olmaları karakteristiktir. Yerleşmiş oldukları bu köyler de önem kazanmış; Conbalyay (Đonbaljaj), Çosay (Ćosaj), Ulyay (Uljaj), Ahmetay (Ahmetaj), Vuçetay (Vučetaj), Balidemay (Balidemaj), Hasancekay (Hasanđekaj), Selimani, Hoti ve Nokşiç köyünden tanınmış olan Mekuli aileleri oluşup gelişmiştir. Bu ailelerin kökünden olup da, günümüzde Kosova’da yaşayıp çeşitli çalışmalar yapmış, Arnavut entelektüeller, kültür ve toplumda söz sahibi olmuş kişiler çıkmıştır. Onların ataları, 18. yy’ın ortalarına kadar İslâm dinine geçiş yaptıkları için “Yeni Müslümanlar” olarak adlandırılırlar.

Gusinye ve civarında yaşayan, sadece Radonçiç ailesinin çok sayıda ferdini, 1700'lü yıllarda olmuş Müslümanlar olarak sayabiliriz. Bilindiği kadarıyla onlar, Karadağ’ın, dağlık bölgesinde yerleşiktiler ve bu yerleşim esnasında ailenin atasına verilen “Bor dağı”, günümüzde; “Bor Radonçiç dağı” ismiyle anılmaktadır.

Osmanlıların bölgede huzuru sağlamaları için, Şalye (Šalje), Gaş (Gaš) ve Krasniç (Krasnić) gibi Kuzey Arnavutluk aşiretlerinin, haydutluk eylemlerinden bölgeyi korumaları gerekiyordu. Ağırlıklı olarak Boşnakların yaşadığı, Plav ve Gusinye şehirleri ile onların etrafını çeviren yirmi kadar köye, Arnavutların yerleşmemiş olması karakteristik bir durum arz ediyordu.

Yaşadıkları çok sayıda felakete, kurşuna dizilmelere, zorla Hıristiyanlaştırmalara rağmen, sadece bölgede kalıp yaşamlarını devam ettirenler değil, öncelikle; Amerika, Newyork, Batı Avrupa, Kanada, Avustralya, eski Yugoslavya’nın geneline; özellikle de, Sarabosna, Üsküp ve Kosova’ya göç eden çok sayıda Boşnak, Boşnaklığını muhafaza etmesini bilmiştir.

Yaşadıkları birçok yerde, kurdukları Boşnak dernekleriyle, özellikle yurtta kalanlarla yardımlaşmayı, adetlerini, geleneklerini, kültürlerini ve diğer önemli özelliklerini devam ettirmeyi başarmışlardır.

Çalkantılı tarihi geçmişi olan Plav ile Gusinye Boşnakları’nın en büyük özelliği, birbirlerine olan bağlılıklarını ortaya koymuş olmalarıdır. Sürekli olarak bölgeyi, ısrarlı bir şekilde ele geçirip boyun eğdirmek isteyenlere karşı; 1854 “Polimske Vojne” adlı askeri harekâtı, Karadağlı Ordusu ile yaptıkları 1879 Nokşiç Savaşı ile 1880 Murini Savaşları esnasında verdikleri mücadelelerle bunu göstermişlerdir.

Bu nedenle; günümüzde ortaya çıkan anlamsız ve gerçek olmayan tutumlarıyla, Boşnakları millet olarak reddeden, onları sadece dini bir grupmuş gibi gösterip asimile etmeye çalışan, atalarının ne için mücadele ettiklerini umursamazmış gibi göstermeye çalışan kişiler ortaya çıkmaktadır ve nihayetinde bu bölgede, tımar, daha doğrusu çiftçilik sisteminin olmadığı, fakat zeamet sahibi (beylik toprakları) 13 soylu aşiretin yaşamış olduğunu hatırlatmamız gerekmektedir.

Plav-Gusinye bölgesinde zeamet sahibi bu ağalıkların sahip olduğu topraklar (ağalıklar), Yukarı Polimye’de (Gornje Polimlje) izah edildiği gibi, yaşadıkları bölgeden başlayıp, 20 km.den 60 km uzaklığa kadar bir alan üzerine yayılıyordu. Önceden anlatıldığı üzere Bey aileleri: Şananagiç (Šabanagić), Recepagiç (Redžepagić).

Ağa aileleri: Kurtagiç (Kurtagić), Ometagiç (Omeragić), Şehıviç (Šehović), Smakoviç (Smakoçević), Başagiç (Başagić), Murayagiç (Muratagić), İbrahşmagiç (İbrahimagić), Mulamekiç (Mulamekić), Kadiç (Kadić), Sadiç (Sadić), Bumbareviç (Bumbarević), Şestoviç’ler (Šestovići).

Bölgeye hükmeden Şabamagiçler yok olduktan sonra onların, Recepagiçlerden olduklarına dair bir takım eğilimler ortaya çıkmıştır. Son 300 yıl boyunca her iki ailenin karşılıklı ve bağımsız olarak; Şabanagiçlerin Gusinye’de, yaşadığı, hükmettikleri, Vrmoşa’dan Bihor’a kadar uzanan bölgenin, “Şabanagiçlerin bölgesi” olarak adlandırıldığı ve hiçbir zaman “Recepagiçlerin bölgesi” olarak anılmadığı bilinmektedir.

Recepagiçlerin sahip olduğu topraklar, “Zla Riyeka’ya” kadar uzanmaktaydı. Şabanagiçlerin zeameti ise günümüz Berane’sini yakınındaki Budimlyi’ya idi. Onların son 300 yıllık geçmişi hakkında verilen bilgi tarih bakımından doğru bilgi değildir.

 

Kaynak: Saffet Atalay'ın çevirisi ile Prof. dr. Mustafa Memiç, "Bošnjaci (Muslimani) Crne Gore, Almanah" kitabı.

 

Yazının devamı yarın yayınlanacak.

 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×