ABD’nin Musul seferi: IŞİD bahane, her şey petrol için!
ABD ve Rusya arasındaki nüfuz mücadelesi Suriye üzerinden iyiden iyiye kızışmış bulunuyor. Taraflar tüm dikkatlerini düğümü çözecek halkaya, Suriye’ye yoğunlaştırmış, karşılıklı olarak elleri tetikte beklemektedirler. Dikkate değer olan, bugüne dek esas alınan siyasal çözüm çabalarının, bu çerçevede yürütülen diplomatik çabaların adeta sonuna yaklaşılmış olmasıdır. İmkanlar tamamen tüketilmemiştir, ancak, askeri çözümlere giderek daha fazla eğilim duyulmaya başlanmıştır. ABD ve Rusya’nın izni ve Suriye ve İran’ın rızası ile gerçekleşen Cerablus işgali bu eğilimin somut karşılığıdır. ABD’nin onlarca Suriyeli sivilin yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan hava saldırısı bu durumun bir başka örneğidir.

Alanda ve tüm bölgede nüfuz kavgasının başını çeken güçler, yani ABD ve Rusya adım adım dolaysız bir çatışmaya doğru gidiyorlar. Bir yanda ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, Suudiler ve ÖSO, El Nusra ve Ahrar’u Şam çeteleri, diğer yanda Rusya, Çin, İran, Suriye ve Lüban Hizbullahı… Halep sahasında deyim uygunsa Suriye üzerindeki kavganın galibini tayin edecek amansız bir savaş yürütülüyor.

Son günlerin önemli bir diğer gelişmesi de ABD’nin Irak hükümeti ve Barzani’ye bağlı peşmergelerle birlikte gerçekleştireceği eli kulağındaki Musul seferidir. Musul ve yanı sıra da Kerkük üzerinde her dönem büyük kavgalar yaşanmıştır. Şimdi bir yenisi başlamak üzeredir. ABD uzun denebilecek bir süredir en az Halep sorunu kadar önemsediği Musul sorunu ile ilgili planlar yapmaktadır. Belli bir süredir de bu yönlü bir hazırlığın içine girmiştir. Ne pahasına olursa olsun Musul seferinden zaferle çıkmak istemektedir. Nihayet hazırlıkların sonuna gelinmiştir. 

Musul: emperyalist ve gerici savaşın yeni halkası

Musul konusu ile ilgilenen başka güçler de var. Merkezi Irak yönetimi ve doğal olarak da Musul ve Kerkük’ü Kürdistan toprağı olarak gören Barzani bunların başındadır. Ve zaten bu güçler ABD ile ortaklaşa olarak Musul seferine hazırlanıyorlar. Rusya ve en çok da İran Irak’taki Şii yönetimle yakınlığı nedeniyle bu seferin seyri ve akıbeti ile ilgilenen diğer güçlerdir. Fakat, bugünlerde Musul sorunu ile hepsinden de canhıraş biçimde ilgilenen ve bu sorun üzerinden ABD, ama en çok da Irak merkezi hükümeti ile büyük gerilimler yaşayan devlet Türkiye'dir.

Türkiye'nin Musul, yanı sıra da Kerkük sevdası yeni değildir. Bilindiği üzere bu iki kent bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlıydı. Bir dönem İngiliz mandasını yaşadılar. Sonradan Irak devletine devredildiler. Güney Kürdistan Federe Kürt Devleti'nin kuruluşu ile bu kez de Kürtlerce Kürdistan toprağı sayılmaya başlandı. Ne var ki her daim Musul üzerinde en çok hak iddia eden devlet Türkiye olmuştur.

Türkiye'nin Musul sevdası, “yeni Osmanlıcılık” hırsı ve hevesi ile hareket eden T. Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarı döneminde yeniden depreşmiştir. Erdoğan bugünlerde hem de yüksek sesle Musul’un kendi ecdatlarının, yani Osmanlıların bir eyaleti olduğunu dile getirmekte, bura üzerinde hak iddia etmekte, başkalarının (ABD ve Irak hükümetinin de) buraya girme hakkının olmadığını ileri sürmektedir. Bununla da kalmamakta, ne pahasına olursa olsun Musul’a gireceklerini, bunu kimsenin engelleyemeyeceğini belirtmektedir. Musul'u IŞİD’den temizleme görev ve sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu vurgulamaktadır.

Erdoğan’ın Musul konusundaki iddiaları ve özellikle mezhepçi açıklamaları Irak merkezi hükümetince çok sert tepkilerle karşılandı. Başika’daki Türk askeri güçlerinin işgalci bir güç olduğu belirtilerek, derhal geri götürülmeleri istendi. Aksi durumda zorla buradan sürülecekleri belirtilmiştir. İki devlet arasındaki gerilim gitgide tırmanmakta, ipler kopma noktasına gelmektedir.

Son olarak, bu tartışmaya ABD de katıldı. ABD’nin sahadaki en üst düzeyde komutanı da Irak merkezi hükümeti ile paralel düşen açıklamalar yaptı.

IŞİD bahane, tüm kavga Musul ve Kerkük petrolleri içindir

ABD, Suriye ve Irak’taki esas amaçlarının buraları IŞİD’den temizlemek olduğunu ileri sürüyor. Her vesile ile batılı müttefiklerine ve Türkiye başta olmak üzere bölgedeki işbirlikçilerine “IŞİD’le mücadeleye odaklanmak” çağrısını yapıyor. Musul seferinin amacı ve hedefinin de ha keza Musul’daki IŞİD varlığına son vermek olduğunu belirtiyor.

Merkezi Irak hükümeti ve Türkiye de benzer açıklamalar yapıyorlar. İktidardaki Şii yönetimi de, muhalif Sünni Iraklılar da “vatan“larının IŞİD işgalinde olduğunu, halklarının acı çektiğini dile getirip, kavgalarının vatan için olduğunu iddia ediyorlar. O kadar ki bu iddialarının inandırıcı olması için “vatan milisleri” kurmuşlardır. Eski Musul valisi Esil Nuceyfi’nin kurduğu milis teşkilatı bunlardan biridir.

Öteden beri, bir halklar, mezhepler ve kültürler mozaiği olan bölgede, bunlara ait farklılıkları öne çıkarmak, bu yönlü hassasiyetleri istismar edip, kimi yerde dinsel ve mezhepsel, kimi yerde etnik çatışmaları kışkırtmak, halkların birbirini boğazlamasını sağlamak, halkları Suriye, Irak, Yemen, Libya ve daha pek çok yerde olduğu gibi kanlı iç savaşların içinde tüketmek, en başta ABD olmak üzere emperyalistlerin en temel politikasıdır. Emperyalist nüfuz mücadelesinin gitgide kızıştığı içinde bulunduğumuz dönem, bu kirli silaha özellikle daha çok başvuruluyor.

Benzer politikayı bölgedeki işbirlikçi devletler de savundu ve uyguladı. IŞİD tümünün eseridir. Onu ve benzeri tüm ölüm ve yıkım kusan çağ dışı gerici çeteleri halkların başına bela eden ABD, AB ve Türkiye başta gelmek üzere bölgedeki işbirlikçileridir.

Türkiye başından beri IŞİD’in en büyük hamisi ve destekçisi idi. Hâlâ onunla karanlık ilişkileri var. IŞİD’i başta Kürt halkı olmak üzere kardeş emekçi halkların başına bela edenlerin başını Türkiye çekmiştir. Türkiye’de ve Suriye’de pek çok katliam AKP ile IŞİD’in ortak yapımıdır. Her şey bir yana, Sünni ekseni politikasının sahibi AKP iktidarıdır. IŞİD ve benzeri çeteler tam da bu politikanın eserleridirler. Keza, IŞİD ve benzeri çetelere zemin yaratmada, Saddam sonrasında iş başına gelen Şii yönetimi de önemli bir rol oynamıştır.

Demek oluyor ki, ABD, AB ve işbirlikçilerinin, yani IŞİD’i yaratanların ve halkların başına bela edenlerin, IŞİD’e karşı mücadele edecekleri, sırf bu nedenle bölgede oldukları, Cerablus’a ve şimdi de Musul’a IŞİD işgaline son vermek için seferler düzenledikleri iddiasının hiçbir samimiyeti ve inandırıcılığı bulunmamaktadır. IŞİD’e karşı mücadele onların gerçek amaçlarını gizlemek için başvurdukları bir yalandır. Emperyalist ve gerici saldırganlık, savaş ve işgallerin örtüsüdür. Bölgenin emekçi halklarını aldatmada başvurulan kirli bir bahane ve propagandadır. Tüm bunlar daha önceleri kimyasal silah üretiliyor, diktatörlük var, halklar acı çekiyor şeklinde yapılıyordu. Günümüzde ise her kapıyı açan maymuncuk, IŞİD olmuştur.

“Vatan işgal altında” diyen ve vatan milisleri kuran merkezi Irak hükümetinin sicili de kabarıktır. IŞİD saldırısı ve işgali olduğunda tek bir mermi atmadan, en küçük bir direniş sergilemeden vatan dediği Musul’u IŞİD’e bırakıp kaçanlar Irak hükümet güçleriydi. Benzer suça Barzani de ortaktır. Onların da hiçbir inandırıcılığı yoktur.

Sonuç olarak, bölgenin kardeş halklarının çektiği acılar ve yaşadıkları yıkımlar emperyalistlerin zerrece umurunda değildir. Ne Cerablus ve ne de Musul’a halkların yaşadıkları acılara son vermek için gidiliyor. Musul’u IŞİD işgalinden kurtarıp özgürleştirmek de tam bir yalandır. IŞİD sadece bir bahanedir. Musul ve Kerkük demek zengin petrol rezervleri demektir. Emperyalist-sömürgeci güçler de, yerli işbirlikçileri de her daim Musul ve Kerkük sorununu böyle algılamışlardır.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×