MATÜSİTEB’İN MAKEDONYA BAŞBAKANINA POSTFESTUM GÖNDERDİĞİ ÇAĞRI

Remzi CANOVA/Üsküp/Kuzey Makedonya-Gelgelelim kendini “reformcu” bir hükümet olarak göstermeye çalışan bu yeni hükümette, bakanlıkların sayısı 26’dan 19’a indirilmiştir. Yani anlayacağınız, şimdiye kadar zaten devlete bir yarardan ziyade zararı olan boş bakanlıklar (koltuksuz bakanlıklar veya devlet bakanlıkları) iptal edilmiştir. Bunun da faturası, Türk partileri gibi çoğunluk olmayan etnik topluluklarının siyasi partilerine çıkarılmıştır. Anlayacağınız bu yeni hükümette Türk bakan yok. Ne hikmettir ki, hükümeti kurmakla görevlendirilmiş olan SDB Lideri (ve yarından itibaren Başbakan olacak) olan Zoran Zaev, hükümeti kurarken (bakanlıklar paylaşılırken) yukarda adı geçen blokta yer alan parti başkanlarıyla, toplantı yapmış, kurulacak yeni hükümetle ilgili kararını açıklamış, maalesef bu blokta yer alan her iki Türk partisinden bir ses veya şikayet çıkmamıştır. Bunun yerine, MATÜSİTEB’in (Bilmeyenler için: Makedonya Türk Sivil Teşkilatları Birliği) bu Hükümeti kuran Zoran Zaev’e bir çağrı göndermiş olduğunu (Makedonya medyasında yer yer alıp almadığı meçhul). Facebooktan öğrenmiş bulunuyorum.

 

MATÜSİTEB’in Makedonya Başbakanına bizzat böyle bir mektup (çağrı) gönderip gönderilmediği meçhul (umarım gönderilmiştir). Eğer bu çatı teşkilatından arkadaşlar bu çağrıyı bizzat Başbakana ulaştırdıysa, ne ala, tebrik etmek lazım. Yok eğer sadece Facebook ta yer aldıysa, o zaman bu çağrının hiçbir anlamı yok. Bu bir yana. MATÜSİTEB tarafından yapılan (yazılan) çağrının üslubu Makedonya Türk Sivil Toplum Teşkilatlarının başında bulunan bir çatı teşkilatına asla yakışmayan bir üslup olmuştur. Çünkü bu çağrı metni, bir Başbakana yazılacak seviyede ve nitelikten olmadığı kanısındayım. Bir yandan üslup meselesi sorunlu, siyasi acemilik mi, bilmemezlik mi diyeyim bilmiyorum neden. Bu çağrıdan kısa bir paragraf aktarayım, varın siz değerlendirin: “Ancak ülkemizin AB üyeliği sürecinde Türklerin Anayasal haklarının olması gereken düzeyde verilmediği gibi müstakbel hükümette Türk Bakanın yer almayacak olması, durumun (sanki bakanlıklar henüz tayin edilmemiş gibi ucu açık bir ifade, oysa iş işten geçmiş artık) daha da kötüleşeceğine dair derin bir endişe üretmektedir. Bu da şüphesiz NATO üyeliği ve AB üyelik sürecinin oluşturduğu olumlu havaya gölge düşürecektir.”

Kırk yılı aşkın gazetecilik yapan, yazı yazan biri olarak naçizane bu cümleden bir anlam çıkaramıyorsam, Topolniça Köyünden Ali Ağa” veya Bahçe Boz köyünden bir çiftçi soydaşımız bu cümleden ne anlayacaktır? Kaldı ki bu çağrı metninde birkaç yerde böyle anlaşılmaz, hatta yanlış anlamlara mahal veren cümleler yer almaktadır. Bir de aynı bu yazının Makedonca versiyonunu okuduysanız ne kadar kötü bir dille yazılmış olduğunu görmemek mümkün değil. Böyle kötü bir Makedonca ile Başbakan gibi bir kuruma (veyaki herhangi bir kuruma) hitap etmek, işleri iyi bilmediğinizi, siyaseti tanımadığınız algısına yol açar. Eminim ki, MATÜSİTEB gibi bir kuruluşta Makedonca’yı doğru dürüst bilen, en azından yüz kızartmayacak kadar düzgün bir lugatı kullanacak arkadaşlar vardır. Hele çağrının altında “Genel Başkan” ibaresinin, Makedonca hiçbir anlamı yoktur. Makedoncayı iyi bilenler bunun farkına varabilir. Makedonca’da “genel başkan” diye bir ifade, bir tabir yoktur. Ama varsın bu hata, bu açık çağrının en küçük hatası olsun. Çağrıda bazı maddi hatalar da var. Örneğin bir paragrafta : Anayasadaki haklarımıza ve OHRİ ÇERÇEVE ANLAŞMASI’ na atıfta bulunularak, bir anlamda Türklerin haklarının gasp edildiği ima edilmektedir. Bu arada bu anlaşmanın temel dayanaklarından biri olan “hakça temsil” ilkesinin ihlal edildiği şeklinde görüş yer almaktadır.

 

Makedonya Anayasası ülkedeki bütün vatandaşlara, dili, dini milliyeti ne olursa olsun, eşit haklar sağlamaktadır. Ancak bu, kurulacak olan her hükümette zorunlu olarak bir Türk bakanı (veya diğer etnik topluluklarından bir bakan) olmasını gerekir anlamına asla gelmez. Böyle bir yükümlülük yoktur. Öyle olsaydı, siyasi partiler kurmaya gerek kalmazdı. Ülkedeki her etnik kesimden birer veya ikişer bakan tayin edilir, hükümet kurulur işler toz pembe olurdu. Ama öyle değil.

 

Bir partinin hükümette bir bakanlık koltuğunu kazanıp kazanmaması, o partinin gücüne bağlıdır. Bir diğer çok önemli husus ise “Hükümet” denen pastadan kimin ne kadar pay alacağı, elbetteki bir partinin alabileceği, toplayabileceği oya göre belirlenir. Neticede siyaset, olası ve yararlı olanın bir bileşimidir, hatır meselesi değildir. Bu iş Allah rızası için olmaz. Gücünüzü gösterecek, pastadan daha büyük bir parça koparmaya çalışacaksınız. Yoksa hazıra koltuk beklemek olmuyor. Beğensek de beğenmesek de bu böyledir.

 

Makedonya’daki Türklerin gücü (seçmen oyu olarak) ne yazık pek büyük sayılmaz. Bir de toplam Türk oylarını üçe (üç Türk siyasi partisine) bölerseniz “ sıfırda sıfır, elde var sıfır” neticesi kaçınılmaz olur. Makedonya’daki Türk toplumu gibi küçük (sayı bakımından) bir toplumun oylarını üçe bölerek, hiçbir zaman ciddi bir güç teşkil edemezsiniz. Ama üç parti bir araya gelse, Makedon Hükümeti de başka telden çalmak zorunda kalır.

 

Asla ve asla, hükümette bir Türk bakanı olmamalıdır şeklinde bir görüşü savunmuyorum. Ama ne pahasına olursa olsun bir Türk bakan olsun görüşüne de katılmıyorum. Örneğin en basit protokolden bihaber ,yabancı dil bilmeyen, hangi münasebetle hangi renkte elbise giymesi gerekir bilgisinden bile aciz kişileri bakan koltuğuna oturtmak, bize toplum olarak ne kazandırır ? Bundan önceki hükümetlerde bu gibi bakanlarımız yok muydu ? Bunların Türk toplumuna ne faydası oldu ?

 

Kendi kendimizi yanıltmayalım. Artık bir gerçeği görmemiz gerekir. Maalesef Makedonlar bu ülkedeki Türkleri faktör olarak kabul etmiyorlar. Şimdiye kadar ki uygulamalar bunu göstermiştir.

 

Makedonya’nın çoğulcu sisteme geçişinden bu yana, bir kez hariç, bütün kurulan hükümetlerde, Türklere, ya koltuksuz bakan (devlet bakanı) ya da bakan yardımcılığı pozisyonları layık görmüştür. Son olayda olduğu gibi, bundan da vazgeçilmiştir. Doksanların ortalarına doğru Sosyal demokratlar Birliği’nin kurduğu hükümette ilk kez bir Türk aydınımız bu ülkenin Kültür Bakanı olmuştur. Hem de çok başarılı olmuştur. Ondan sonra gelenler hep fasa fiso olmuşlardır. O yüzden bundan böyle de kendilerini her ortamda kanıtlamış, Makedonya Televizyon kanallarında muhtelif konularda diğer etnik toplulukların temsilcileriyle eşit bir biçimde münakaşa yürütebilecek (Maalesef uzun yıllardan beri bunu göremiyoruz), Türklerin ak yüzü olacak kadrolara ihtiyacımız var. Onları öne çıkarmamız gerekir. Bunlar var mı diyeceksiniz. Ebetteki çok olmasa da varlar. Ama dediğim gibi gelin bunu kendilerini bulunmayan Hint kumaşı olarak gören, kendilerinden başka hiç kimsenin milletvekili olabilme kapasitesinde olmadığını sanan Türk partilerinin başındaki zatlara anlatın.

 

Başkalarının kurmuş oldukları partilere hazır konarak, bu partileri kendi babalarının malı olarak kullanan bu zatlara, Türk toplumu artık dur demelidir. Aksi halde değil MATÜSİTEB, bilmem kim olsa, çağrı gönderse ne yazar. İş işten geçtikten sonra böyle bir çağrıda bulunmak, kusura bakmasınlar ama, “Dostlar bizi alıverişte görsün” algısını yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Yoksa aksi takdirde, Maalesef iki toplumlu (binasional) topluma dönüşmüş olan (Makedon-Arnavut) Makedonya’da Türkler Allah rızası için bir bakanlık (hangi bakanlık olursa olsun) verilmesini bir sadaka olarak bundan böyle de uzun zaman daha bekleyecektir. Türk toplumu bunu asla kendine yakıştırmamalıdır. Bu partilerin başında bulunanlar Kendi avluları içine kapanmış, avluları dışında hiç kimseyi görmek istemedikleri gibi görmemektedirler zaten.

 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×