Bu Makale
98 Tekil
Görüntülendi.
EBEMİN OĞLU

EBEMİN OĞLU

 

Bizim yaşadığımız yıllarda genellikle mahallelerde evlere kadar gelip doğumları ebeler gerçekleştiriyordu. “Ebe Teyzesi” veya “Ebe Annesi” olmayan hemen hemen yok gibiydi. Mahallemizdeki her arkadaşımı farklı ebeler dünyaya getirmişti. Sohbet ederken, senin eben kim, onun ebesi kim konuşulur, doğumların sorunsuz yapıldığı ballandırılarak anlatır, ebelerimize övgüler düzerdik.

O yıllarda özel hastaneleri bırakın, devlet hastanelerinde bile doğum yaptırmak mümkün değildi. Sağlık kurumlarında çalışan ebe-hemşireler genellikle yaşadıkları mahalleler için ‘Ebe Abla, Ebe Teyze” idi. Babamın o yıllarda ambulans şoförü olarak çalışması, belki bizim için bir şanstı. Tepecik’te şimdiki gasilhanenin bulunduğu yerde belediyenin sağlık müdürlüğü vardı. Arif ve Sami abi ile birlikte babam da vardiyalı ambulansta direksiyon sallıyorlardı.

Evlere doğumlara gidiyorlardı, müdürlüğün ebe hemşiresiyle birlikte. Böyle olunca da ailece görüşmeler başlamış, birlikte hafta sonu gezmeleri, buluşmalar, arkadaş, aile gibi olmuşlar. Büyük ve ortanca abimin doğumunu yine Tepecik’teki evimizin alt katındaki küçük odada Hayrünnisa ebe gerçekleştirmiş. Annem iki oğlunun doğumunu gerçekleştiren ve samimi bir aile ortamı yaratan Hayrünnisa Teyzeyi çok sevmiş. Ebe Teyze’nin bir de şirin bir oğlu varmış on yaşlarındaymış o yıllarda.

Ebemin oğlunun adı Işık’mış. Bu isim anneme çok cazip gelmiş. 11 Kasım günü sabaha karşı annemin sancıları artınca, babam ambulansa atladığı gibi Ebe Teyze’yi alıp getirmiş bizim eve. Şakalaşmalar, konuşmalar arasında doğum gerçekleşmiş, nur topu gibi gelmişim dünyaya.

Ebe Teyze doğumdan sonra çekip gitmiyor, doğal olarak, annemin başında duruyor, sohbet ediyorlar, beni birlikte temizliyorlar, annemin memesinden ilk sütümü doyasıya içiyorum. Annem benim karnımı doyurduktan sonra Hayrünnisa Teyze’ye diyor ki, “Hayrünnisa Hanım izninle ben oğluma Işık adını koymak istiyorum. Sizinle birlikte olduğumuz zamanlarda Işık buraya gel. Işık şunu al, Işık bunu getir dediğinizde kulağıma öyle yerleşti ki bu isim. Üçüncü oğlumun adı da Işık olsun” diyor. Alkışlar ve dualar arasında Işık adını alıyorum.

Ama ben nedense ergen yaşlarda adıma takmıştım. Anneme kızıyordum, “Bana neden Ali dedemin adını koymadın,” diye sitem ediyordum. Nedense Ali ismini hala severim. Ama daha sonraki yıllarda adımı sevdim, adımı söylediğim insanlar da adımı çok sevdi, alıştık gittik. Bundan yıllar önce çok sevdiğim arkadaşlarımın şirin mi şirin, cana yakın, elimizde büyüttüğümüz oğlu Deniz, epilepsi hastalığı nedeniyle yirmi yaşında yaşamını yitirdi. Acısı içimize kor gibi düştü.

Çok ağladım, çok ağladık, çok üzüldük, kahrolduk, ama geri gelmiyor gidenler. Cenazeyi Doğançay Mezarlığı’nda toprağa verdikten sonra, İsmet’lerin Çiğli Evka-3’deki evlerine döndük, hüzünle, şaşkınlıkla. Mutfaktaki, masanın başında İsmet ile sohbet ediyor, Deniz’i anıyor, minikliğini anlatıyor, ona Denizköy’de nasıl yüzme öğrettiğimi konuşuyorduk. Amacımız arkadaşımı bir nebze olsun rahatlatmaktı.

O sırada kapıdan içeri bir adam girdi. İsmet, “Hoş geldin Işık abi” dedi. Ardından, “Işık bak! Adaşın” dedi. Işık abi masanın yanına bir sandalye çekti, başsağğı diledi. Konu bir ara Işık ismine geldi. Ben yıllar önce babamı, annemi, ebemi anlattım Işık abiye. Koca İzmir’de sanki bir mucize gerçekleşti. Işık abi, “Hayrünnisa ebenin oğlu benim, bir süre önce rahmetli oldu annem. Baban Akif Amca’yı çok iyi hatırlıyorum. Müjgan Teyzem sağ mı?” diye sorunca, döndük yıllar öncesine. Işık abi anlatıyor, ben anlatıyorum, aklımızda kalanları, yaşadıklarımızı, anıları… Nereden nereye, koca İzmir diyorsun, ama aslında öyle buluşmalar oluyor ki, sanki küçük bir köy gibi…

 

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×