Bu Makale
95 Tekil
Görüntülendi.
FAHRETTİN CÜREKLİBATIR / NAMI DİĞER CÜNEYT ARKIN

FAHRETTİN CÜREKLİBATIR / NAMI DİĞER CÜNEYT ARKIN

 

"Kimi gittikçe kalır, kimi kaldıkça gider."

Özdemir Asaf.

 

Ne yaman demiş Özdemir Asaf üstadımız. Şöyle bir durup düşündürüyor insanı bu kısacık tümce..

Şimdi koca Fahrettin Cüreklibatır'ı , yani namı diğer Cüneyt Arkın'ı nasıl anlatayım ki. Gittikçe kalanların arasına karıştı.. En iyisi ben onun yazdıklarını alayım yazıma. İnternetteki bazı yazıları önüme düşğünde kısa da olsa yorum yazardım Cüneyt Arkın'ın paylaşımlarına. Erzincan 1998 demiş bir bisikletli resmini paylaşştı. Trenle yarışıyordu sanki. Arşivlemiştim. İyi ki o muhteşem koca çocuğun resmini buldum. İnsanın içine umut eken bir kocaman bir çocuk gülüşüyle anılarda ..

Kendisini ve yaşadıklarını öylesine anlamış ki ,okudukça muhteşem bir edebiyatçı ile karşılaşıyorum.

Öğretmen Kemal oluyor filmlerinde. Karaoğlan olup bize tarihin kahramanını öğretiyor.

Malkoçoğlu oluyor , tarih canlanıyor..

Maden filminde hak arayan kömür karası kaderlerin yoksulluğunu, maden işçilerinin yaşamlarını anlatıyor. Sömürenlerin oyunlarını gösteriyor , sanki maden işçisiymiş gibi yaşyıor, rol değil yaptığı..

Yeşilçam bir efsane kahraman ile şahlanıyor diyor anlatıcının biri.

Öğretmen Kemal ;

" Ben barış adamıyım diye haykırıyor. Ben öğretmenim , Ben Atatürk'ün öğreteniyim diyor."

Filmlerinin çekildiği dönemlerine bakıyorum , ne kadar ileri deymişiz diye geçiyor aklımdan..

Hüzünle doluyorum , vah bize bize diyesim var.. Demiyeceğim.

Oturdum yazılarını araştırmaya. Beni en çok etkileyenlerden bir kaç yazısını aldım buraya. Ulaşabildiğim diğerlerini okumak kaydıyla biriktirdim. Arşivledim. İnsan olarak bilmediğimiz ne kadar özel yanları varmış. Hayvan sevgisi. Merhameti. Türkiye ve Atatürk sevdası. Annesi 13 bebek doğurmuş. 13 kardeşin sadece üçü yaşıyor. Diğerleri yokluktan , bilgisizlikten küçük yaşta ölüyorlar. O kardeşlerinin ölümünden çok etkileniyor. Doktor olmayı belki onun için seçtim diyor bir sohbetinde.

Üç evladı var. İlk eşi Dr. Güler Mocan hanımdan olan kızı Filiz . Bizler Filiz'in bebeklik ve çocukluk fotoğraflarını biliyorduk. Babasının vefatı ile gündeme geldiğinde Filiz Canlı artık yetişkin bir hanımefendi ve bir anneydi. Keşke böyle olmasaydı. Ayrılıklar çocukların içinde burukluk bırakmasaydı. Çocukların anne baba ayrılıklarında yüreğindekilerini , hissettiklerini gerçekleri söyleyemediklerini düşünürüm hep. Duygular ile konuşulanlar aynı değildir diye düşünürüm..Bu konuda , öğretmenliğimden ve kendi yaşamımdan çocukların duygularını anlamaya çalışırım.. Belki bey yanılıyorumdur.. Keşke böyle ayrılıklar hiç olmasaydı diye geçer yüreğimden..


***

KENDİSİYLE YAPILAN SON RÖPORTAJ.

Son söyleşisini Gazeteci Oya Çınar ile yapan Cüneyt Arkın ; "Sağlığınız, ruh haliniz nasıl?" sorusuna, "Gayet iyiyim Allah’a şükür. Yaşlılık tatsız bir şey tabii. Uzaklara gidemiyorum, koşamıyorum, yürüyemiyorum ama okuyorum, yazıyorum. O iyi geliyor bana. Ruh tedavisi gibi yazmak" yanıtı verdi.

-Yaşam felsefenizi nasıl anlatırsınız?

"Ben köy çocuğuyum. Tabiatı çok seviyorum. Şu ağaç var ya, bana bir şeyler söylüyor. Dalına bir kuş gelip konsa, onu saatlerce izliyorum, dinliyorum. Bir şey anlatıyor o bana. Kedileri doyurmayı seviyorum. Çocukluğumda zaten doğayla iç içeydim. Eskişehir’de, köyde büyüdüm. Topraktan evlerimiz vardı. Babamın en büyük yardımcısıydım. O koyunlar, onların o munis bakışları… Benim hayat felsefemin özü sevgi."


ATATÜRK'ÜN DEHASININ ÜZERİNE DEHA YOK, TABİİ Kİ MİLLİYETÇİYİM, NASIL OLMAM!

-Cüneyt Bey, adınızı Google’a yazınca sık sık “Türk milliyetçi kimliğiyle bilinen Cüneyt Arkın” ifadesine rastladım. Bu ifade sizi ne kadar anlatıyor?

"Tabii ki milliyetçiyim. Nasıl olmam! Benim babam Kurtuluş Savaşı gazisi. Öyle bir babanın oğluyum ben. İstiklal Savaşı gibi bir savaşımız, olmuş. Kahramanlarımız var.

Atatürk varya Atatürk!

Onun üzerine insan yok.

 Dehasının üzerine deha yok.

Genel kültürü, siyasi ve askeri dehası… Ecdadımızı bilmeliyiz, tanımalıyız. Sahip çıkmalıyız. Kaç yıllık bir tarihi birikimi var benim ecdadımın.

Dünyada Türk milleti kadar tarihi birikimi olan başka bir millet yok. Bunları bilir, özümserseniz, milliyetçi olmanız zaten kaçınılmazdır."


AKİL İNSAN OLMAM İÇİN TEKLİF GELDİ REDDETTİM, TÜRK HALKINA AKIL VERMEK KİMSENİN HADDİ OLMAMALI !.

-Zaman zaman siyasi fikrini beyan eden sanatçılar eleştiriliyor. Mesela barış sürecindeki akil insanlar… Size teklif edilmemiş miydi?

"Valla insan önce kendi söküklerini dikmeyi öğrenmeli, sonra Türk halkına akıl vermeli ki yine de yanlış.

Bana teklif geldi. 'Türk halkına akıl vermek benim haddime değildir' dedim. Gereksiz bir şeydi, ne demek akil insan?

Ben halkımı iyi tanıyorum. Yol göstermeni ister, öğüt vermeni değil. Yap demekle olmaz. Senin önce onu yapıyor olman gerek.

-Şimdiki aklım olsa daha az çalışır daha çok gençliğimi yaşardım. Gençlik çağlarında oburca yaşayacaksın. Dörtnala gider gibi aşklara sevdalara gideceksin” demişsiniz. Siz gençliğinizde büyük sevdalar yaşayamadınız mı?

"En büyük sevdam bebek işte karşımda, biricik eşim Betül. (Gülüyor) Çok çalıştım. Çocukluğumu daha doya doya yaşamak isterdim o ayrı. Aşka gelirsek; ben tabiata aşığım. Güzel bir atım vardı, adı Sevda’ydı mesela. Şu kedi var ya şu kedi, şu kediye aşığım. Gençlikte bir şeyler yaşanmıştır, onlar orada kalmıştır."


MUHTEŞEM BİR ANLATIM.. KALEMİNDEN..

KAHRAMANIM

“Belli belirsiz bir hışırtı duydum. Kerpiç odanın açık morluğunda yorganın altından baktım.

Babam yatağının ucuna oturmuş giyiniyordu.

Anamın ördüğü kalın yün kazağındaki tozun toprak kokusunu duydum.

Sonra kalktı, kapıya yürüdü, açtı. Bozkırın açık sarısına bulaşş kırmızı rengi içeri doldu.

Babam kemikli, geniş omuzlarını dalgalandırarak gitti. Kalktım, kapıya yürüdüm.

Uzaklardaki dağların ardındaki kocaman güneşin ilk ışıkları bozkırın üzerinde yelle ürperen gelincikler gibiydi.

Uzaklardan bir tarla kuşu neşeli ötüşüyle eşini çağırdı.Babam sonsuzluğa usul usul yayılan aydınlığın tam ortasındaydı.

Bana arkası dönüktü. Bir iki adım sonra durdu. Bir süre öyle kaldı. Sonra çöktü.

Köylünün toprağa çöküşlerinde kederli bir şeyler vardır.

Bu kederi babamın iri vücudunun bu uçsuz bucaksız sonsuzlukta birden küçücük kaldığını görerek, dehşetle yeniden yaşadım.

O gece yemekten sonra babam iri elleriyle sigarasını sardı.

Ocakta yanan tezeğin kokusu her yanımıza bulaşştı.

Babam gaz lambasına uzanarak sigarasını yaktı.

Her derin nefes çekişinde alev uzuyor, kısık gözlerinin yeşili aydınlanıyordu.

Sıcağın yaktığı, soğuğun kavurduğu köylü yüzündeki derin, koyu kırışıklıklar onu daha sert gösteriyordu.

Ama bu sertlikte insanın içini acıtan bir hüzün vardı.

Gaz lambasının olgun ışığı iki ablamın, annemin yüzünde halsizce titriyordu.

‘Bu sabah ağılın arkasındaki taşlı yere baktım' dedi babam.

Ocaktaki tezek ateşi, samana bulaşınca birden parladı.

Uzaklarda bir köpek havladı.

Babamın kısık gözleri kerpiç duvarlarda oynaşan alevlerin gölgesindeydi.

‘Oraya buğday ekeceğiz' dedi. ‘Yoksa bu kış aç kalacağız.'


BOZKIRIN KOKUSU

“Kuraklık, bozkırı kasıp kavurmuştu. Günlerce esen karayel önüne çıkan her şeyi yıkıp yok etmişti. Koyunlarımızın çoğu ölmüştü.

Acı derin bir sessizlik oldu. Sonra köpek yeniden havladı.

Ertesi sabah gün doğmadan kalkıp ‘taşlı yerin' iri kayalarını kırmaya başladık. Günlerce uğraştık. Geceleri de ay ışığında çalışıyorduk.

Korkutucu bir masalı yaşıyor gibiydim. Bu dört insan, iki ablam, anam, babam, başı sonu olmayan derin bir boşluğun içinde kaderleriyle savaşıyorlardı.

Küçük ablam kanayan ellerine çaput sarmıştı.

Kana kana içecek suyumuz da yoktu. Çoğu zaman soğan ekmek yediğimizden içimiz yanıyordu. Anam, babam bu arada geriye kalan koyunları yaşatmaya çalışıyorlardı. Suyun çoğu onlara veriliyordu.

Günler sonra tarla baştan aşağı kırılmış taş oldu. Sıra toprak taşımaya gelmişti. Önce büyük ağılı, sonra yemlikleri kazdık. Çünkü başka toprağımız yoktu. Çıkanı küfelere doldurup sırtımızda taşımaya başladık.

Yorgunluktan bitip tükenmiştik.

İkide bir anam o merhametli sesiyle ‘Ha gayret çocuklar, sonuna geldik' diye bize gayret veriyordu. Birkaç kere gizliden gözyaşlarını sildiğini gördüm.

Küçük ablamın yanında koşturuyor, zerdali çilli yüzünün terini siliyordum.

İşte o an, bozkır zerdali kokuyordu…


BEREKETİ MERHAMETİNDEDİR

“Babam bir garip olmuştu. O Anadolu inadıyla sertleşen yüzü hep tarlaya dönük öyle yaşıyordu. Geceleri de uyumuyor, eşiğe oturup sabaha kadar kıpırtısız tarlaya bakıyordu.

İri omuzları çökmüş, küçülmüş, o hazin oturuşuyla, bekliyordu.

Bir gece yanına gittim. Neden sonra beni fark etti. Ben de oturdum. İri elini omzuma koydu. Ilık bir yel yüzlerimizi okşuyor, ta uzaklardan gecenin mor kokusunu getiriyordu.

Babamın fısıltısını duydum:

 


Annesi Halise Hanım ve Babası Yakup Cüreklibatır ile.

"Anadolu toprağının bereketi merhametindedir."

Bu seste Anadolu insanının bütün bahtsızlığı, çilesi, yoksulluğu, çaresizliği, derin açlığı ama bitmez tükenmez yaşama inadı vardı.

Günler böylece geçti gitti.

Bir sabah babam beni telaşla uyandırdı.

Tarlanın kıyısına geldik. Durdu. Uçsuz bucaksız, sorunsuz bir sessizlik vardı. Usul usul çöktü, bende çöktüm.

Yüzüne baktım. Kısık gözlerinin yeşili bütün yüzünü aydınlatıyordu.

Beni sardı, sıktı, titriyordu. Sanki yüreğiyle fısıldadı. ‘Bak oğlum dinle, ekinler büyüyor, seslerini duyuyor musun?'

Ürperdim. İşte o an ezeli gerçeği fark ettim. Babam ekinlerin büyüme seslerini duyuyordu. Çünkü bu yaşlı köylü, giderek, insandan çok baştan aşağı bir Anadolu olmuştu. Onun kuşu, böceği, çiçeği, yağmuru, güneşi, dağları, ırmakları, toprağı, tarlası, ekini, ekmeğiydi.

O, Anadolu'ydu. Merhameti, bereketti…

Bu dost Anadolu toprağı bizi açlıktan kurtarmıştı.

Engerek yılanları bile yaşayamaz denilen uçsuz bucaksız bozkırın çoraklığında bir koca merhametli ana gibi bizi bağrına basmış, varlığıyla beslemişti.

Benim kahramanım Anadolu toprağıdır.”

Fahrettin CÜREKLİBATIR / Cüneyt ARKIN

***

 


CÜNEYT ÇOCUK GİBİ.

***

 

Sinema emekçileri için yürüyendir , direnendir o.

 Emeğe , insana saygıyla yürür. Sömürüye karşı duran yurtseverdir.

Türk Kültürü adına düşünen ve yazandır. 

 

4. Altın Koza film şenliğinde Yılmaz Güney Baba filmi ile birinciliği kazanmıştı. Altın Koza ödülü onun hakkıydı. İtirazlar sonucunda ödül ikinci olan Cüneyt Arkın'a verilmek istenmişti. O bu ödül Yılmaz Güney'in hakkıdır dedi , ödülü  kabul etmedi. 

Yaptığı açıklamada ;

"O ödül Yılmaz Güney'in hakkıydı. Aklı başında herkes bunu bilirken , Yılmaz  bunu bilirken , o ödül bana yakışır mıydı ? Yakışmazdı. Ben bütün filmlerimde kahramanları canlandırdım. Haksızlığa karşı geldim.Kendime hep şunu sordum. Hayatta da böyle miyim ?

  Filimlerde kahraman olmak adil olmak , kötünün karşısında olmak çok kolay ama hayatta olabiliyor musun ?  Ben hep o hesabı yapmışımdır. O ödül resmen Yılmaz'ın hakkıydı. Yılmaz Güney çok önemli bir insandı. Çok önemli bir sinema adamıydı. Hak ettiği itibarı halk ona iade etti.

 Türkiye'de halk , sanatçıya gerçek değerini her zaman vermiştir.

 

Sinema için , dayanışma için birlikte olmak adına dostluğun en kıymetli filmlerinin çekimine emek verdi.

En bilinen ise Tarık Akan ile o dostluğun muhteşem dayanışmasıdır.

Tarık Akan yasaklıyken, Maden filmi için ortaya yüreğini , cesaretini ve parayı koyup ;

"ben de oynarsam size dokunmazlar, bana da rol yazın" diyen, sansüre karşı direnen bir adamdır Fahrettin Cüreklibatır / (Cüneyt Arkın)

 

DOKTOR FAHRETTİN CÜREKLİBATIR.

"Adana-Feke ilk gittiğim yer.

1960'ların başları..Sağlık ocağı yok. Bir ahır verdiler bana.

Sağ olsun köylüler el birliğiyle falan orayı adam ettik.

Yıllardır ben orda, bir kadına çıplak etine iğne yapamadım. Hep şalvar üstü..

Kızamıktan çocuklar ölüyordu. Elimde penicilin yoktu.

Katır sırtında gidiyorduk hastalara. 1 gün 1 gece yol alarak !

Jandarma oluyordu yanımda. Birgün bir köye girdik. Feryat figan.

Gittik, bir kadın.Doğum.. Ters gelmiş herhalde.

Müdahale etmek istedim. Silah çektiler bana.

Kocası ve babası. Genç bir doktor, namahrem.

Sabaha kadar feryadı dinledik.

Kadın da öldü, çocuk ta..

Benim zamanımda doktorluk öyleydi."

Dr. Fahrettin Cüreklibatır

 

  Türk sinemasının mavi gözlü muhteşem yüreklisi Fatma Girik'i kaybettiğimizde yüreğinin olanca acısı ile ağlayarak ona seslenmişti..

" İnanamıyorum, bir dönem bitti. Nasıl dayanırım ben bu acıya..

Sen ne iyi insandın. Ne kadar alçak gönüllü, dostun. Mavi mavi bakardın.

 Nur içinde yat. O anlatılmaz. O hepimizin yüreğinde..Türk insanın yüreğidir o.

 Baştan aşağı Anadoludur o. 

Anadolu anasıdır o.

 Fatmam bekle beni orada geliyorum.."

Dedi ve gitti..

 

Cüneyt Arkın sol başta. Sağ başta Yılmaz Büyükerşen. 1953 yılında 19 Mayıs törenleri, Eskişehir Atatürk Stadyumu.

Protokolu selamlarken olmalı bu fotoğrafı, protokol önünden geçerken bizler de elleri yana birleştirip yürürdük.

" Her Türk Genci 19 Mayıs'ta, Türk Milleti,  Atatürk  ve tam bağımsız Türkiye  için yürür"  diyor bir sohbetinde ekliyor ;

Can alıcı bir durum tespiti yapıyor.

" Biz Cumhuriyet kuşağı olduğumuz için o dönemdeki Amerikan filmleri bizi etkileyemedi. "

- Uzun yıllar süren dostluğunun keyfini çok güzel yaşadık değil mi Yılmaz diye takılırmış . Efsane belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen'e.

Halk Tv de Serhan Asker in hazırlayıp sunduğu "Görkemli Hatıralar" izlencesinde Eskişehir mucizesini gerçekleştiren Anadolu Üniversitesi'ni yaratan Yılmaz Büyükerşen'i izlerken diplomamda Rektörüm olarak imzası olan öğretmenimi buradan saygıyla selamlıyorum.

Anlatıyor ;

" Fahrettin ile aynı mahalle çocuklarıydık. Lise yıllarında , Atatürk Lisesinde aynı sırada oturduk. Birlikte İzcilik yaptık. Çalışkan çocuklardık. Arkadaşlığımızı güzel yaşadık. O tıp fakültesini kazandı İstanbul'a gitti. Doktor olduktan sonra Eskişehir Hava Üssünde Yedek Subay olarak askerliğini yapıyordu. Halit Refiğ de Hava Üssünde "Şafak Bekçileri " filmini çekiyordu. Başrolde Göksel Arsoy oynuyordu.

Fahrettin Ana Jet Üssünde film çekiliyor ; sen bu halinle çok yakışıklısın, filmde rol alsana dedim. Yönetmen Halit Refiğ'in yanına gider .

Halit Refiğ ; ah be kardeşim film iki gün önce bitti der. Yönetmen Halit Refiğ ile yolları burada kesişir. 

 Askerliği bitince Yılmaz Büyükerşen ve diğer arkadaşları boşalan bir baklavacı dükkanını kiralarlar ve Fahrettin için muayenehane hazırlarlar. Oyuncu olunca muayenehaneyi unutur. Yılmaz Büyükerşen bunu gülümseyerek anlatıyor. Ve ekliyor ; Oynadığı filimlerde mutlaka Eskişehir adının geçirtirdi.

 

Lise yıllarında tiyatro ile uğraşır. Molier oyununda.

 

***

CÜNEYT ARKIN’IN KEDİSİ ‘ÇOCUK’ İÇİN KALEME ALDIĞI DUYGU DOLU YAZISI

Türk Sinemasının  efsanelerinden Cüneyt Arkın hayvanları çok seviyor. Öyle ki film setlerinde bile hayvanlar ile yakınlık kurduğu herkes tarafından bilinir.   “hayvanları sevmeyen insanlardan korkarım çünkü içinde hayvan sevgisi olmayan bir insanın sevmesi mümkün değildir” .

Aile üyeleri arasında bolca kedi bulanan Cüneyt Arkın 8 Ağustos Uluslararası kedi gününde duygusal bir yazı kaleme alır.

İşte o yazı

KEDİM ÇOCUK.

“Kedim Öldü .Ona çocuk adını takmıştım.Gerçekten çocuğumdu.

Çok önceleri anlatmıştım, arka bacakları tutmuyordu. Sürünüyordu çocuk.

Annesi, kardeşi atlıyor, zıplıyor, ağaçlara tırmanıyor, o sürünüyordu.

Ve öylesine acıklı, yürek parçalayan bir bakışla bakıyordu ki bana ‘beni yürüt’ diyordu böylece.

O, acıklı, yalvaran bakış gözlerimin önünden hiç gitmiyordu.

Acilen tedaviye başladık. Veteriner bir yandan biz bir yandan. Geceleri karımın göğsünde uyuyordu.

Bir çocuk gibi.

Her zaman koltuğuma çıkar, başımı dizine dayardı. Okşar, severdim. Onu, hele hele çene altını kaşıdığımda dehşetli keyiflenir "mırmıra" başlardı.

Yavaş yavaş iyileşmeye başladı. Önceleri düşe kalka, sonra çok rahat yürümeye başladı.

Çok mutluydu. Peşimden koşuşturuyordu. Sokaktan içeri girdiğimde, nerede olursa olsun, tatlı sesler çıkararak bizi karşılardı. Kuytu, serin yerlerde uyurdu.

‘Çocuk, nerdesin gel’ diye seslendiğimde yine aynı melodik tatlı sesler, çıkararak yanıma gelirdi.

Geceleri, yatıncaya kadar koltukta karımın yanına uzanırdı. Vücutları birbirlerine değerdi. O sıcaklığı duyardı.

Tatlı tatlı konuşurlardı.

Bir şey istediğinde patisiyle bacaklarımıza dokunurdu.

Evi sevgi ve güzelliklerle doldururdu.

Seyahate çıkacağımızda, valizleri görür anlardı ayrılığı. Küserdi.

Bü yüzden karım seyahatlerden vazgeçmişti.

Veterinere teşekkür ettiğimde ‘ben bir şey yapmadım, onu sizin sevginiz iyieştirdi’ dedi.

Güzel, mutlu günler yaşadık.

Çocuk’ varlığımızın bir parçası olmuştu.

Sonra hastalandı. Önce durumu kavrayamadık. Beklemiyorduk böyle bir felaketi.

Veteriner çoğunluk yanındaydı.

Ama çok halsizdi. Bir şey yemiyordu.

Serum takılmaya başlandı.

Göz göze geliyorduk. Hüzünlü bir şeyler vardı gözlerinde.

Sevip, okşuyor, konuşuyorduk onunla,. Kısa, halsiz cevaplar veriyordu.

O gün birden canlandı., koltuğuma çıktı. Başını dizime koydu. Usul usul sevdim. Çene altını kaşıdım. Keyifli mırıltısı duyulmuyordu. Sonra kaltı annesine gitti. Karım ona güzel, merhametli şeyler söyledi.

Damla damla suyunu içirdi.

Gün ağarırken uzandı. Öldü. Karım çöktü.

İçim boşaldı. Varlığımın büyük bir parçası kopup Çocuk ile beraber gitmişti. Acı, kalan parçamı kavuruyordu.

Sanki hayat bitmişti.

Neden sonra çocuğun masum gözlerini kapattık. Silip temizledik.

Karım bir çocuk gibi içini çeke çeke ağlıyordu.

Boğazıma bir yumruk gelip oturmuştu.

Çocuğun ön patisine takılmış sentetik iğneyi çıkarırken karımın sesini duydum.

" aman Fahrettin dikkat et, canını acıtma".

 

çocuk gibi...

 


Fahrettin Cüreklibatır. Eskişehir Necatibey İlkokulu 4. sınıf öğrencisi.

AİLESİ ÇOK  ÖNEMLİDİR..

 


İkinci eşi Betül Hanım ile 52 yıldır evli olduğunu basından öğrendim. İki evladı olur bu evliliğinden Fahrettin Cüreklibatır'ın. 

Eşinin sevgisiyle hayata tutunduğunu anlatıyor. Gülümseyen kocaman bir çocuk yüreğiyle bakıyor Betül Hanıma.. Çok özel bir fotoğraf bu..

Sevginin gücü sarıyor her yanı..

Fahrettin Cüreklibatır 8 Eylül 1937 yılında Eskişehir Karaçay Köyünde doğar.

Babası Yakup bey Kurtuluş Savaşına katılmış Kırım Türk Nogay idi.

Türk halkına miras olarak bıraktığınız o güzel filmlerdeki dersleri anlayacak çocuklar ve gençler , bizler sizi saygı ve özlemle anacağız..

Filmlerinizle sizi yaşatmayı sürdüreceğiz..

Maden filmini sizin Hakka yürüdüğünüz gün bir kez daha izledim..

Yaşıyosunuz..

Kemal Öğretmen , Malkoçoğlu.. Doktor Fahrettin Cüreklibatır.. Atatürk'ün öğretmeni..

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner163