Cumartesi Anneleri; Katillerle birlikte yürüyenlerin özrü bir anlam ifade etmez
 Her hafta olduğu gibi Taksim Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen kayıp yakınları ve destekçiler, kayıpların fotoğrafları ve karanfil taşıyarak eyleme başladılar. “Failler belli kayıplar nerede” sorusunun yazılı olduğu pankartın yere serildiği eylemde, akıbeti sorulan Hüseyin Taşkaya’nın yakınları konuştu.

İlk sözü alan Taşkaya’nın eşi Sultan Taşkaya, 21 yıldır arayış içinde olduklarını belirterek, çocuklarıyla başladığı mücadeleye torunlarıyla devam ettiğini dile getirdi. Sultan Taşkaya, karanfilleri bırakacakları bir mezarları olmadıkları için, Galatasaray Meydanı’na bıraktıklarını, eşinin kemiklerini veya mezarını bulana kadar mücadeleyi bırakmayacaklarını söyledi.

Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya da, Galatasaray Meydan’ında büyüdüğünü ve yine burada yaşlansa da arayışa devam edeceğini ifade etti. Bürokratlara seslenen Serpil Taşkaya, sevdiklerinin akıbetini ortaya çıkarmayanların hiçbir zaman “ak” olmayacağını söyledi.
 

“Babam devlet tarafından gözaltına alındı”

Ardından söz alan Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, babasının polis, jandarma, JİTEM; yani devlet tarafından herkesin gözü önünde gözaltına alınarak katledildiğine vurgu yaptı. Kendilerinin mücadeleye örgütler tarafından itildiğinin söylendiğini, fakat gerçekte yakınlarının kaybedilmelerinden ilk elden sorumlu olan dönemin devlet yetkilileri Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş’in bu mücadeleye neden olduğunu dile getirdi. Dünyanın gördüğü kayıplar sorununu bugünkü egemenlerin de görmediğine dikkat çeken Şerif Taşkaya, Dersim’den özür dileyenlerin samimiyetsizliğine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Fakat bizim yakınlarımızın katilleri bugün milletvekili veya bakan. Katillere petroller, villalar verildi. Beraber yürüyorsunuz.”


Şerif Taşkaya, bugünkü egemenlerin, kayıpların akıbetini ve kemiklerini ortaya çıkarmadan bir barışın olmayacağını, bir daha kayıpların yaşanmaması için ömürlerinin yettiği kadar mücadeleye devam edeceklerini dile getirdi.

 
Kayıplar, insanlığa karşı işlenmiş suçtur
Aile bireylerinden son olarak konuşan Hüseyin Taşkaya’nın kardeşi Faik Taşkaya, Süleyman Demirel’in “Fırat’ın kenarında bir koyun da kaybolsa sorumlusu benim.” sözlerini hatırlatarak, bu zamana kadar binlerce insanın kaybolmasının sorumlusunun da Tayyip Erdoğan olduğunu belirtti. Kayıpların insanlığa karşı işlenmiş suçlar olduğunu belirten Faik Taşkaya, bu durumla yüzleşmeyen sorumluların yakasını bırakmayacaklarını dile getirdi. Türkiye başbakanının yaptığı bir konuşmada kimsenin kendilerini sevmediği için serzenişte bulunduğunu hatırlatan Faik Taşkaya, suçlarıyla yüzleşmeyenlerin halktan sevgi beklememesi gerektiğini ifade etti. Faik Taşkaya, kayıplara sahip çıkacaklarını, çünkü kayıpların kendi değerlerini ifade ettiğini, sahip çıkarak yaşatabileceklerini vurgulayarak konuşmasını bitirdi.

Eyleme katılan  ve kayıpların avukatlığını da yapan Sezgin Tanrıkulu da konuşarak, bu dönemde parlamentoda bir şey yapılmadığını, mezar bulmadan yasın bitmeyeceğini ifade ederek, çözüm önerilerini sıraladı.


Konuşmaların ardından Kobanê’de şehit düşen MLKP militanı Suphi Ağırnaslı’nın annesi, Nuran Ağırnaslı basın açıklamasını okudu. Açıklamada, Hüseyin Taşkaya’nın dönemin korucu başı ve DYP Milletvekili Sedat Bucak’ın hakimiyetinde bulunan Urfa Siverek’te müteahhitlik yaptığı ve inkarcı, asimilasyoncu politikalara karşı çıktığına dikkat çekildi. Aldığı ölüm tehditleri nedeniyle evini İstanbul’a taşıdıktan sonra, kalan işlerini tamamlamak üzere gittiği Siverek’te gözaltına alındığı belirtildi. Ardından yapılan başvurulardan ise hiçbir sonuç alınamadığı belirtilen açıklamada, dönemin tüm yetkililerinin sorumluğu olduğu söylendi.

Açıklamanın ardından, Meksika’da katledilen 43 öğrencinin ailelerinin dünyaya yaptığı dayanışma çağrısı çerçevesinde, 10 Aralık saat 19.00’da Beşiktaş İskelesi’nde fener uçurularak, Meksika’ya ses verileceği duyurularak, eyleme katılım çağrısı yapıldı.

Basın Açıklamasının Tam Metni 
Asker-Polis devleti değil, hukuk devleti istiyoruz!

Bizler devletin ağır insan hakları ihlallerinin mağdurları ve tanıkları olarak tüm faaliyetleri hukuk kurallarıyla sınırlanmış, yurttaşlara eşit davranan, onların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, bu güvenceyi bağımsız yargı ile sağlayan hukuk devleti istiyoruz.
Biliyoruz ki kaybedilenlerin akıbetini açığa çıkartacak, faillerinden hesap soracak demokratik siyasi iradenin oluşması, asker-polis devletinden hukuk devletine geçiş ile mümkün olacaktır.
Hükümet ise devletin faaliyetlerini kutsallaştıran, her türlü itirazdan muaf tutan cezasızlık ve hukuki keyfiliği esas alan zihniyeti devam ettiriyor.
Asker devlet uygulamalarının 21 yıl önce Urfa/Siverek’te gözaltında kaybettiği Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti günümüzde de polis devleti uygulamaları ile karanlıkta bırakılıyor.
90’lı yıllarda Urfa, JİTEM- Bucak Aşireti, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Özel Harekât işbirliğinde kontrgerilla merkezi haline geldi. Güvenlik güçleri bölgede yaptığı operasyonların tamamını Bucak Aşireti’ne devretti. “Terörle mücadele” adı altında yargısız infazlar, gözaltında kaybetmeler, yakılan-yıkılan köyler Urfa’nın gerçeği oldu. Bu akıl almaz vahşet yaşanırken dönemin Urfa Valisi Ziyaeddin Akbulut basına verdiği demeçte “ …tüm ilçelerimizi hizaya getirdik” dedi.
42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya tamamen Bucak Aşireti’nin hakimiyetindeki Siverek’te müteahhitlik yapıyordu. İzlenen inkârcı, asimilasyoncu politikaların yanlış olduğunu, Kürtlerin varlığının ve haklarının kabul edilmesi gerektiğini her fırsatta dile getiriyordu. Bu nedenle devletin ve Bucak Aşireti’nin hedefindeydi. Adının ölüm listesinde olduğu duyumları gelmeye başlayınca evini İstanbul’a taşıdı. Kalan işlerini tamamlamak için bir süreliğine Siverek’e döndü ve amcası Mehmet Taşkaya’nın evinde kalmaya başladı.
6 Aralık 1993 tarihinde askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular otuz araçlık konvoyla, Urfa'nın Siverek ilçesi Bağlar Mahallesindeki Mehmet Taşkaya'nın evine baskın yaptı. Evde bulunan Hüseyin Taşkaya gözaltına alındı.
Hüseyin Taşkaya’yı sormak için emniyete, savcılığa, valiliğe koşan ailesine “Sedat Bucak’a sorun.” denildi. DYP milletvekili, aşiret reisi-korucubaşı Sedat Bucak da “Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.” dedi.
Oğlundan haber alma umuduyla Siverek Emniyet’ine giden Fatime Taşkaya’ya
“Bir daha bize gelmeyin. Diğer oğullarınla birlikte burayı terk edin, yoksa onlar da kaybolur.” denildi.
Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı. 21 yıldır Hüseyin Taşkaya dosyasında hukuki keyfilik ve cezasızlık devam ediyor.
Yıllardır Galatasaray’dan açıklıyoruz: Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesinden korucubaşı Sedat Bucak başta olmak üzere, korucular Ahmet Bucak, Ahmet Ersin Bucak, Halil Beyazkaz, Kemal Üzeyroğlu, Mustafa Üzeyroğlu, İsmet Özeyranoğlu sorumludur.
Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesinden dönemin
Siverek Jandarma Karakol Komutanı Üstteğmen Ahmet Şentürk, Siverek kaymakamı Celalettin Yüksel, Urfa Jandarma Alay Komutanı Seral Saral, Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, Urfa Emniyet Müdürü Mehmet Cebe, Urfa Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü Mustafa Tekin, Urfa Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Fidanboy, Urfa Valisi Tevfik Ziyaeddin Akbulut,
OHAL Valisi Ünal Erkan, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Özel harekatçı Korkut Eken, Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Başbakanı Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Orgeneral Doğan Bayazıt’ın Genel Sekreterliğini yaptığı Milli Güvenlik Kurulu sorumludur. 
Onlar bu insanlık suçunun hesabını vermeden, Hüseyin Taşkaya ailesine teslim edilmeden bu dava bizim için kapanmayacak.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×