‘Açlığa laf edenler, Ramazan’da açlığın mübarekliğinden bahsedecek’
 KHK ile işten atılmalarının ardından açlık grevinin 76 gününde akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, savcının “Ölüm orucu eylemi yapmanız konusunda size ne tür menfaatler sunulmaktadır” sorusunun ardından hâkimin “tutuklanmamaları halinde adaletin işleyişine zarar verecekleri” gerekçesi ve “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi.

Süfrajetlerden, Gandhi’ye,12 Eylül faşizmine direnenlerden, F tiplerine ve tek tip kıyafete direnenlere kadar açlık grevleri her zaman onur mücadelesi olarak tarihte yerini aldı. 1982 yılının Temmuz ayında Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan baskı ve şiddette karşı mahkumlar ölüm orucuna başladı. 55 gün sonra yaşamını yitiren PKK öncü kadrolarından Kemal Pir, Türkiye’de ölüm orucu sebebiyle hayatını kaybeden ilk isim oldu. Aynı ay Mehmet Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz’da ölüm orucunda yaşamını yitirdi.

Sami Türk: Yıl 2000: Yiyip içiyorlar!
1984 yılında PKK’li tutsaklar cezaevlerinde tüm mahkumların giymesi kararlaştırılan tek tip elbiseye karşı eylem başlattı. Birçok hapishanede 400’den fazla mahkum ölüm orucuna başladı. Eylemin 61. gününde Abdullah Meral isimli mahkum hayatını kaybetti, sonrasında 3 gün arayla 3 mahkum daha yaşamını yitirdi. Diyarbakır’da 1988 yılında bir mahkum daha ölüm orucu sonucu hayatını kaybetti. 19 Aralık 2000 tarihinde yapılan ve Sami Türk’ün “Yiyip içiyorlar” dediği açlık grevlerinde de kimi kaynaklara göre 107, kimilerine göre ise en az 122 tutuklu hayatını kaybetti.

Süleyman Soylu: Yıl 2017: Yiyip içiyorlar!
Direnişleri bir çok kesimden destek gören Nuriye ve Semih’de her dönem de örneklerinin görüldüğü gibi kısa bir sürede iktidarın hedefi haline geldi. Her fırsatta eylemcileri, ‘terörist’ olarak yaftalayan iktidar, alışıldık yöntemlerini tekrar devreye soktu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Yüksel’de Nuriye ve Semih’e destek eylemlerinin ardından, yaptığı açıklamada, “Sabah 9’da geliyorlar akşam gidiyorlar. Yiyorlar, içiyorlar ertesi sabah eyleme geliyorlar” ifadesini kullanmıştı.

Nuriye ve Semih’in cezaevinde de direnişi devam ediyor
İşlerinden ihraç edilen emekçileri ‘açlıkla’ terbiye etmeye çalışan iktidara karşı tarihi bir eylemsellikle ders veren Nuriye ve Semih, cezaevinde direnmeye devam ediyor. Açlığı direnişe çeviren emekçileri ‘terör eylemi’ yapmakla suçlayan iktidar gelen Ramazan ayında ‘açlığın ne kadar kutsal olduğunu’ ve ‘açlıkla birlikte ruhlarını’ nasıl terbiye ettiklerini lüks sofralarda gösterecek.

‘Ramazan’ın mübarekliğinden bahsedecekler’
HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Nuriye ve Semih’in açlık grevine ilişkin Süleyman Soylu’nun söylediği sözlere tepki göstererek, “İşte önümüze Ramazan dayandı bugün önümüze Ramazan edebiyatı yapmak için; dini, kitabı istismar eden zihniyet ve iktidar açlığın insanı terbiye ediciliğinden, Ramazan’ın mübarekliğinden bahsedecekler. Ve açlıkla ilgili dini argümanlarla insanlara ifadelerde bulunacaklar” şeklinde konuştu.

‘Bu manzara bu zihniyetin maskesini düşürüyor’
Bu manzaranın bu zihniyetin maskesini düşürdüğünü ve ikiyüzlülüklerini ortaya çıkardığını ifade eden Hüda, “Bir açlık düşünün ki açlık edebiyatlarıyla, mazlumları, yoksulları, fakirleri, emekçileri sömürenler onları açlıkla terbiye etmeye çalışanlar, açlık ile susturmaya, sindirmeye çalışanlar o açlık bir direnişe dönüşünce, o açlık kendilerine yönelik bir tehdide dönüşünce endişe etmeye başladılar ve ayakta duramayacak iki insanı açlıklarıyla kendi bedenleriyle bedel ödeyerek bu açlıkları zalimlere karşı bir tehdide dönüştürünce tehlike olarak gördüler” ifadelerinde bulundu.

‘Aslında tam da kendilerinin yaptığı gibi…’
Savcının tutuklama gerekçesinde, “tutuklanmamaları halinde adaletin sağlanamayacağı” ifadelerini hatırlatan Hüda, “Kamuoyu için bir tehlike unsuru olarak görerek seslerini kısmaya görünür olmaktan uzaklaştırmaya çalıştılar. O iki kişinin açlığı bir direnişe çevirdiklerini görünce endişe ederek bu olayın bunun kamuoyuna yansımalarından korktular. Bu iki insanı kamuoyu desteklerine daha fazla sahip olmamaları için hapsetmeyi bile göze aldılar. Bu dini kullanan, ikiyüzlülerin açlıkla insanları terbiye edemeyeceklerini kendilerinin de açlıkla terbiye olamayacaklarının en somut örneğidir bu durum” diye konuştu.

‘Ramazan ruhen bir direnişi başlatma ayıdır’
Ramazan ayının aynı zamanda ‘insanın ruhunu ve bedenini açlıkla terbiye etme ayı’ olarak ifade edildiğini vurgulayan Hüda şöyle konuştu:
“Evet Ramazan ayı aynı zamanda insanın açlıkla ruhunu ve bedenini terbiye etme ayıdır; fakat bu terbiye neyi gerektirir? Ruhen bir direnişi, bedenen bir direnişi başlatmanın da ayıdır aynı zamanda. Kur’an Ramazan’da saf bir açlıkla; gündüz aç kalın, akşama tıka basa yiyin demiyor. İçişleri Bakanının açlık grevinde olan insanlara, ‘yiyorlar içiyorlar ortaya çıkıyor’ dediği aslında tam da kendilerinin yaptığı gibi, gündüz aç gibi gezip akşam iftarlarda tıka basa bir ayda yenilen şeyleri bir sofrada yemeyi hedeflemek değildir. Aç kalmak akşama tıka basa, fakirin sofrasında bunlar var mı yok mu? Bir açlıktan ne dersi çıkardık diye düşünmeden akşamında hiç yemediklerini bir akşamda tüketmek değildir. Ramazan bilinçsizce tüketmenin önünü almaktır. Ramazan aynı zamanda açlık içinde olanların yaşadıkları; ruhsal bedensel ihtiyaçların farkına varmaktır. Ve bu ihtiyaçları gidermenin yollarını gerekiyorsa direnişle de oluşturmaktır. Mazlumlara bir uyanış, bir direniş bir eylemlilik gerçekleştirmenin farkındalığını açmaktır. Bunu anlamaktır aynı zamanda.”

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×