Baluken: Seçim günü Kürtleri sandıktan uzak tutmak için sıkıyönetim planlanıyor
HDP Milletvekili İdris Baluken, referandum sürecini Birgün'den Yaşar Aydın'a değerlendirdi. 
AKP'nin referandum sürecinde zor durumda olduğunu ifade eden Baluken, AKP'nin milliyetçi cepheye oynadığını ifade etti. 
Baluken Kürt seçmenlerle ilgili de "Referandumun son günlerinde ya da seçim günü Kürtleri sandıktan uzak tutmak için Kürt illerinde sıkıyönetim uygulamasına yönelik bir zemin hazırlanması planlanıyor gibi" ifadelerini kullandı. 

İdris Baluken'in Birgün'de yer alan söyleşisi şöyle:
HDP’ye yönelik operasyonlar sırasında tutuklanan ve 90 gün cezaevinde kalan İdris Baluken ile HDP’nin içinde bulunduğu durumu ve referandum sürecini konuştuk. Baluken, “gerilim ve çatışmada uzak durulursa hayır oyları katlanarak artar” görüşünde…

»HDP’ye yönelik arkası gelmez operasyonlar yapılıyor. Bu çapta bir müdahale bekliyor muydunuz?
Partimize yönelik siyasi soykırım operasyonları, gözaltılar, tutuklamalar uzun süredir devam ediyordu. Milletvekillerin tutuklanmasından hemen önce belediyelere kayyum atanması ile parlamento grubuna yönelik daha büyük bir operasyon hazırlığı olduğunu görebiliyorduk. Yetkililerin doğrudan eşbaşkanlarımıza, milletvekillerimize yönelik açıklamaları sıklaşmıştı.
Dokunulmazlıklarla ilgili Anayasa değişikliği tartışmalarında da belli bir pervasızlık yaşandı, dünyada eşi olmayan bir yaklaşım sergilendi. Bunu da tarih yazacaktır.
Amaç, HDP’nin örgütsel yapısını tamamen dağıtmaktı. En dinamik ve örgütlü seçmen tabanını sürecin dışına itmeyi hedeflediler. Kamuoyu anketlerinde de hedefledikleri noktaya gelmediklerini görüyor olacaklar ki bugün bile devam ettiriyorlar. Cezaevine alınan her HDP’li çalışanın yerini bir gönüllü aldı.
Yöneticileri parti merkezlerinden çok cezaevlerinde bulunan ama iradesi kırılamamış bir örgütlü güç var. Hükümet bu konuda rasyonel aklı devreye koymak yerine anlamsız bir şekilde operasyonlarla sonuç almaya çalışıyor.

»Sanırım referandum da, düşünülerek yapılmış bir hamle. Ne dersiniz?
AKP referandum sürecinde çok zor durumda. Hayır oylarının çok daha önde olduğu görünüyor. Bunu tersine çevirmek için de AKP yönetiminin ikna etmesi gereken iki büyük kitle var. Birincisi HDP’ye oy vermiş ya da vermemiş Kürt seçmen diğeri de MHP’ye oy vermiş ama parti yönetiminin duruşunu olumlamayan milliyetçi kesimler. AKP her ikisini de ikna etmek zorunda olmanın baskısını yaşıyor. Çünkü biri yetmiyor. Ama birini ikna etmek için attığı adımlar diğerini uzaklaştırıyor. AKP, bugüne kadar rotasını hayır cephesine yakın olan milletçileri ikna etmek üzerine kurdu. HDP’ye yönelik operasyonlar, tutuklamalar, baskının devam etmesi oraya oynandığını gösteriyor. Bu hem Kürtlerde ve HDP’ye oy veren kesimlerde kenetlenmeye yol açıyor. Aynı zamanda da milliyetçi cephede istedikleri sonucu alamıyorlar. O nedenle daha çok zorla çıkış arıyorlar.

»Referandumda Kürtlerin tutumu ne olacak?
AKP’nin Rojava ve Suriye politikası, tutuklamalar, belediyelerin karakol haline getirilmesi HDP’ye oy vermeyen Kürt seçmeninde de büyük tepkiye neden oldu. Bunun sandığa yansıyacağını düşünüyorum. AKP’nin sürekli “Kürt seçmenini ikna etmemiz gerekir” söyleminin arkasında bu endişe yatıyor. Bunun için beklenti yaratan küçük adımlar üzerinden hâlâ Kürt meselesine duyarlıymış görüntüsü vermeye çalışıyor. Federal Kürdistan Bölgesi’ne yaptıkları ziyaretlerle Kürt karşıtı politikaları maskeleme arayışlarına giriyorlar. “Hedefimize ulaşırsak bu meselelerde adım atarız” mesajı vermeye çalışıyorlar.
Cevap sandıkta verilecek

»Bölge halkının HDP’yi terk ettiğine dair söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Seçmenimizin önemli bir pratiği var. Sandık başlarında en disiplinli partidir. Politize bir topluluktur. Bu politik tutumu sandığa yansıtırlar diye düşünürüm.
İktidar HDP’li seçmeni bildiği için kafa karıştırmaya yönelik propaganda yapıyor. Yazılan çizilenlerin de HDP seçmeninin sandığa gitmesini önlemeye yönelik olduğunu düşünüyorum. Referandumun son günlerinde ya da seçim günü Kürtleri sandıktan uzak tutmak için Kürt illerinde sıkıyönetim uygulamasına yönelik bir zemin hazırlanması planlanıyor gibi. Ama bu işe yaramayacak.

»Bölge halkının sessizliğinin gösterge olamayacağını mı söylüyorsunuz?
Hem bizim taban hem de Kürt halkı, pozisyonunu Türkiye ve dünya kamuoyuna gösterme üzerine bilenmiş durumda. Referandum bu tepkinin gösterilmesi için en maliyetsiz fırsat…

»Seçmenin tercihinin net olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Kullandığınız oy Demirtaş’ın tutuklu olup olmamasına, Cizre’de günlerce sokakta yatan cenazeye bakış açınızı, AKP’nin Ortadoğu’daki Kürt politikasını onaylayıp onaylamadığınızı gösterecek. Kürt halkının yansıtamadığı demokratik tepkilerin sandıkta birikeceği sürece doğru gidildiğini görüyorum.

Meşruluk tartışması olur
»Seçim güvenliği sizin için de kaygı nedeni mi?
Şu an sağlıklı bir referandumun koşulları yok. 81 ilde OHAL var. KHK’ler ile herkes sabaha nasıl uyanacağını bilemiyor. Basın tamamen zapturapt altına alınmaya çalışılıyor. 150’nin üzerinde gazeteci haksız yere tutuklu…
Demokratik siyasetin damarları tamamen kapalı. Önce bu düzelmeli. Anayasa değişikliğini hazırlayanlar savunulabilecek bir proje olduğuna inanıyorsa önce eşitsiz koşulları ortadan kaldırmalı.

»Anketler “Hayır’’ın önde olduğunu gösteriyor. Ama AKP Erdoğan’ın sahaya çıkmasıyla durumun değişeceğini savunuyor. Sizim öngörünüz nedir?
AKP ve Erdoğan’ın sahaya başkanlık propagandası yaparak çıktığı seçim 7 Haziran seçimleridir. 7 Haziran’dan sonra yaratılan şok ortamı, korku iklimi ile gidilen 1 Kasım seçimlerinde AKP, Başkanlık üzerinden değil, fabrika ayarlarına geri dönme üzerinden, demokratikleşme, hukuk devleti, AB normları üzerinden propaganda yaparak halka gitti. 7 Haziran’da aslında başkanlık propagandası oylandı. Dolayısıyla sahaya çıkışın mevcut durumu nasıl etkileyeceği noktasında bakmamız gereken aynanın 7 Haziran aynası olduğunu düşünüyorum.

»1 Kasım öncesi olduğu gibi referandum öncesi yeni gerilim ve çatışma dinamikleri ortaya çıkabilir mi?
AKP’nin önüne gelecek verilere göre sonuç almaya yönelik her türlü politikayı sahaya süreceği bir atmosferi yaşayabiliriz. Hem MHP ile birlikte referandum sürecinin ortaklaşa yürütülüyor olması, hem milliyetçi tabandan bekledikleri desteği alma noktasından uzakta olmaları hem sınır içinde hem ötesinde operasyonları gündemleştirebilir. 1 Kasım seçimlerinden önce yaşanan ve bütün toplumu şok psikolojisi altında yaşamaya mecbur eden süreçler gelişebilir.

AKP tabanına anlatılmalı
»Böyle bir sürecin yaşanmaması için muhalefet ne tür önlemler alabilir?
Gerilim alanlarından uzak durmak gerekiyor. Bu gerilim AKP’nin kendi hedef kitlesini bir araya getirme dışında sonuç da üretmiyor. AKP yetkilileri, referandum kampanyasını değişikliğin içeriğinden, hangi sorunlara çözüm getireceğini anlatmaktan çok HDP’yi ya da ‘Hayır’ diyenleri hedefleştirmek üzere bir gerilim hattı oluşturmak üzerinden kuruyorlar. Durum buysa ‘Hayır’ çalışmasını yürütenlerin de ya da bütün toplumsal dinamiklerin gerilim alanlarından uzak durması, topluma Anayasa değişiklik paketinin ne getirip ne götürmediğini çok ince ayrıntılarıyla anlatması gerektiği kanaatindeyim. Gerilimden uzak durulduğu ölçüde ‘Hayır’ cephesinin gücünü katlayarak sonuç almaya yönelik emin adımlarla yürüyeceğine inanıyorum. Paketin Türkiye’nin temel sorunlarından hiçbirine çözüm getirmediği, rejim değişikliği üzerinden siyasi iktidar hesaplarını içerdiğini görüyoruz. Bu durumu ısrarlı, kararlı bir şekilde AKP tabanına da anlatacak bir kampanya yürütülmelidir.

»Bölgede çatışmaların devamı ya da kent merkezlerinde patlayan bombalar referandum sürecini nasıl etkiler? HDP bir rol üstlenebilir mi?
Hiçbir şekilde çatışmaların, gerilimin, savaşın artması yönünde ne bir söyleme sahip olduk ne de böyle bir politik tavrı doğru bulduk ve buna karşı net tavır koyduk. Ablukalar, hendekler döneminde yine HDP çok net tavır ortaya koydu. Biz bölge gezisi planladık. HDP’nin meselelerin savaşla değil, demokratik siyasi yöntemlerle çözülmesi çağrıları o dönem Kandil’den de eleştirildi.
***
Cezaevleri mücadelenin bir parçası
“Cezaevlerinde koşullar çok ağır, 3 ay ağırlaştırılmış tecrit altında tutuldum. Sadece Dersim Belediyesi Eşbaşkanı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı ile 3 kez görüşebildim. Tüm evrensey hukuk normlarında tecrit, işkence yöntemi ve insanlık suçu. Bunun 21. yüzyılda seçilmiş milletvekillerine ve halkın iradesini yansıtan insanlara, bir politik tutsağa uygulanması kabul edilemez. Bu koşullar altında ayakta kalmak kendi siyasi çalışmalarınızı takip etmek o iradeyi aynı şekilde sürdürmek tamamen taşımış olduğunuz bilince ve inanca bağlıdır. Arkadaşlarımız da bu zorlu koşullarda o inancı koruyarak şu anda kendi direnişlerini dört duvar arasında yürütüyorlar. Orada bulunduğumuz süreci kendi mücadele sürecimizin bir parçası olarak görüyoruz. Cezaevi koşullarında da kamuoyuna verdiğimiz mesajlarda barış ve demokrasiyi savunduk. Bugün de yine barışı ve demokrasiyi savunuyoruz. Çıktığımızda da çektiğimiz sıkıntılardan dolayı farklı mesajlar verecek farklı bir takım gerilim hatları oluşturacak imtiyaza sahip hissetmedik. Bizim için asıl önemli olan halklarımızın fazlası ile hak ettiği barış ve demokrasi ortamına biran önce kavuşmasıdır.”
SÖYLEŞİNİN TAMAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×