Bilgen: Reina tıpkı Suruç ve Ankara gibi Suriye'deki kirli ittifakın sonucu
Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri tutuklanan Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) Meclis Grubu gündeme ilişkin gelişmeleri değerlendirmek üzere toplandı.

HDP Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen'in yaptığı konuşmanın öne çıkan satır başları şu şekilde:

-Ne yazık ki yine eksik bir grup toplantısındayız. Eş Genel Başkanlarımız, milletvekillerimiz, grup yöneticilerimiz aramızda yoklar. 60 gün geçti. Ne yazık ki ne siyasi iktidarın, ne Meclis Başkanı'nın bu konuda bir tavrı, ne de Anayasa Mahkemesi'nin daha önce aldığı kararı hatırlamaya niyeti var.

-Türkiye artık olağanlaşan acılardan birini daha yeni yıla girerken yaşadı. Biz "bu sorun kınamayla, lanetlemeyle bitmez" dediğimizde tepki gösteren partilerin, daha ilk açıklamalarında kınamanın yetmeyeceğini ifade etmiş olmaları, siyasetin sorumluluğunun kınamaktan öte olduğunu görmüş olmaları sevindirici.

-Konunun tarihsel arka planını dikkate almadığınız takdirde sadece polisiye tedbirler boyutuna odaklanırsınız. Vakanın bölgesel politikalarda Türkiye'nin payı kısmını es geçerseniz, sadece sonuçlarını tartışmak zorunda kalırsınız.

'TÜRKİYE 2011'DE SURİYE'YE SAVAŞÇI NAKLİYLE TAŞLARI DÖŞEMEYE BAŞLADI'
-Konunun tarihsel arka planıyla ilgili, özellikle Türkiye'nin Suriye politikasıyla ilgili kısa bir kronolojiyi paylaşmak istiyorum. Düştüğünüz yere değil, sendelediğiniz yere odaklanırsanız sorunu çözersiniz.

-Türkiye 2011'de, Libya'daki savaşçıların İskenderun'dan Suriye'ye nakilini yaparken, aslında bu son saldırının taşlarını döşemeye başladı. Mesela Rusya'nın Birleşmiş Milletler'e sunduğu bir Tatar köyü iddiası var. Kocaeli'nin farklı ilçelerinde Kafkasya'dan gelenlerin eğitildiği ve Suriye'ye gönderildiği iddiaları var. 2013'te Lazkiye'de bir Alevi köyünde 190 kişinin katledilmesinde Türkiye'den gidenlerin olduğuna dair BM'ye sunulmuş iddialar var. Karakuşak taburu var, cihad otobanları var. Vel hasıl, Türkiye'nin Musul Konsolosluğunu kurtarırken IŞİD'lileri serbest bıraktığı iddiaları var. Son olarak Rusya'nın Halep'e ilişkin Cumhurbaşkanı'ndan ricaları olduğuna dair iddialar var.

'ORTAĞI OLDUĞUNUZ SUÇLARI ÖRTEBİLİR MİSİNİZ?'
-El Cezire'de bir yetkili, "Bazı Arap ülkeler Türkiye'yi çekemiyor. Türkiye'nin Suriye savaşındaki rolünü kıskanıyorlar. Cihadın merkezinin Türkiye'den Ürdün'e çekilmesini istiyorlar" diyor.

-Suriye politikanızın, ortağı olduğunuz suçların, sınırlarınızı açmanızla ilgili gerçeği örtebilir misiniz? Eğer Türkiye'nin iç güvenliğiyle ilgili bir risk varsa, bunda Türkiye'nin kendi Suriye politikalarıyla ilgili özeleştiri yapması kaçınılmazdır.

-Çok yapıldı ama bu benzetmeyi tekrar dillendirmek gerek. Türkiye'nin Pakistanlaşma riski. Nedir bu? Ziya Ül Hak'ın kendinde gördüğü güçle, kendi çevresinde Pakistan'ın hegomonyasını kurmak istemesi. Sonraki adım, Kabil'de namaz kılmak istediğini ifade etmesi. Size bir şey hatırlatıyor olsa gerek. Afgan mültecilerin sayısı da o dönemde 3 milyona yaklaşıyor Pakistan'da. Bunların Afgan savaşında Pakistan'ın söz sahibi olması için kullanılması. Bir başka aşama Pakistan'da Keşmir sorununu çözümünde Afgan mücahitlerin kullanılması. Bu da tıpkı Kobane sorunun çözümünde Türkiye'deki gruplara verilen role benziyor. 11 Eylül'den sonra Pakistan manevra yapıyor.

'SURUÇ, ANKARA VE REİNA SURİYE'DEKİ KİRLİ İTTİFAKIN SONUCU'
-Türkiye'de yeni ittifaklar dolayısıyla Suriye'de manevra yapmaya çalışıyor. Yeni uzlaşmalar aramaya çalışıyor. Ama eski ittifakların faturası kolay bitmiyor. Nasıl ki 15 Temmuz bir kirli ittifakın bedeli olarak bu ülkeye mal olduysa, Suriye'deki kirli ittifakın sonucu da Suruç'tur, Gar katliamıdır ve nihayet yılbaşı gecesindeki o utanç tablosudur.

-Suriye'de SOHr'un açıklamasına göre; 4 ayda hayatını kaybeden sivil sayısı 281. TSK'nin verdiği sayıların ne kadar gerçekçi olduğu ayrı bir tartışma. Daha kendi askerlerinin nerede olduğunu bilemeyen bir devlet, her gün kaç IŞİD'linin öldüğünü, kaçının yaralı olduğunun sayısını veriyor. Hadi IŞİD'li ölülerin sayısını biliyorsunuz, yaralı sayısını nereden biliyorsunuz? Onları hastanelerinizde tedavi ettiğiniz için mi biliyorsunuz?

'SURİYE'DE SAVAŞMAK İSTEYENLER DAVUL ZURNAYLA GÖNDERİLİYOR'
-Türkiye artık Suriye politikasında bir geçiş değil kaynak ülkesidir. Yani Suriye'de savaşmak isteyenlerin devşirildiği, köylerden davul zurnayla Suriye'ye gönderildiği bir ülkedir. İnsanlar davul zurnayla El Nusra'ya katılıyorsa, hangi kaynağı nerede kurutmayı düşünüyorsunuz El Bab'ta mı?Konya'dan, Adıyaman'dan, Hacı Bayram'dan katılanlar ne olacak?

-Cumhurbaşkanı'nın meşhur danışmanı "Bu saldırının arkasında ABD var" diyor. Bir başka danışman "Saldırının arkasında bazı ülkeler var" diyor. Bir bildiğiniz varsa niye söylemiyorsunuz? Yok bilmiyorsanız bu milleti arkasında şu var, bu var diye niye kandırıyorsunuz? Dışarıdan adres göstererek hiçbir sorunu çözemezsiniz.

'SURUÇ'TAKİ, ANKARA'DAKİ ACI HİSSEDEBİLSEYDİ, BUGÜN BU ACI YAŞANMAZDI'
-Güvenlik politikasının kendisi de sorun üretmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı yurt dışında saldırılar olduğunda "Sizin istihbarat örgütleriniz ne işe yarıyor" diye soruyordu. Ee şimdi size dönüp sormazlar mı. Ankara'da Rusya Büyükelçisi bir polis tarafından katlediliyor, faili yaralı ve yerde olduğu halde orada infaz ediliyor. Bir polis kendi meslektaşları tarafından infaz edilerek adeta deliller karartılıyor, diğeri de Reina'ya bir polis düşmüş olacak ki bir kişi içeri girip onlarca insanı katlediyor sonra da çekip gidiyor. Selfie yapmamış olsaydı, fotoğrafını da göremeyecektik. Bu tablo, bir güvenlik zafiyeti olduğunu göstermeye yetmiyor mu?

-Eğer Türkiye Suruç'taki acıyı, Ankara Garı'ndaki acıyı hissedebilseydi. 7 Haziran seçimleri öncesinde partimize yönelik saldırlar öncesinde uyarılarımız dikkate alınsaydı bugün Türkiye bu acıyı yaşamazdı.

-Hükümet temsilcilerinin yüz ifadelerine, mimiklerine baktığınızda bazı şeyler çok net görülüyor. Roboski için, Suruç için "ölü" diyenler, şehitliği sadece bazılarına layık görüyor. Bu ikircikli, çifte standartlı tavrı terk etmedikçe Türkiye'ye barış ve huzur gelmeyecek.

'İÇİŞLERİ BAKANI BİZE LAF YETİŞTİRMEKTEN İŞİNİ YAPAMIYOR'
-Sadece son iki ayda 100'ün üzerinde insan hayatını kaybetti. Bir ülkede, İçişleri Bakanının istifa etmesi için nasıl bir zaaf olması gerekiyor? Kaç kişinin ölmesi gerekiyor ki İçişleri Bakanını görevini yapıp yapmadığı ciddiyetle masaya yatırılsın. İçişleri Bakanı bize laf yetiştirmekten işini yapamıyor. Bitlis'te hamaset yapıyor, "bizim siyasetçilerimizin 3. sınıf olduğunu" söylüyor. Sen 1. sınıfsın. Çünkü hiçbir İçişleri Bakanı bu kadar kısa görev süresine bu kadar ölüm sığdıramaz, bu kadar dernek kapatmayı sığdıramazdı.

-İçişleri Bakanı muhalefete laf yetiştirmeyi görev biliyorsa, ondan cesaret alanlar da ona göre pozisyon alacaktır. Ona göre, Ankara'da Rusya Büyükelçisi'ni öldürmeye gelen polis "ben buraya ölmeye geldim" diyor ama polislerce öldürülüyor. Milletvekillerimizi gözaltına almaya gelirken bir ordu gibi onlarca polis geliyor. Mutki'de Belediye Başkanımız 4 yaşındaki kızının gözü önünde yere yatırıp ters kelepçeye götürüyorlar. Bir İçişleri Bakanı bundan utanmayacaksa neden utanacak?

'HIRSIZ İÇERİDEYSE KAPIYI KİLİTLEMEK ÇARE OLMAZ'
-Siz böyle davrandığınızda, gayet tabi birileri de bunda cesaret alıyor ve bir fazlasını yapıyor. Son günlerde toplumun kamplaşmasıyla, nefret söylemiyle ilgili hükümet başı tedbirler almaya karar vermiş. Ama en tepeden nefret söylemi üretiyorlarsa yani hırsız içerideyse kapıyı kilitlemek çare olmaz. Cumhurbaşkanı'nın Berkin Elvan'ın annesini yuhalattığı bir yerde, Konya stadında da Ankara katliamında yaşamını yitirenler yuhalanır.

-Olaydan sonra çok vaka var ama birisi ilginç. Havuz medyanın yayın organlarından birisinin genel yayın yönetmeni, Halkevleri üyelerinin bir kahvedeki laikliği savunun sözlerinden ötürü Emniyet Müdürlüğü'nü göreve çağırıyor. Bu kişiler de gözaltına alınıyor. İçişleri Bakanlığı bunu Twitter'da duyuruyor, sonra da siliyor. Bu hesapları yönetenler, bizim bilmediğimiz başka AKP yöneticileri, iki hesap kulanan bakanlar olmasın?

"YAŞASIN IŞİD" DİYE TAG AÇANLAR HAKKINDA SORUŞTURMA VAR MI?
-Umut Vakfı'nın rakamlarını söylüyorum. Türkiye bireysel silahlanmada dünya rekoru kırıyor. Yüzde 85'i ruhsatsız olmak üzere 20 milyon civarında silah var. Bireysel silahlanma konusunu çok uzun tartışma gerek. Ama bunun sebebi hükümet temsilcilerinin mesajlarında da aranmalı. "Kürtler katledilsin" diye, "Yaşasın IŞİD" diye tag açılıyor. Bu tagları açanlarla ilgili, bunları paylaşanlarla ilgili yaptığınız kaç soruşturma var? Kaç kişi gözaltına alındı? Ama Ahmet Şık'la ilgili çok hızlı davranıyorsunuz. Ahmet Şık daha önce 'FETÖ'nün emniyeti yönettiği dönemde gözaltına alanları anlıyoruz. 15 Temmuz başarılı olsaydı muhtemelen Ahmet Şık gözaltına alınırdı. Peki 15 Temmuz püskürtüldükten sonra Ahmet Şık'ın üç örgütten neden gözaltında.

-Noel tartışmalarında kamuya açık yerlere asılan afişler ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın illere gönderdiği hutbe var. Müslümanların Hazreti İsa'nın doğum gününün kutlanmasından nasıl bir rahatsızlığı olabilir?

'DİYANET İŞLERİ HERKESİN YAŞAMA BİÇİMİNE SAYGI DUYMALI'
-Yılbaşı gecesi yaşana katliamdan sonra yaptığı açıklamayı, Diyanet İşleri Başkanı katliamdan önce, herkesin yaşama biçimine saygı gereği olduğunu ifade edebilseydi o zaman alkışı hak ederdi. Diyanet İşleri Başkanı her zaman yaptığı gibi, kutlamaları dinle çelişkisi üzerine mesajlar vermiş. Önce kendi çelişkilerine bakması gerekiyor. Kumar dediğiniz Milli Piyango ise bu ülkede bu devlet eliyle yapılıyor. Bileti devlet basıyor, çekilişi devlet yapıyor. Önce kendi devletine kumarla ilgili nasihatte bulun demezler mi?

'ÖNCE İNFAZ EDİYORLAR, SONRA KAMUOYUNA YALAN AÇIKLAMA YAPIYORLAR'
-Türkiye tehlikeli bir sürece adım adım sürükleniyor. Şırnak'ta Şehmus Uğur katlediliyor. Elinde bomba vardı diyor. Olay yeri incelemesinde de yanında bir silah olduğu iddia ediliyor. Onlarca kişi bir kişiyi infaz ediyor, sonra da kamuoyuna açıklama yapıyor. Kurumlardan biri bomba vardı diyor, diğeri silah vardı diyor. Valilik "Bir IŞİD'liye suikast hazırlığında olan örgüt üyeleri yakalandı" diye açıklama yapıyor. Bu açıklamayı yapan bir valiliğe nasıl güveneceğiz.

-Urfa bir toplama kampına dönüştü. Manisa'da 11 aydır tutuklu olan üyelerimiz var. Haklarında iddianame hazırlanamadığı için mahkemeye çıkmış değiller. Güvenliği sağlamanın yolunu HDP'lileri gözaltına almakta görüyorsanız Türkiye daha çok acı yaşamak zorunda kalacak. HDP'yi hedef gösterenlerle ilgili açılmış bir tahkikat varsa buyurun açıklayın.
-Sizin eski bir ağabeyiniz Şevki Yılmaz, Akit TV'de "MİT HDP'lilere suikast düzenlemeli" diyor. Hani Cumhurbaşkanı soruyor ya "sizin istihbarat örgütleriniz ne yapıyor" diye. Cumhurbaşkanı'nın sorusunun cevabı Şevki Yılmaz'da.

'EKONOMİDE İSTİKLAL DEĞİL İSTATİSTİK SAVAŞI VERİYORLAR'
-Türkiye şiddet sarmalından çıkabilir. Çok basit gibi görünüyor ama İstanbul'da Organize Sanayi Bölgelerinde elektriksiz işçiler evlerine gönderiliyor. Bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuz duyuruluyor. Siz bir elektrik kesintisini bile yönetemiyorsunuz. Türkiye bir yönetememe kriziyle karşı karşıya. Bu, hayatın her alanına yansıyor. Ekonomiyle ilgili rakamlarla oynanarak herkesin kendini iyi hissetmesi sağlanıyor. Hesaplama biçimi değiştiriliyor. Maliye Bakanı enflasyon sepetinde gıdaya ayrılan pay biraz fazla diyor. Bu çok basit. Enflasyon sepetindeki ürünleri değiştirirsen rakamları da değiştirirsin.

Siz aslında istiklal savaşı değil, istatistik savaşı veriyorsunuz ekonomide. Peki reel rakamlar ne olacak? Köprülerde yapılan artış yüzde 48. Otogaza zam yüzde 25'in üzerinde.

-Anayasa konusunda iç politikada da istikbal savaşı veriliyor, istiklal savaşı diye yutturuluyor. Çok açık bir şekilde, bir kişinin daha yetkili olması üzerinden Türkiye daha iyi bir yer olacakmış gibi bir anayasa servis edilemeye çalışılıyor, buna oy vermeyenler, buna itiraz edenler de neredeyse düşman muamelesine tabi tutuluyor.

'SİZİN YÖNTEMİNİZİN TEK ÖRNEĞİ ALMANYA'
-Bu ülke 100 yıl öce bir istiklal savaşı vermişse, o savaşın nasıl yapıldığına bakmanız gerekmiyor mu? Hiç olmazsa şunu görmüyor musunuz? O savaşı yöneten bir meclis vardı. Savaştan çıkmanın yolu bütün yetkileri tek kişide toplamaktan geçseydi, birinci meclis 3 yıl boyunca yetkileri tek kişide toplardı. Dünyada yetkileri tek adamda toplayarak geçiş dönemini başarıyla aşmış bir tek örnek var mı? Ama tersi çok örnek var. Sizin yönteminizin tek örneği Almanya. O acı dönemin deneyimlerini sadece Almanya değil bütün dünya yaşadı.

-Gerçek bir krizle, bir savaşla karşı karşıya olduğunuzu düşünüyorsanız yapmanız gereken şey uzlaşmayla yeni bir anayasa yapmak olmalı. Bir kişinin yetkilerini arttırırsak güzel olur , herkes kurtulur diye düşünerek değil, tam tersine katılımcı bir anlayışla yeni bir anayasayı gündemimize almamız gerekir.

'GÖMLEĞİ KİMİN BEDENİNE GÖRE AYARLIYORSUNUZ?'
-Meclis başkanı güzel bir şey söyledi; "Benim gönlümden geçen, tam bir uzlaşmayla yeni bir anayasa yapmaktır." Peki Meclis Başkanı'nın gönlünden geçeni yapamamasına önünde engel olan nedir? Mevcut Anayasaya göre Meclis Başkanı ikinci sırada, onun önünde bir kişi var. Peki hangi muhalefet partisi uzlaşmayla bir anayasa yapılmasına karşı çıkıyor?

-Eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek "Artık bu gömlek yama tutmaz" diyordu. Peki, şimdi siz kime gömlek dikiyorsunuz? Gömleği kimin bedenine göre ayarlıyorsunuz?

-Eğer seçim meydanlarında insanlara demokrasi vaat etmişseniz, çoğulculuk demişseniz burada da onun gereğini yapmak zorundasınız.

-Milletvekillerinin yargılanmasıyla ilgili oylama yapılırken, AKP'li milletvekillerini iradesi üzerinde açık bir baskı kuruldu. O oturumu da İsmail Kahraman yönetiyordu. Bu kez bunun utancını taşımamasını tavsiye ediyoruz. Kendi milletvekillerine azıcık saygıları varsa sandıklarda nöbet tutan parti komiserlerine izin vermemesini öneriyoruz. Bu bir sorumluluktur.

-Her şey rağmen, anketler umdukları gibi görünmüyor. Kendi anketleri de muhalefet partilerinin anketleri de umdukları gibi değil. Toplum başkanlığa ikna olmuş değil. Ancak gerilimi tırmandırmak, yeni düşmanlar icat etmek ve referandumda evet oyunu yükseltmek dışında bir çare göremiyorlar.

'GELİN HEP BİRLİKTE BU KORKU İMPARATORLUĞUNU YIKALIM'
-Gelin hep birlikte bu korku imparatorluğunu yıkalım. Bugün yaşadığımız gerilim, önümüzdeki aylardaki muhtemel yeni saldırılar, sizin bizim güvenliğimizle ilgili değildir. Bu saldırıların amacı başkanlığı meclisten sonra halk oyuyla da geçirmek içindir.

-Bu kamplaşmayı bitirmek, kendi geleceğimizle ilgili kararı kendimizin vereceği günlere erişmek için yan yana durmak zorundayız. Herkesi, HDP'ye katılmıyorlarsa bile ülkenin bir büyük kaosa sürüklenmemesi için duyarlı olmaya çağırıyoruz.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×