Can Dündar: Erdoğan, Meclis’in ve Hükümet’in yetkilerini tek başına kuşanmaya, yargıyı avucuna almaya hazırlanıyor
 Dündar, 'Evet Diyenlerin Tehlikeli Gücü' başlıklı yazısında, "Erdoğan, 15 yıldır Türkiye’yi tek başına yönettiği halde yetkilerinin azlığından şikâyetçiydi. Kuvvetler ayrılığını ayağına bağ olarak görüyordu. Başbakan’ın yetkilerini de almak, partisine, Meclis’e, yargıya doğrudan hükmedebilmek istiyordu. Bunun için bir anayasa değişikliği hazırlattı. Getirilen tasarı, sadece anayasayı değil, rejimi kökten değiştiriyor, Türkiye’yi, parlamenter sistemden, "Türk tipi" bir Başkanlık rejimine sürüklüyor. Erdoğan, önceden hazırladığı sarayında yeni rejimin "sultan"ı olmaya, parti rozetini yeniden takmaya, Meclis’in ve Hükümet’in yetkilerini tek başına kuşanmaya, yargıyı avcuna almaya hazırlanıyor." ifadelerini kullandı.

Can Dündar'ın Dİe Zeit gazetesinde yayınlanan yazısı şu şekilde;

Almanya’da Cumhurbaşkanı seçiminin olduğu hafta, Türkiye’de Cumhurbaşkanı’na Başkanlık statüsü sunacak referandumun kampanyası başladı.
Bu çakışma, bize iki ülkede cumhurbaşkanlarının pozisyonunu karşılaştırma imkânı sunuyor.

Almanya, tarihinin kötü tecrübeleri ışığında Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini sınırlayan bir siyasal sisteme sahip...
Türkiye de öyleydi.
Şimdi, 16 Nisan’da halkoyuna sunulacak anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanı’na sınırsız yetkiler vermeye hazırlanıyor.
Belki de ilerde tarihe "kötü tecrübeler" olarak kazınacak kadar sınırsız yetkiler…

Türk siyasal sistemi, diğer parlamenter sistemler gibi Cumhurbaşkanı’na tarafsız, yetkisiz, sembolik bir görev veriyordu.
Asıl kudret, Başbakan’daydı.

Erdoğan, 10 yıl önceki bir referandumla daha önce Meclis’in seçtiği Cumhurbaşkanı’nın halkoyuyla seçilmesini sağladı.
Böylece, seçimle gelmiş iki güçlü figür çıktı ortaya…
Çiftbaşlılık sorunu doğunca da önce başbakanını değiştirdi, sonra da "Bu sistem yürümüyor. Bütün yetki, Cumhurbaşkanı’na verilsin" demeye başladı.
Sorunların çözüm yeri olması gereken Cumhurbaşkanlığı, sorunların odağı haline gelmişti.
Erdoğan, 15 yıldır Türkiye’yi tek başına yönettiği halde yetkilerinin azlığından şikâyetçiydi.
Kuvvetler ayrılığını ayağına bağ olarak görüyordu.
Başbakan’ın yetkilerini de almak, partisine, Meclis’e, yargıya doğrudan hükmedebilmek istiyordu.
Bunun için bir anayasa değişikliği hazırlattı.
Getirilen tasarı, sadece anayasayı değil, rejimi kökten değiştiriyor, Türkiye’yi, parlamenter sistemden, "Türk tipi" bir Başkanlık rejimine sürüklüyor.
Erdoğan, önceden hazırladığı sarayında yeni rejimin "sultan"ı olmaya, parti rozetini yeniden takmaya, Meclis’in ve Hükümet’in yetkilerini tek başına kuşanmaya, yargıyı avcuna almaya hazırlanıyor.

Geçen hafta bu yeni rejimin kampanyası için meydanlara çıktı.
Ve daha ilk konuşmasında "Hayır" diyenlerin ülkeyi bölmek istediklerini iddia etti.
"Referandum sonucu, idam cezasının (yeniden kabulünün) de sinyali olacak" dedi.

"Evet" kampanyası için bütün devlet aygıtları ve medya hükümetin elindeyken, "Hayır" diyenler, olağanüstü hal şartları altında propaganda imkânından yoksunlar.
Ankara’da gösteriler yasaklandı.
İstanbul’da "Hayır" diyecekleri ölümle tehdit eden iki kişi, önce gözaltına alınıp sonra serbest bırakıldı.
Ülkenin en çok izlenen TV’sinin sabah sunucusu "Hayır" diyeceğini açıklayınca işten kovuldu.
"Hayır" blokundan ikinci büyük muhalefet partisinin Genel Başkanı ve 11 milletvekili halen hapiste…

Bunlara rağmen, hala kamuoyu yoklamaları "Hayır"larla "Evet"leri başabaş gösteriyor.
Herkes, ortadaki kararsız kitleyi ikna etmenin peşinde…
Belki de onları en iyi ikna edecek şey, hiçbir dengeleyici bir mekanizma olmadan tüm yetkileri bir kişiye vermenin bir ülkenin, hatta dünyanın başına neler getirebildiğini anlatan Alman tarih kitapları olacak.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×