CHP'li Ağbaba: Teslim olacak değiliz
 BirGün / Ece Zereycan - Başkanlık tartışmaları, milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklanmaları, Cumhuriyet operasyonu ve son olarak ‘cinsel istismar’ düzenlemesi... Siyasi iktidarın ortaya koyduğu tabloya karşı CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya yaşananları sorduk, çıkış önerilerini konuştuk.

Meclis’e getirilen son düzenleme yasalaşırsa 4 bin tecavüzcü serbest kalacak. Çocuk istismarını cezasız kılan bu düzenleme hangi aklın ürünü? Amaç nedir?
Bu önerge AKP’nin karanlık aklının ürünü. Çocuk tecavüzcülerine cezasızlığın kapısını açacak bir düzenlemeyi geçirmek istiyorlar. Bunların asıl zihniyeti bu. Çocuklara tecavüz etmek için paravan olarak açılmış vakıfları, kendi yerleştirdikleri sapıkların küçücük çocukları istismar ettiği okulları ve şimdi de tecavüzcüleri aklayacak teklifleri. Bunların hepsi birbiri ile bağlı. Hepsi de AKP’nin bizatihi kendisi. Bu son teklifi de AKP’nin kendini koruma çabası olarak görüyoruz.

OHAL sonrası cezaevlerindeki genel tablo nasıl?
CHP Cezaevi Komisyonu olarak yüzlerce kez cezaevlerine gidip raporlar yazdık, mahpuslarla görüştük. 15 Temmuz öncesi ile kıyasladığımızda bugün çok daha kötü bir manzara ile karşılaşıyoruz. Cezaevlerinde koşullar OHAL ile çok daha sıkıntılı hale geldi. Mahpuslara yönelik tam bir tecrit hali var. Dışarıdaki baskı arttıkça içeride de baskı katlanarak artıyor. İktidar tutumunu sertleştirdikçe, cezaevi yönetimleri de fevrileşiyor. Cezaevlerinde OHAL sonrası getirilen çok çeşitli uygulamalar var. Daha önce haftada bir olan telefon görüşü on beş günde bire çıkarıldı. Dışarıya mektup göndermek yasak. Yaşamlarını yazmakla sürdüren insanların yazdıklarını gönderme hakları ellerinden alınmış. Örneğin, Ahmet Altan’ın babasının ölüm yıldönümünde mesaj göndermesine dahi izin vermemişler. Beğenir ya da beğenmeyiz bu insanlar Türkiye’nin yazan insanları.

Peki ya işkence iddiaları?
Son Silivri ziyaretimde bir mahpusla görüşürken baktım eli yazı dolu. Niye eline yazdın dedim, bana koğuştan dışarı kağıt çıkaramadıklarını söyledi. Cezaevine kitap da sokulamıyor. Kendi yazarı oldukları kitapları dahi alamıyorlar. Bugüne kadar 30-40 kitap yazmış insanlara nasıl eziyet edersiniz, kitap vermeyerek, yazmasını engelleyerek. İşkence yalnızca fiziken olmuyor, psikolojik olarak da yoğun bir işkence uygulanıyor. Mahpusların görüş hakları da iki ayda bire çıkarılmış durumda. Ama tam görüş zamanı zorla revire çıkarıldıklarını öğreniyoruz. Dediğim gibi, mahpusları tecrit ederek psikolojik bir işkence uygulanıyor.

Bazı tutukluların “intihar” diye açıklanan ölüm nedenlerinin arkasında, gördükleri ağır işkenceler olduğu anlatılıyor aileleri, avukatları ve STK’ler tarafından. Ciddi iddialar… Bunlar araştırılıyor mu? Ölümle sonuçlanan sizin bildiğiniz vakalar var mı?
Cezaevlerinde yaşanan intiharları biz de takip ediyoruz. Bu konu hakkında araştırılması için Meclise önergeler verdik. Devlet cezaevindeki insanı korumak zorunda ama 15 Temmuz’dan bu yana birçok insanın intihar sonucu öldüğünü öğrendik. Kendilerine yüklenen suçu kabullenemeyerek hayatına son veren insanlar da var. Henüz kesin konuşmak için elimizde somut deliller yok ama yakınlarının intihar ettiğine inanmayan aileler de var. 15 Temmuz sonrası tutuklananların işkence gördüğü de biliniyor. Bu iddiaları ciddiyetle araştıracak ve ortaya çıkaracak bir hükümet olmadığını bildiğimiz için bu görevi biz üstleniyoruz. Bu şüpheli intiharlar aydınlatılmak zorunda.

Silivri Cezaevi’ni ziyaretiniz ve tutuklu gazetecilerle görüşmenizin yankıları sürüyor. “Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyon CHP’ye de yapılacak” sözü parti içinde nasıl değerlendirildi?
Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyonda asıl hedeflenen cumhuriyet değerleridir. Laik, demokratik cumhuriyeti savunan tüm kurumlara gözdağı verilmek isteniyor. Bu değerlerin yok edileceği ve diktatörlüğün ilan edileceği yolda AKP, önünde en büyük engel olarak CHP’yi görüyor. CHP hukuku savunuyor, laikliği, parlamenter demokrasiyi, insan haklarını, yargı bağımsızlığını savunuyor. Erdoğan rejimi tam da bu değerlerin karşısında. Havuzun tasmalı kalemleri gazetelerinde, televizyonlarında utanmadan arsızca yalanlar söylüyor. Geçmişte kol kola girerek cinayetler işledikleri, suçsuz insanların hayatlarını kararttıkları, ülkeyi parsel parsel paylaştıkları bir şebekeyi, CHP ile beraber göstermeye çalışıyorlar. Ama bizim bu yalanlara boyun eğmeye niyetimiz yok. Biz her türlü iftiraya, her türlü kara propagandaya rağmen kendi inandığımız çağdaş değerleri savunmaya devam edeceğiz. Bedeli ne olursa olsun Cumhuriyeti ve değerlerini koruyacağız. Tutuklamalarla, cezaeviyle, ölümle bizi korkutamazlar. Kendilerine güveniyorlarsa gelsinler. Ama şunu da bilsinler, bizim tek bir milletvekilimizi teslim etmeye niyetimiz yok. Faşizme teslim olacak değiliz.

Bu ihtimal karşısında partinin yol haritası belli mi?
Bu mücadele yalnızca CHP’nin mücadelesi değildir. Bu süreçte herkese çok önemli görevler düşüyor. Ülkesini seven, Cumhuriyete bağlı, laikliği, demokrasiyi savunan insanların, bu asgari müştereklerde buluşan herkesin omuz omuza elini taşın altına koyması gerekiyor. Biz bu çağrıyı yalnızca solumuza değil, geçmişte merkez sağda yer almış insanlara da yapıyoruz. Diktaya karşı bir cephe kurulacaksa el ele vermek zorundayız. Tabi ki bu mücadelede en büyük görev CHP’ye düşüyor. Ama artık ayrı gayrı demeden, karanlığa karşı aydınlığı savunan, barbarlığa karşı insanlığı savunan, kötülüğe karşı iyiliği savunan herkesin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Faşizme karşı mücadele yalnızca omuz omuza verilerek yapılabilir. Artık bu aşamadayız. İletişim kanallarının kısıtlandığı, çok kanallı tek sesli bir medyanın hakim olduğu, tek bir emirle tüm internetin ve sosyal medyanın karartıldığı bir ortamda, herkesin sorumluluk alması gerekiyor. Bu bazen sokakta olur, bazen kahvede olur, bazen otobüste olur, herkesin Türkiye’nin başına örülmek istenen çorabı anlatması lazım.

Dernekler, sendikalar, STK’ler kapatılıyor. Ve bir karmaşa var; neden, nasıl, hangi gerekçelerle kapatılıyor bu kurumlar yurttaş bilmiyor. Neler oluyor? Bu işin sonu nereye varacak?
15 Temmuz sonrası AKP fırsat bu fırsat diyerek FETÖ ile mücadele kılıfıyla tüm muhalif kesimlere saldırmaya başladı. Darbeyle mücadele diye girişilen süreç, AKP’li olmayanlarla mücadeleye dönüştü. Erdoğan, herkes onun gibi düşünsün, herkes ona biat etsin istiyor. Bu yüzden de Eğitim-Sen’li öğretmenlere saldırıyor. Çağdaş Hukukçular Derneğini kapatıyor. KESK üyelerini tutukluyor… AKP’li olmayanlara karşı sistematik bir saldırı var. AKP karanlık zihniyetini çok açıkça ortaya koyuyor. Önce çocuk haklarını korumak için mücadele eden Gündem Çocuk Derneği’ni kapıyorlar, hemen sonra da çocuk tecavüzcülerini aklayacak önerge ile ortaya çıkıyorlar. Bunun adı örgütlü kötülük değil de nedir? Bir siyasi hareket, tüm mesaisi başkanlık istemek ve tecavüzcüleri aklamaya çalışmak. İşte biz bu örgütlü kötülüğe karşı mücadele ediyoruz.

‘Emeğin örgütlenmesinin ve ayağa kalkmasının zamanı’

Bu karanlıktan çıkmak isteyen örgütsüz yurttaşlar deyim yerindeyse ‘CHP’nin gözünün içine bakıyor’ bir adım atılsın diye… Bir kıvılcım gerekiyor ve bunu ancak ana muhalefet partisinin yapabileceği konuşuluyor. Bu mücadeleyi örgütleme konusu da masada mı?
Biz parti bünyemizde Emek Bürolarını kurduk. Prof. Korkut Boratav hocamızdan da destek aldığımız çok güçlü bir kadro ile çalışıyoruz. İçinde olduğumuz son süreçte bu projenin önemi daha da arttı. Solun en güçlü olduğu dönemi hatırlayın. 70’lerde sendikalar güçlüydü, sivil toplum örgütleri güçlüydü, dolayısıyla CHP de güçlüydü. Biz yeniden solu ve emek hareketlerini ayağa kaldırmak istiyoruz. Şu anda emekçilerin yalnızca %10’a yakın kesimi örgütlü. Bizim amacımız örgütsüzleri örgütlemek. Bu ülkede solun iktidarının tek yolu emeğin örgütlenmesi ve ayağa kalkmasıdır. Bizim de amacımız bu.

Her ilde var mı Emek Bürosu?
Önümüzdeki aylarda tüm illerimizde Emek Bürolarını kurmuş olacağız. İllerdeki emek alanı ile ilgili sorunları yerinde tespit edeceğiz. Yerelden genele bir siyaset çizgisini hedefliyoruz. Her emek alanı ile ilgili sorun tespitleri ve çözüm önerileri geliştireceğiz. CHP her zaman emekten yana bir parti oldu. Bu yönümüzü daha da kararlı bir şekilde ortaya çıkaracağız.

'Vekillerin tutuklanması kabul edilebilir değil’

HDP’li vekiller de tutuklandı. Onları cezaevinde ziyaret edebildiniz mi?
Bugüne kadar CHP olarak hiçkimseyi ayırmadan, cezaevinde yatan kimsenin suçuna, toplumsal statüsüne, rütbesine, kim olduğuna bakmadan; kim ‘mağdurum’ demişse, kimden talep gelmişse gittik. Çünkü biz kimseyi ayırmadan yalnızca insan haklarını ve adaleti savunduk. Bundan sonra da böyle olacak. Biz milletvekillerinin tutuklu yargılanmasına kesinlikle karşıyız. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklanması da, tutuklandığı yerde değil de Edirne’de cezaevine gönderilmesi ve IŞİD’lilerin kaldığı blokta tutulması da kabul edilebilir bir durum değil. Cezaevlerinde genel uygulama, aynı suçtan yatan insanların aynı blokta kalmasıdır. Siyasi suçlular bir arada kalır, cinayet suçundan yatanlar bir arada kalır. Sayın Demirtaş’ın cezaevinde bu şekilde ayrılması bir sindirme yöntemidir.

Sadece Demirtaş da değil… Solcularla IŞİD’lileri aynı koğuşa koyuyorlar. Burda ne amaçlanıyor?
Erdoğan rejimi 15 Temmuz’dan sonra ellerini ovuşturarak saldırıya geçti. Solculara, ilericilere, sosyal demokratlara, sosyalistlere, Atatürkçülere yine zindan işaret edildi. Daha önce F-Tipi örgüt ile el ele işledikleri suçları şimdi tek başlarına işlemeye devam ediyorlar. Bugün FETÖ dedikleri eski ortaklarından çok şey öğrendiler. Şimdi aynısını uyguluyorlar. Erdoğan tek adamlık hevesi için solcuları tutuklamakla yetinmiyor. Cezaevinde de eziyete devam ediyor. Çünkü bunlar zulüm iktidarı. Kafa kesip top oynayan barbar katil sürüsü ile solcuları aynı koğuşlara koyuyorlar. Sonra da işkence yok diye efeleniyorlar. Bundan ala işkence olur mu?

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×