CHP Sığınılacak Tek Limandır
GEZİ ile beraber laik, demokrat, Cumhuriyetçileri organize etmeye çalıştım.
Bunu hem yurtdışı hemde yurticinde yapmaya çalıştım.
Hep de BAĞIMSIZ oldum.
Bunu yapmamın nedeni Türkiye'de mevcut siyasi partilerin dışında yine bu partilere bir denge-denetleme- doğruyu bulma işlevlerini yürütecek GÜÇLÜ sivil hareketlerin olmamasıydı.
Ben bunu demokrasinin olmazsa olmazı gördüm.
Bu yolculuğumda kendime ait, özel yaşantımla ilgili birçok hedefimi, hayalimi de bırakmak zorunda kaldım.
İnsanları organize etmeye, bir şeyler yaptırmaya çalışan SİZ önculer bunu çok iyi bilirsiniz.
Bu işlerin ne kadar zaman aldığını, ne kadar zor olduğunu biliyorsunuz.
Ne kadar şeylerden feragat ettiğinizi, belki ailenize, sevdiklerinize, sizi mutlu eden zevklere harcayacaginiz zamanı size göre çok ULVİ bir amaç için harcadığınızi çok iyi biliyorsunuz. 
Birde bunun yanında karalama kampanyaları vardır.
Biraz kafasını çıkarana DERHAL başlar.
Sizi en çok yıkan da bu arkadan ateşin nerelerden geldiğidir.
Güvendiklerinizden, aynı safta mücadele ettiğinizi zannettiklerinizden gelir genelde.
Siz çok kere "lanet olsun!" diyerek bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlere katılmayı bile düşünürsünüz. 
Ancak yapamazsınız.
Yine dönersiniz mücadele eden aslanların yanına. 
Bunları yazıyorum çünkü söyleyeceklerimde benim samimiyetimin altını çizmek istiyorum. 
Hayatım boyunca ama özellikle de son 3 yıldır, dünya modern tarihinde ortaya çıkmış totaliter, diktatörlük rejimlerini detaylı inceledim.
Bunların HEPSİ sanki aynı kılavuzdan çıkmış gibi aynı taktikleri uygulamışlardır.
Din, dil, ırk, ülke farketmeden.
Bu nedenle de bazılarımız için Erdoğan-AKP diktatörlüğünün yavaş yavaş attığı HER adım kesinlikle sürpriz olmadı.
Olmadı ama özellikle 15 Temmuz'dan sonraki gelişmeler diktatörlük takviminin gerçekleşmesi muhtemel "en kötü senaryolar" boyutunda ivme kazandı. Bundan sonrası daha da KÖTÜ olacaktır. 
Peki madem biz dünyadaki diktatörlükleri, nasıl meydana geldiklerini, nasıl devam ettiklerini ve sonunda nasıl yıkıldıklarini inceledik mevcut durumu bunlarla nasıl kıyaslayabiliriz? 
Şunlar bildiklerimiz: 
Tayyip Erdoğan'ın kişiliği etrafında bir kult haline gelmiş bir kitle mevcuttur.
Evet bu doğru.
Ancak Erdoğan'a ve kurduğu rejime KARŞI olan kesim de sayıca ÇOK fazladır.
Örneğin bir PUTİN'in Rusya'daki arkasındaki destek Erdoğan'a kıyasla çok daha fazladır. 
Erdoğan istediği ölçüde toplumu KALICI olarak dönüştürebilecek desteği hiç bir zaman yüzde olarak henüz bulamamıştır.
Bulması da muhtemel değildir artık.
Bunun nedeni de arkasında en yardımcı faktörlerden olan ekonomik genişlemenin durmasidir.
Bir diğer husus da Erdoğan Devlet kurumları içerisinde güvenebileceği yeterlilikte MUTLAK hakimiyet kuramamıştır.
Bunu O da bilmektedir. 
Buna karşı hamlesi Bahçeli ile ittifaktır.
Ne demek istiyorum? 
Erdoğan'ın Bahçeli'ye olan ihtiyacı TBMM'de gereken destekten aslında ÇOK farklıdır.
Çoğumuzun pek bilmediği bir gerçek vardır.
MHP'nin TBMM de gücü 40 milletvekili olabilir.
Aldığı oylarda yüzde 15'in altında olabilir.
ANCAK MHP'nin kamu kurumlarında, DEVLET Kurumlarındaki kadrolaşması ÇOK DAHA FAZLADIR.
Önemi çok daha büyüktür.
Tayyip Erdoğan'ın bu kadrolara ihtiyacı da büyüktür.
Erdoğan karşı devrimi kalıcı kılmak için arkasını sağlama almak zorundadır ve MHP bürokratik kadroları ona gereklidir.
Çünkü isteği islamci-muhafazakar-Erdoğanist kadrolar henüz yetersizdir. 
Bir başka oy potansiyeli çok kısıtlı ancak etkisi çok daha fazla oyuncu da Doğu PERİNÇEK'tir.
Silahlı Kuvvetler içerisinde Avrasyacı Ulusalcılar hala mevcuttur.
Bu kadroların bir kısmı 15 Temmuz'da Darbe girişiminin planlamasi içinde de YER ALMIŞLARDIR.
Ancak son anda gerekli anlaşmalar yapılmış ve çoğu desteğini çekmiştir.
Bu kadrolar üzerinde Perinçek ÇOK etkilidir.
Bu kadroların çok sorun çıkarmadan yavaşça tasfiye edilene kadar da Erdoğan' ın Perinçek'e ihtiyacı bulunmaktadır. 
Erdoğan'ı hayal kırıklığına uğratan bir başka gelişme de sanılanın aksine, algı yönetiminin aksine, 15 Temmuz da AKP teşkilatlarının genel PASİFLİĞİ olmuştur. AKP teşkilatları kadrolarının büyük çoğunluğu darbe kalkışmasının başarısızlığı artık bilindiği zamanlarda ortaya çıkmıştır.
Büyük çoğunluğu kendini garantiye aldıktan sonra tiyatroya katılmıştır. 
Tayyip Erdoğan Devlet içindeki tam güvenini sağlanamadığı, halk nezninde de sadece yarısının (ama aslinda sadece %25 e güvenmektedir) desteğini alabildiğini bildiği için kendi MİLİS güçlerini oluşturmaya hız vermiştir.
Bu silahlı milis güçleri iki alanda oluşmaktadır; 
Osmanlı Ocakları benzeri Erdoğanist "dernek" yapılanmaları ile ve koordinesi bizzat Aksaray tarafından yapılan ve başında danışmanlarından birinin olduğu (adını da bilmekteyim) "Özel Güvenlik" şirketleri ve kadrolarıdır.
Bunlar silahlıdır ve bazı yurtiçi ve DIŞI kamplarda askeri eğitim görmektedirler.
Devlet denetiminden TAMAMEN muaflardir.
İlerki günlerde detaylara gireceğim. 
Arkadaşlar durum BUDUR.
Çok daha fazlasını yazabilirim ancak sizleri korkutmak istememekteyim.
Hayatlarınızda OLUMLU şeyler ile ilgili konuşmanızı istiyorum. 
Şimdi gelelim asıl SİZLERİ bireysel olarak en yakından etkileyebilecek faktörlere.
Mevcut OHAL aslında bir sıkıyönetimdir.
Bakınız: sizlerinde bildiği üzere 15 Temmuz ile hiçbir alakası olmayanlar, sadece muhalif oldukları nedenlerle 3-4 aydır hapiste olup HALA iddianameleri dahi yazılmamış insanlarla doludur artık Türkiyemiz.
Yüzlerce legal Dernek, STK hiçbir neden dahi gösterilmeden kapanmıştır.
Artık çaycılar, muhtarlar dahi hiçbir suç işlemeden, sadece birilerine biat etmedikleri için tutuklanmaktadir.
TBMM askıya alınmıştır.
Adalet mekanizması yoktur.
Seni hukuki olarak koruyabilecek, derdini anlatabileceğin mercilerce YOKTUR artık.
Anayasa Mahkemesi dahi benim kararnameleri inceleme yetkim yoktur demiştir. 
Bu durum daha da kötüye gidecektir.
Falcı değilim.
Sadece Diktatörlükler tarihini iyi çalıştım. 
Toplumun desteğinin sadece yarısı ile nasıl oluyor da biri bu kadar gücü eline alabiliyor?
Cevap aynı Hitler'in bundan da daha az bir destekle Almanya'da yapabildikleridir. Toplumsal muhalefetin ÇOK parçalı ve BÖLÜNMÜŞ olmasıdır. 
Bu durumda toplumumuz doğal olarak şu 3 parçaya ayrılmıştır ya da ayrılmaya MAHKUM olacaktır. 
Erdoğanistler ve ittifakçıları...
Cumhuriyetçiler, laikler, demokratlar..
Ayrılıkçı Kürt Hareketi.
Ben Ayrılıkçı Kürt hareketini saymazsam, yani ülkenin birliğine, bölünmezliğine inananları kaale aldığım taktirde mevcut toplum yapısı İKİ kutuplu bir hal almıştır ya da almaya mahkumdur. 
Böyle bir ortamda artık ŞARTLAR DEĞİŞMİŞTİR. 
Laik, demokrat, Cumhuriyetciler olarak bizlerde ADAPTE olmak zorundayız.
Bu değerlerimizi devam ettirebilmek için adapte olmak zorundayız.
Kendini devam ettirebilmenin ilk şartı ayakta kalabilmektir. 
Sizler komünist teşkilatlanma yapıları üzerine deneyimli değilsiniz.
Sizler yeraltı örgütlenmeleri vs ile de bir deneyimde hiç olmadınız.
Sizler bugünkü böyle bir Türkiye'yi tasavvur dahi etmediniz.
Faşist rejimlerle örtülü mücadeleyi zaten bilmiyorsunuz.
Sizler genelde işinde, gücünde, ailesinde olan hak, hukuk ve tüm çağdaş değerlere inanan insanlarsınız.
Sizlerin kaybedebileceginiz ÇOK şey var hayatta.
Dolayısıyla ÖNCE güvenlik. 
Birçoğunuz arayışlar icerisindesiniz.
"Birşeyler" yapmak için içiniz içinizi yiyor.
Biliyorum. 
Bir başka bildiğim de kafanızda oluşumlar var.
Normal bir ülkede tamamen kanuni hatta gerekli sivil toplum oluşumları.
ANCAK burası artık orası değil.
Çok emek verirsiniz.
Bir şeyleri de büyütmeye başlarsınız belki.
Ancak hepsi BİR GECEDE, bir günde elinizden alınabilir ve alınacaktır da.
Şartlar ve koşullar değişmediği sürece böyle oluşumlarda artık yer ALMAYINIZ.
Bakın ister samimiyetine inanın, güvenin isterseniz tam tersi, ancak size söylediğim; şu anda TEK hukuki bir türlü sığınağı olan sivil toplum kuruluşu, bir tür güvenlik şemsiyesi olan, en azından yurtiçi ve dışında sayısal da bir ağırlığı olan anti- Erdoğanist, Anti-fasist oluşum CUMHURİYET HALK PARTİSİ'DİR. 
1 milyon uyesi, 12 Milyon seçmeni vardır.
Potansiyeli daha büyüktür.
CHP de Anti-faşist kesimleri temsil edecek, ÖRGÜTLEYECEK ve kendi içinde de bir tür KOALİSYON olması gereken bir şemsiye olmaya MECBURDUR.
Bizlerde buna adapte olmaya mecburuz.
Yurtiçinde sokak ve kitle demokratik örgütlenmesinin bu koşullarda TEK adresi CHP olmak zorundadır. 
Bakınız arkadaşlarım CHP içinde sorunlar coktur.
Ben şahsım adına söylüyorum: Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroglu'nu başarısız buluyorum.
Sadece ben değil yaptığımız anketlerde bunu söylüyor.
Ancak parti içerisinde bir çok cevher de mevcuttur.
Özellikle bazı milletvekilleri ve bazı teşkilat yöneticileri FİŞEK gibi agresif, pırıl pırıl insanlardir.
Bu insanların çoğunluğunun enerjisini, potansiyelini bu parti yönetimi yeterince kanalize edememektedir. 
Kitlesel örgütleme, yoğunlaşmış strateji yetersizdir.
Delege sistemi, teşkilat içindeki hegemonyalar, menfaat oyunları, parti içi demokrasi ve çoğulculuk da arızalar coktur.
ANCAK CHP kimsenin de babasının malı değildir.
Kimseninde "kapalı bir özel kulübü" değildir.
Her şey DEĞİŞTİRİLEBİLİR. 
Ben buna inanıyorum.
Sizlerin de çoğunun bu karakterde olduğuna eminim.

Arkadaşlarım; bu dakikadan sonra TÜM örgütlenmeler CHP çatısı altında olmalıdır.
Tüm hareketlerde PARTİ içerisinde bu partiyi bir DİRENİŞ Cephesi haline getirmeye odaklanmalıdır.
Bu yönde KİTLESEL bir heyecanla atacağımız ilk adım topyekun CHP üyeliği kampanyası olmalıdır.
Söz sahibi olmanın tek yolu budur.
Bir arkadaşınız, bir kardeşiniz, bir yoldaşınız olarak size bunları SADECE sizleri ve ZAFERİ düşünerek yazdığıma da yemin ederim. 
Cenk Levent
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×