Devrimin “Koca Oğlanı Ahmet Kaya 59 yaşında
Türkiye'de özgün ve protest müziğin önde gelen isimlerinden Ahmet Kaya'nın bugün doğum günü.

Pusuların, fesatın ve ihanetin kol gezdiği gecelerin içinden geçti. Acıların ve umudun içinden söyledi. Belki de biliyordu bir gün sonunun böyle olacağını. Ama ölümüyle de meydan okumak için geri durmadı pusulardan. O kendi diliyle söylemek istiyordu ama aynı zamanda kendi kimliğiyle ve kendi dilinin ruhuyla. Şimdilerde Kürtçe söyleniyor her yerde ama Ahmet Kaya söylemesin istendi!

Savaşın ve kanın hüküm sürdüğü topraklarda barıştan söz etmek, özgürlük için çığlık atmak zordur elbette. Şimdi de öyle. Bütün dillerin ve kültürlerin ruhunu öldürerek ele geçirmek istiyorlar. Ahmet Kaya da teslim olsun istemişlerdi. Teslim olmayanları halen tutukluyorlar, öldürüyorlar.

Ahmet Kaya'yı öldürdüler. Şarlatan suratlılar, sırtlanlar bir gece üzerine çullandı. İşte Ahmet Kaya'nın göçüp gittiği bir memleket böyle çorak kaldı. Ve elbet barış ve özgürlüğe hasret kaldığımız gibi Ahmet Kaya'ya da hasretiz şimdi. Ne zaman bu topraklara düşen yiğit ve masum delikanlılar çiçeklenir işte o zaman Ahmet Kaya da dönecek. Barış ve kardeşlik için sözümüz Ahmet Kaya'ya sevdamızla birdir.

Güzel günlerimizin acı şarkılarını yazdı; toplantılarda ‘ben artık konuşmak istemiyorum, sokağa çıkmak istiyorum’ diyenlerimiz içindi şarkıları. Erken öldü. O büyük ve parlak zekaya, devrim düşüne kimi canını verdi, kimi yıllarını O’nun da ‘gençliği’ vardı, onu verdi.


Ahmet Kaya hayatımıza 1980’li yılların ilk yarısında girdi; devrimin çamurlu sokaklardan koparıldığı, korkunun ve itaatin iğrenç yıllarında, korkuya ve itaate karşı bir bayrak gibi dalıverdi gündelik hayatımıza, birbiri ardına yasaklanan konserleri, bir türlü bastıramadığı kelimeleri ve olanca memleket sevgisi ile... Beyaz balıkçı kazağı, kirli bozuk sakallarıyla bilmem hangi otoban köprüsü altından çıkıp gelmiş gibi. Devrim çoktan içeri tıkılmış, işkencehanelerde çarmıha gerilmişti; acının ve öfkenin sesi bastırılmış, kıstırılmıştı ki, onun öfkesiyle kendisi olmasa da efsanesi alıp yürüdü.

 

“Bağlama”nın devrimle alakası bu ülkede tarihin hiçbir döneminde koparılamadı. Ahmet Kaya’nın bağlaması da bu alakayla alakalı dıngırdadı çaldıkça. Boğazlarda düğümlenen acıyı, şarabın ne fena kırmızı olduğunu, devrimcinin sevgisinin “sapına kadar” olduğunu bir kez daha söyledi. Belki de şarabın yasaklandığı yıllarda, kitabi olmayanın meramı da yok sanıldığı yıllarda, belki de ince kemikli elli devrimcinin dediğinin olduğu yıllarda söyleyemediklerini bütün şehvetiyle söylemek için ihtiyacı vardı 12 Eylül karanlığına....



Çok yalancıydı, hiç yalan söylemedi hayatta; dönerci dükkanlarını ağzının suyu akarak seyrettiği yılları gocunmadan deyiverdi bir gün; bir başka gün raconunu ÖDP’den yana kesti; arabeskse yaptığım sol arabesk dediği de oldu, halk müziği yapıyorum dediği de....

 

Yukarı mahallede apartman dairesi de aldı anasına ve lakin şahsi olarak “kurtulamadı”; hep içinde taşıdığı mahallesinin kurtuluşu düşünü kurdu. Vapurunda konuşurken hep haksızlıktan dem vurdu. Bizlere memlekette ne kadar çok ‘koca oğlanlar’ olduğunu göstermeye çalışır gibiydi. Bir parçası olmak için canını vermeye hazır olduğu mücadelenin kimi “esas oğlanlarınca” hiç anlaşılamadı; hep dinlendi şarkıları oysa.... Koca oğlanlar bu yazgıya aşılıydılar zaten: onların ‘parayı indirmeli’ BMW’li düşleri az hor görülmemişti.  

 

‘Esas oğlanlar’ artık çamurlu yolları tepmiyorlardı; soğuk barakalarda çaylar demlenmiyordu artık. Büyük kentin merkez caddeleri, sendika, dernek, platform, partibüroları döneminde devrim gitgide ‘delikanlı’ yanını yitirdi. Umudunu yitirenler, onun şarkılarını kilimli, ibrikli barlarda meze yaptılar; onun şarkıları olanca utancıyla devrimin yenilgisini anlatıyordu olanca öfkesiyle....

 

Albümlerin satış rakamları devrimi düşleyen koca oğlanlar hakkında bir fikir vermeliydi, vermedi. En ‘delikanlı’nın ‘devrimci ‘delikanlı’ olduğu bilinmeliydi, bilinmedi. Gözleri küçülmüş, çipil analara apartman dairesi alma düşünün devrimle alakası sezilmeliydi, sezilmedi.

 

Ayakkabı boyacıları, overlokçu kızlar, askıcılar, son ütücüler itaatin ve çalışkanlığın emrine girmek zorunda kalmışlar, büyük kentlerin kör atölyelerinde it parasına çalıştırılanlar, kerhanelerde etini satmaya mahkum edilenler ise onun şarkılarında belli belirsiz seziverdiler o güzel düşü; bu ‘parayı indirip’ anasına apartman dairesi almayı düşleyen adamın herkese dair olduğunu ve öfkesinin hepimize ait olduğunu... Ama devir karlı kayın ormanlarından gelip plazalarda boy gösterme devriydi. Bu kadar yoğun bir şiddete maruz kalmış bir halkın gözünün içine baka baka ‘şiddete hiçbir zaman inanmadım’ deme devriydi.


Ahmet Kaya devrimci delikanlıydı. Nefret ettiği her şey nefret edilesi, sevdiği her şey sevilesi bir şeydi. Yanlışı bol, yolu doğruydu. Aşkı acı anlattı, nasıl başka türlü bir şey olabilirdi ki bu ülkede aşk? Şarkılarının bir yanı hep yıkıktı, nasıl dört başı mamur olabilirdi ki?

 

Güzel günlerimizin acı şarkıların yazdı; toplantılarda ‘ben artık konuşmak istemiyorum, sokağa çıkmak istiyorum’ diyenlerimiz içindi şarkıları. Erken öldü. O büyük ve parlak zekaya, devrim düşüne kimi canını verdi, kimi yıllarını O’nun da ‘gençliği’ vardı, onu verdi.
 

Ahmet Kaya, doğum günü olan bugün kendisini unutmayan hayranlarınca "İyimser Bir Gül" albümünde yer alan "Doğum Günü" şarkısıyla anılıyor. Kaya'nın doğum gününü kutlamak için sevenleri, Twitter üzerinden de #AhmetKaya etiketiyle paylaşımda bulunuyor. 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×