Erdoğan “piyon değil, at olmak” istiyor
Cumhuru“reis”imiz, Musul operasyonuna Türkiye’nin dahil edilmemesi üzerine kuyruğunu dik tutarak “ama onlar girdi, ben niye girmeyeyim ki” diyor!
Ve tarihte Irak topraklarına gerçekleştirilen sayısız müdahaleyi hatırlatıyor.
Bunca yaptıklarına rağmen sıra pastanın bölüşümüne gelince dışarıda kalmak, bir “Osmanlı” olarak o topraklarda hüküm sürmüşlüğü dahi varken oyundan atılmak, Tayyip Erdoğan’ın sinirini bir hayli bozmuş görünüyor.


Irak: Emperyalist çıkarların şekillendirdiği bir harita

Irak’ın siyasal haritasının çizimi dahi bugün emperyalist güçlerin Musul operasyonuna alkış tutmalarının arkasında yatan sebepleri ortaya koymaktadır.
Eski şark medeniyetlerinin doğduğu Mezopotamya topraklarında bulunan Irak’ın bugün bildiğimiz siyasi haritasının çizimi 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın ardından gerçekleşmiştir.
1916 yılında egemen güçlerden Fransa ve İngiltere arasında yapılan Sykes-Picot anlaşması ile Ortadoğu masa başında iki ülke arasında paylaşılmış, harita üzerinde kurulan Irak, Ürdün, Filistin İngiliz bölgesi, Suriye ve Lübnan ise Fransız bölgesi olarak yer almıştır.
1920 yılında Osmanlı’nın yenilgisi ve TC’nin kuruluşu ile birlikte ise Osmanlı topraklarından olan Musul, Bağdat ve Basra’yı da içine alan Irak haritası son halini almıştır.

Emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda masa başında kurulan Irak’ı İngiliz emperyalizmi çıkan Şii ayaklanmaları sonucunda bizzat yönetememiş, kukla bir yönetimi iş başına geçirerek Ortadoğu’nun siyasal hayatına kan bulamış ve Ortadoğu gibi bereketli toprakların petrol rezervlerinin üstüne konuşlanmıştır.
Irak’ın 1920’lerden bugüne uzanan tarihinde emperyalist hegemonya İngiltere’nin elinden ABD’ye geçse de bir şey değişmeden sürmüştür.
O da Irak’ın emperyalist bir müdahale ile kurulduğu ve doğumunu yaptıran emperyalist güçlerce de her daim siyasal, ekonomik, sosyal olarak tecavüze uğradığı gerçeğidir.
Bunun somut sonucu olarak Irak tarihinde sayısız emperyalist müdahale ve emperyalist çıkarların körüklediği etnik-dini çatışma vardır.
Bunların en bilinenleri hiç şüphesiz Körfez krizi ve ABD’nin Irak işgalidir.

İşte Erdoğan’ın “okyanus ötelerinden gelerek Irak topraklarına giriyorlar” derken, “Irak topraklarına girerken izin mi istediler de ben şimdi izin isteyeyim” diye sitem ederken işaret ettiği olgu, tam da bu bölüşüm ve işgal geleneğidir.

Dün “demokrasi” getirdiler, bugün “terörü” bitirecekler!

Emperyalizm, Sovyetlerin çöküşünün ardından tek kutuplu dünyaya gözlerini açar açmaz Ortadoğu sathında “demokrasi” dağıtıp adeta at koşturmuş, emperyalist hegemonya savaşlarının bir sonucu olarak bölge emperyalist savaş ve işgallere sahne olmuş, sonuçta Ortadoğu’ya demokrasi değil, kan ve ölüm yağdırılmıştı.
Halen yaratılan etnik ve dini çatışmalarla Ortadoğu kazanının ateşini körüklemeye devam eden emperyalist güçler, diğer yandan da cihatçı çeteleri sahaya sürmüştü.

2003’te Saddam Hüseyin’e karşı Irak halkına “demokrasi” götüreceğiz diyenlerin yarattığı bilanço bugün hâlâ insanlığın hafızalarındadır.
Tıpkı dün kendi besledikleri, sırtlarını sıvazladıkları yönetimleri alaşağı edip “demokrasi” götürenler, şimdi de yine kendilerinin yarattığı ve beslediği cihatçı çetelerin saçtığı ölümü bahane ederek, “terörü” bitireceklerini vaaz ediyorlar.
“Irak’ın IŞİD’den temizlenmesi” için kolları sıvayan emperyalist güçlerin peşinde oldukları tek şey, bölgedeki çıkarlarından başka bir şey değildir.
Sonuç yine bölgenin sözde temizlenmesinin ve bu arada silah tekellerinin kasalarının doldurulması ve mazlum halkın üzerinden elde edilecek milyon dolarlardır.
Erdoğan’ın dediği gibi bu işin saha alanının dışında masa alanı da vardır.
Ve masada olmak için sahada olmak gerekmektedir.
Bugünlerde Erdoğan’ın kopardığı yaygaranın tek sebebi o masada oturmaktır.
Ve o masada Irak halkı için hiç de hayırlı planlar yapılmayacaktır.


Başika krizi, varlık yokluk meselesi

Bugün Irak’ta 2003’ten bu yana çeşitli emperyalist güçlerin eğitim ve stratejik alanları koruma adı altında kamp ve üslerde konuşlandırdığı binlerce askeri bulunuyor.
ABD 2010’da askerlerini geri çekme kararı alsa da IŞİD çetelerini bahane ederek askeri eğitmen adı altında bölgeye asker göndermeye devam etmiş, onu İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İran, Hollanda, İtalya, Norveç, İsveç ve Danimarka izlemişti. Türkiye ise bu sefere 2015 yılında katılmış, Musul’un Başika bölgesinde Sünni mezhepli yerel gönüllülere askeri eğitim vermeye başlamıştı.

Geçtiğimiz yıl kamptaki asker sayısının arttırılmasının ardından başlayan kriz bugün Musul operasyonu ile tekrar tırmandı.
Mezhepçi açıklamaları ile Şii yönetimin ve Şii oluşumların tepkisini çeken Türkiye, bölgenin denklemleri gereği işgalci ilan edildi ve şimdilik Musul operasyonunda rol alamadı.

Sahada ve masada olacağız diyen ve tehditlerine Başika’dan asker çekmenin mümkün olmadığını ekleyen Erdoğan’a AKP iktidarının öteki sözcüleri de eşlik etmekte gecikmedi.
Musul’un geleceğinin Türkiye’siz çizilemeyeceğini söyleyen sözcüler, Başika’nın Türkiye’nin Ortadoğu planları için varlık yokluk meselesi olduğunun altını çizmiş oldular.

Irak topraklarında Osmanlı’dan devraldığı hevesler ile konuşlanan ve ABD; Fransa, İngiltere ile birlikte masaya oturmak isteyen Türkiye’nin ne IŞİD ile bir derdi ne de Irak’taki Türkmenlerin akıbeti ile ilgili bir kaygısı vardır.
Başika kampını satranç tahtasında “piyonluk”tan “at”lığa terfi etmek için elde tutmaya çalışmaktadır.

Ortadoğu’nun özgürlüğü
Musul operasyonu sürüyor.
Şimdilik Türkiye oyun dışında kalsa da, cumhuru“reis”imiz yaygaralar koparsa da diplomatik görüşmeler başladı.
Sahanın kör bir alanında ve masanın köhne bir ucunda yer kapma çabaları sonuç verir mi bilinmez, ama tarihin gösterdiği bir gerçek var ki, o da hiçbir emperyalist güç ve müdahale halklara özgürlük ve demokrasi getirmemiştir, getirmeyecektir.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×