Gemi artık delinmiştir... Kral çıplak!
Avrupa Parlamentosu’nun aldığı karara karşı Erdoğan’ın başlattığı salvo atışlarının hiçbir anlam ve ağırlığı yoktur.
Erdoğan'ın elinde “kapıları açarım ha” tehdit ve şantajından başka bir silah bulunmuyor.
Ekonomik olarak bağlı olduğu, ticaretinin yüzde ellisini yaptığı bir birliğe karşı Türkiye'nin çok daha ileri gidebilme şansı da yok.
Erdoğan, iktidarını kurtarmak için yanıp tutuşsa da gerçek budur.
İş adamları da Erdoğan’ın içerisine girdiği kurt kapanının farkındalar.
Şimdiye kadar kendilerine kazandıran bir iktidar olması ve sağladığı avantajları kasalarına indirme döneminin bittiğini görecek kadar gerçekçi oldukları için, alttan alma yaklaşımını bırakıp Erdoğan’a karşı seslerini yükseltmeye başladılar.
Türkiye’nin çok ciddi yol ayrımında olduğunu belirten TÜSİAD Başkan Yardımcısı Sedat Şükrü Ünlütürk’ün, sorunu “Türkiye için yeni normal, kavga ve kaos mu, yoksa hukukun üstünlüğü ve demokratik değerler mi olacak” diye ortaya koyması, iş dünyasının açıktan bir arayışa girdiklerinin ilanıdır.
Bu durumun farkında olan Erdoğan ise aleyhine işleyen süreci tersine çevirmek için canhıraş bir savaş başlattı.
“Tanrının lütfu” darbe girişiminin sağladığı olanaklar da artık baş aşağı gidişi durdurmaya yetmiyor.
Yalanla peynir gemisi yürümüyor
Tayyip Erdoğan sokağa ve yandaşlarına seslenerek durumunu stabilize etmeye çalışıyor.
Elinden kayan iktidar olanaklarına yeniden hakim olabilmek için bütün güçlerini savaşa sürüyor.
Tek yanlı, yalan ve çarpıtmaya; kısacası, dezenformasyona dayalı propaganda savaşını sahip olduğu medya tekeline dayanarak son kertesine kadar kullanıyor.
Ancak bütün bunlar, hükümet içerisinde çatlakların oluşmasını engellemeye, çıkan çatlak sesleri bastırmaya yetmiyor.
Ekonominin içerisinde bulunduğu durumun hamaset nutuklarıyla aşılamayacak kadar ciddi olduğunu gören, özellikle ekonomiden sorumlu bakanlar Erdoğan'ı ve Yıldırım'ı  tekzip ediyorlar.
Sokaktaki vatandaşı bile ikna etmekten uzak “Dolardan bize ne?”, hele yandaş gazetelerin “Bunu Amerika düşünsün” zırvalarının ömrü gün batımına kadar sürmüyor.
Yıldırım'ın “Dolar kurunun dalgalanması daha bir-iki ay sürecek” diyerek, devlet adamlığı “ciddiyetine” soyunmasının da, çamlar devrildikten sonra bir ağırlığı olmuyor.
Kurun dalgalanmasına karşı ileri sürebilecekleri hiçbir enstrümanlarının olmadığını gizleyemiyorlar.
Daha da beteri bu gerçeği vatandaş da görüyor.
Erdoğan'ın “Faizleri yükseltmek ihanettir” buyruğunun üzerinden yirmi dört saat geçmeden, Merkez Bankası faizleri yükseltmek gibi bahtsız bir karar almak zorunda kalıyor.
Faizlerin yükseltilmesi kararı, AP’nin hiçbir bağlayıcılığı olmayan kararıyla tepetaklak oluyor.
MB’nin “doların ateşini düşürmek” için piyasaya sürdüğü dolarları da yutacak şekilde, dolar bir anda 3,50 TL’ye dayanıyor.
Ortamı teskin etmek için, bakanlardan “Ben aslında OHAL istemiyorum”, “AB bizim için çok önemli” minvalinde açıklamalar sökün ediyor.
Ekonominin kuralları işlemeye devam ediyor.
Londra borsasına ve AB üzerinden de uluslararası finanskapitale uzattıkları el havada kalıyor.
Hık diyenin kellesini uçurmayı ilke edinen, tayfasından mutlak bir biat isteyen Erdoğan “Sen de mi Brütüs” diyerek iç geçiriyor.
İktidarı yitirmenin kendisi için SON olduğunu bilen Erdoğan'ın, Şanghay Beşlisi çıkışları, Putin görüşmeleri vb. üzerinden manevra alanı yaratma çabaları da boşa çıkıyor.
Öyle ki El Bab’da havadan vurulan askeri birliklerinin kimler tarafından vurulduğunu dahi “bilmeyecek!” kadar can ve iktidarlarını kurtarma telaşına düşmüşlerdir.
OHAL zoruyla zar zor iktidarını ayakta tutmaya çalışan Erdoğan, AB’ye karşı hamaset nutuklarına Kürt ve kadın düşmanlığını ekleyerek milliyetçi-muhafazakar kesimlerden destek yaratmaya yöneliyor.
AB’ye aday üyeliklerinin kabul edilmesini havai fişek gösterileriyle kutladıklarının unutulduğunu sanarak “AB’ye muhtaç değiliz” türünden yalanlarla içerisine girdikleri ruhsal çöküntüyü bastırıp gizleyerek, yandaşlarının direncini arttırmaya çalışıyor.
Erdoğan, “Aldıkları kararlar siyasaldır” diyerek perişan bir tablo sunuyor.
Siyasal bir yapı olan devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin ve aldıkları kararların da politik olmasından daha doğal ne olabilir ki?
Sanki kendilerinin aldığı kararlar politik değilmiş de “şey”miş.
Kişi bir kez perişan hallere düşmesin, sonunda zırvalamanın sınırlarını da zorlayarak, patlatır.
Artık “Kral çıplaktır” ve bunu herkes görüyor!
Onların her kıpırdanışları, akrep misali kendi kendilerini zehirlemekten başka bir işe yaramıyor, yaramayacaktır.
Su alan gemi karaya tosluyor
Gemi artık delinmiştir.
Kentsel dönüşümler, neo-liberal ekonomi politikalarının gereği olarak metaların daha hızlı dolaşımı için yapılan şehirlerarası duble yollar, ihracat ve daha ucuz turizm hizmetlerinin sunulmasının sağladığı vurgunlardan daha çok pay alabilmek için Türkiye gibi ülkelere akan likidite bolluğuna dayanan, borca dayalı “refah toplumu” döneminin sonuna gelinmiştir.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×