HDP; Seçime mi savaşa mı götürüyorsunuz? Referandumda HDP programını mı oylamaya sunacaksınız? Toplumu kandırmayın.

Hapishaneden yeni çıkan Baluken: En güçlü 'hayır' demek bizim hakkımızdır

Hakkındaki soruşturmalar nedeniyle 4 Kasım’da tutuklanan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, yaklaşık 3 ay aradan sonra grup toplantısında partililere seslendi. Baluken, nisan ayında yapılacağı tahmin edilen anayasa değişikliğine ilişkin referandum oylamasına ilişkin olarak, "Oy hakkı, söz hakkı gasp edilmiş bir parti olarak bu pakete en güçlü şekilde HAYIR demek bizim hakkımızdır" dedi. "Sandığa atılacak her oy, sokağa çıkma yasaklarını, ablukaları oylama olacak. Kentleri yakıp yıkan uygulamaların oylaması olacak" diyen Baluken, "HDP’yi linç etmeye çalışan medyaya soruyorum; Hakkımızdaki suçlamalarla ilgili tek bir gerçek kırıntısını topluma anlattınız mı?" diye sordu. Baluken, "80 milyona sesleniyorum: Size dayatılan algı yönetimine inanmayın. Biz Meclis’te ne demişsek, sokakta da onu söyledik" diye konuştu.

Baluken'in açıklamalarından satır başları şöyle:

'ZORLU AMA ONURLU BİR AYRILIK DÖNEMİ YAŞADIK'
-Uzun ve zorlu bir ayrılıktan sonra, herbirinizi ayrı ayrı selamlayarak toplantımıza başlıyorum. Son derece zorlu bir süreçten geçiyoruz. Benim açımdan da bu konuşmayı yapmak, uzun bir tecrit konseptinden sonra burada olmak farklı duyguları uyandırıyor.

-Zorlu ama onurlu bir ayrılık dönemi yaşadık. Buraya gelirken en büyük temennimiz, bu kürsüde konuşması gerekenlerin grup toplantısını parçası olmaktı. Bugün burada benim değil, Edirne Cezaevinde rehin tutulan Selahattin Demirtaş'ın, Kandıra Cezaevin'de rehin tutulan Figen Yüksekdağ'ın konuşma yapması gerekiyordu. Onların rehin alınmasından sonra Meclis grup toplantısı konuşmalarını yapan Parti Sözcümüz Ayhan Bilgen'in yapması gerekiyordu.

'MECLİS ÇATISI ALTINDA BULUNMASI GEREKENLER CEZAEVİ ÇATISI ALTINDA'
-Üç aydır f tipi, daha doğrusu tipsiz bir cezaevinden çıkan birinin, bir milletvekilinin bu coşkulu kalabalık karşısında büyük bir coşkuya, mutluluğa katılması gerekirdi. Ama henüz Kandıra Cezaevi'nden adımımı dışarıya attığım ilk andan itibaren, Ayhan Bilgen ve Meral Danış Beştaş'ın tutuklandıkları haberi geldi. Ama ne yazık ki bir buruklukla karşınızdayız.

-Mevcut durum olağanlaşmış, kanıksanmış gibi. Oysa ki, cumhuriyet tarihinin en anormal durumuyla karşı karşıyayız. Meclis çatısı altında bulunması gerekenler cezaevi çatısı altında. 6 milyon insanın iradesini yansıtan milletvekillerinin Meclis yerine cezaevinde ve tecrit koşularında olduğu günlerden geçiyoruz. Demirtaş'ın cezeavinde herhangi bir işi yok. Yüksekdağ'ın cezaevinde herhangi bir işi yok. Bilgen'in cezaevinde işi yok. Onlar halkımız tarafından bu Meclis'te temel sorunlara çözüm getirmek üzere halk tarafından görevlendirilmiş arkadaşlarımız. Ama onlar bugün Meclis'te değil de cezaevinde tecrit koşularında bulunuyorsa, sizlere hitap eden ben henüz 5-6 gün önce biten 3 aylık bir tecridi yaşamışsam, bu konu tartışılmalı.

'DEMOKRASİ AÇISINDAN GERİ DÖNÜLEMEZ BİR SORUN'
-Bir ülkede Meclis çatısı ile cezaevi çatısı arasındaki sınır silinmişse, o ülkedeki demokrasi açısından geri dönülemez bir sorunun alarm zilleri çalıyor demektir. Bu konuşmayı yaparken, bütün Türkiye kamuoyunun var olan bu çözümsüzlük ve hukuksuzluğu gidermesi için bir çağrıda bulunmak istiyorum.

-Eminim ki her birimizin beklentisi, duyguların güçlü bir şekilde yansıtıldığı bir konuşma yapmamızdır. Ancak biz hiçbir zaman duygularımızla hareket etmedik, siyasette hiçbir zaman yaşadığımız bireysel sıkıntıları, duygularımız öne geçirecek şekilde ifade ederek oradan bir rant elde etmeye çalışmadık. Bizim siyaset tarzımızda kinle, nefretle, öfkeyle burada konuşacak değiliz. Bugün de aynı noktadayız.

'GİDECEĞİMİZ TECRİT KOĞUŞLARI BİLE ÖNCEDEN HAZIRLANMIŞTI'
-4 Kasım akşamı ortaya çıkan tabloyu gördünüz. Bu Meclis'in bir üyesi olarak, o gece gözaltına alınan bütün arkadaşlarımızla birlikte bize ranger pikaplar, rotası belirsiz helikopterler reva görüldü. Bizleri adeta kaçıracak şekilde, kar maskeleriyle, ellerinde silahlar olan güvenlik güçleri bize reva görüldü. Bu tablonun kendisi bile, yaşadığımız hukuksuzluğun ne anlama geldiğini gösteriyor.

-Gideceğimiz tecrit koğuşları bile önceden hazırlanmıştı. Bekletildiğimiz nezaret koğuşlarını yanında IŞİD üyeleri vardı. Cezaevinde tutulacağımız koğuşların önceden hazırlanmış olması bile durumu gösteriyor. 5 ilde aynı düğmeye basılmış gibi operasyon başladı. Farklı dosyalarda, farklı şehirlerde savcıları aynı anda harekete geçirecek bir mekanizma Türkiye yargı sisteminde yoktur.

-Bütün gününü Meclis'te geçiren, sürekli kamuoyunu gözü önünde olan milletvekillerinin evlerine gece yarısı baskınlarıyla operasyon yürütecek bir yargı mekanizması, Türkiye yargı siteminde yoktur. Bütün mahkemelerde sordum, böyle bir mekanizma var da biz mi bilmiyoruz? Cevabını alamadım. Çünkü bunun cevabı yok. Cevabını biz biliyoruz. Aynı anda bir partinin eş başkanlarının, milletvekillerinin bu şekilde tarihi bir garabetle karşı karşıya bırakılması, tamamen siyasi saiklerle gerçekleşti.

'4 KASIM'DA HDP'Yİ LİNCE TABİ TUTAN KAMPANYANIN STARTI VERİLDİ'
-Hukuk siyasi amaçlar nedeniyle, uzun süredir yapıldığı gibi, 4 Kasım gecesi de araçsallaştırıldı. 4 Kasım gecesi, sadece yargı kurumları üzerinden gelişmedi. Aynı anda, HDP'yi lince tabi tutan bir siyasi ve toplumsal kampanyanın da startı verildi.

-Bizler gözaltına alınır, tutuklanırken, yaygın medyada "HDP'ye terör operasyonları" manşetleri atılıyordu. Evet, ortada bir terör vardı doğru ama HDP'den kaynaklı değil, HDP'yi linç etmeyi hedef alan pespayelik terörünün ta kendisiydi.

-Bütün o süreçte HDP'yi hedefleştiren, linç etmeye çalışan başta medya olmak üzere tüm çevrelere sormak istiyorum; siz attığınız o manşetlerin gerisini takip ettiniz mi? Hakkımızda hazırlanmış suçlamalarla, iddianamelerle ilgili tek bir gerçek kırıntısını çıkıp 80 milyona aktardınız mı? Hangi arkadaşımızın tek bir illegal örgütle, tek bir şiddet yapılanmasıyla bağlantısı o iddianamelerde yer aldı mı? Hayır. Çünkü o iddianamelerin tamamı, yaptığımız konuşmalardır.

'MECLİS'TE NE DEMİŞSEK, SOKAKTA DA ONU SÖYLEMİŞİZ'
-Selahattin Demirtaş'ın bu kürsüden yaptığı bütün konuşmalar o iddianamelerde suç olarak gösteriliyor. Figen Yüksekdağ'ın yaptığı bütün siyasi çalışmalar o iddianamelere konu edilmiş. Herhangi bir siyasi yapılanmayla herhangi bir şiddet yapılanmasıyla ilişkilendirebilecek tek bir cümle yer almıyor.

-80 milyona sesleniyorum: Lütfen size dayatılmaya çalışılan algı yönetimine inanmayın. Biz Meclis'te ne demişsek, sokakta da onu söylemişiz.

-Sembol bazı örnekler veriyorum ki bütün Türkiye toplumu gerçeği görsün. Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş ile ilgili iddianame, o tutuklandıktan 90 gün sonra hazırlandı. Yani Demirtaş tutuklanırken ortada bir iddianame bile yoktu. Aynı durum Figen Yüksekdağ için de geçerli.

'HAKLI VE MEŞRU SİYASİ ÇALIŞMA DIŞINDA BİR ŞEY YAPMADIK'
-Biz hiçbir zaman yargılanmaktan kokmadık, yargıdan kaçmadık, yargılanmayalım da demedik. Hatta dokunulmazlıklar tartışılırken Meclis kürsüsünde yargılanmaya hazır olduğumuzu tutanaklara geçecek şekilde söyledik. Çünkü biz herhangi bir suç işlemedik, tarihin en haklı ve meşru yerinde siyasi çalışma yürütme yapma dışında bir şey yapmadık.

-90 günlük iddianame hazırlığı bitti. Şimdi Selahattin Demirtaş'ın duruşma tarihi 6 ay sonraya atıldı. Figen Yüksekdağ'ın duruşma tarihi bile belli değil. Yani bir partinin eş başkanı tutuklanıyor, ortada iddianame yok. Burada nasıl bir hukuk anlayışında söz edeceğiz?

'AYM'NİN SORUMLULUKTAN KAÇMAMASI GEREK'
-Bırakalım hukuku, hiçbir vicdanda, hiçbir inançta bu uygulamaların karşılığı olamaz. Kaldı ki bir referandum sürecindeyiz. Bir partinin eş başkanları, milletvekilleri, üyeleri cezaevinde. Tam bir akıl tutulması yaşanıyor. Bu tabloda ortaya çıkacak sonucun meşruiyetinden bahsedebilir misiniz?

-Anayasa Mahkemesi en üst yargı mercisi, Aradan geçen üç aylık sürece rağmen henüz bir karar çıkmış değil. Bu süreçte neden Anayasa Mahkemesi gündemine alınmadı bu konu? Bizim derdimiz, hukukun ya da siyasetin güç getiremediği noktada, Anayasa Mahkemesinin karşı karşıya kaldığı bu tarihsel sorumluluktur. AYM'nin bu sorumluluktan kaçmaması gerekmektedir. Bir an önce tüm Türkiye toplumunu rahatlatacak kararı, kamuoyuna sunması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde hukuk devletinin bütün normları tükenmiş olur. AYM'nin benzer kararları var, Balbay kararı var. Emsal olacak, önümüzdeki 100 yıl içinde bile başvurulacak kararları topluma açıklaması gerektiğini düşünüyoruz.

-Daha önce AYM basın özgürlüğü gibi konularla ilgili de ivedi kararlar almıştı. Yakın dönemde Can Dündar ve Erdem Gül'le ilgili sadece iki ay içinde karara bağlamıştı durumu. Şu anda haksız yere tutuklu olan siyasetçiler, gazeteciler var ancak hala bir karar göremiyoruz. Bu ayıbın bir an önce ortadan kaldırılması gerek. Bize oy veren 6 milyonun da gözü kulağı, vereceğiniz bu kararlardadır. Bunu zamana yaymak gibi bir tavırdan uzaklaşılması ve hukuk garabetinin ortadan kaldırılması gerek.

-Bu koşullarda yapılacak referandumun meşruiyeti tartışılır. Dünyanın neresinde görülmüş siyasi partinin iki eş başkanı, grup başkan vekili, binlerce il-ilçe eş başkanı, belediye eş başkanları tutuklu olacak. Belediyelere kayyum atanmış olacak. Ondan sonra da referandumla ilgili süreç yürütülüp "Adil ve demokratik ortamda seçim yaptık" denilecek.

'DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ'IN PARTİ ÇALIŞMALARININ BAŞINDA OLMASI GEREK'
-Evet biz adil ve eşit koşulların sağlanmasını istiyoruz. Bunun için en hızlı şekilde, bu tablonun devreden çıkarılması gerekiyor. Siyasetçilerin siyasi çalışmalarının başına dönmesi gerek. Tutuklu gazetecilerin, kapatılan kurumların, KHK'lerle devreye konulan sürecin gözden geçirilmesi gerek.

-Evet kampanyasını yürütenlerin de hayır kampanyasını yürütenlerin de aynı koşullara sahip olması gerek. Binali Yıldırım, Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan nasıl referandumda siyasi çalışmalarını yürüteceklerse, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın da kendi partilerinin çalışmalarının başında olması gerek.

-AKP, MHP'nin vekilleri nasıl ev eve, sokak sokak çalışma yürütüyorsa, HDP milletvekilleri için de aynı ortamın yaratılması gerek. Hükümete yakın kalemler nasıl özgürce yazabiliyorsa İnan Kızılkaya, Ahmet Şık da aynı koşullarda fikirlerini yazmalarının sağlanması gerek.

'BUGÜN BİLE 12 EYLÜL'ÜN MEŞRULUĞU TARTIŞILIYOR'
-TRT başta olmak üzere diğer tüm yayın organlarında eşit şekilde söz, propaganda hakkının tanınması gerek. Sorun sandıktan "evet" yada "hayır" çıkarmak değildir. Sorun, önce meşruiyet tartışmasını yaratan durumun ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. 12 Eylül'de de aynı durum yaşandı. Biz bugün bile 12 Eylül'ün meşru olup olmadığını tartışıyoruz. Aynı nehirde bir kez daha yıkanmaya, aynı yanlışı tekrarlamaya gerek yok.

-Anayasa değişiklik teklifi meşru değil. Diyarbakır milletvekili olarak ismim TBMM Genel Kurulunda okunduğunda ben oy kullanamadım. Yasama hakkım gasp edildi. Bir partinin eş başkanları konuşma yapamadılar, oy kullanamadılar. Bu anayasa paketinin meşru olduğunu söyleyebilir misiniz? Şimdi de referandumun meşruiyetiyle ilgili çözümsüzlükte ısrar devam ediyor.

'EN GÜÇLÜ 'HAYIR' DEMEK BİZİM HAKKIMIZDIR'
-Bakın, HDP açısından bu kadar ağır koşulların olduğu bir ortamda HDP'nin tavrıyla ilgili suyu bulandırmaya çalışan yaklaşımları ibretle takip ediyoruz. Bizim oy ve söz hakkımız gasp edilen bir paketle ilgili tutumumuz bulanıklaştırılmaya çalışılıyor. Oy ve söz hakkı gasp edilmiş, ilk andan itibaren sürecin dışına atılmış bir partinin mensupları olarak bu pakete en güçlü şekilde "hayır" demek bizim hakkımızdır, bizim.

-Halkımız referandumdaki oylamanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor, kimse merak etmesin. Sandığa atılacak her bir oy, sokağa çıkma yasaklarını, ablukaları oylama olacak. Kentleri yakıp yıkan uygulamaların oylaması olacak. Tutuklu bulunan milletvekillerinin, iradesine el konulan yerel yönetimlerin durumunun oylaması olacak.

'HDP BÜYÜYOR, KAZANMAYA KİLİTLENİYOR'
-Böylesi bir ortamda HDP seçmeninin tavırsız kalmasını kim bekleyebilir. HDP seçmeni böylesi bir ortamda tavrını ortaya koymayacak da ne zaman koyacak. Ekran ekran dolaşıp HDP'yi linç etmek isteyen aynı yüzlere halkımız cevabını verecektir. Onlar cepleri doldurularak HDP'yi karalamak için o ekran senin o ekran benim gezebilirler. Ekran ekran gezip "HDP baraj altında kaldı" diyebilir. Ancak biz gücümüzü çok iyi biliyoruz. Tarih boyunca direnenler nasıl kazandıysa, HDP de bugün aynı şeklide büyüyor, kazanmaya kilitleniyor.

-Anadolu'da güzel bir söz var: "Ölü evinde çok ağlayandan, düğün evinde de çok oynayandan korkacaksın." Biz gerektiğinde ağlamayı, gerektiğinde oynamayı da bilen bu kadim halkın evladı olmaktan her zaman onur duyduk.

'REFERANDUMDA HDP PROGRAMI MI OYLANACAK?'
-Referandum sürecinde biz, ortak vatan felsefesiyle bize en aykırı düşünen insanlarla da kardeşçe yaşamak istiyoruz. Tavrımızla ilgili farklı bir noktaya çekmek isteyenler, kardeşlik duvarına çarpmaya mahkumdurlar. Bu topraklarda yaşayan bir tek insana karşı bile en küçük bir kine sahip olmadık, olmayacağız.

-Bize en aykırı olan fikrin kendini ifade etmesini hep savunduk. Ama bugün bakıyoruz, referandum çalışması yürütenler, farklılıkları bir ayrılık üzerinden ele alarak, toplumu kutuplaştıracak kampanyaların startını vermiş durumda. HDP'yi itibarsızlaştırarak referandumda sonuç almak istiyorlar? Sormak istiyoruz; siz referandumda HDP programını mı oylamaya sunacaksınız? Toplumu kandırmayın. Sandığa götürdüğünüz 18 maddeyi neden çıkıp anlatamıyorsunuz, onun hesabını verin.

-Ha şuna çok meraklıysanız. HDP'nin programını, tüzüğünü, Anayasa taslağını oylama gibi bir merakınız varsa da, eyvallah, başımız gözümüz üstüne. Gelin HDP'nin anayasa teklifini oylamaya götürelim, siz istediğiniz kampanyayı yapın. Bakalım sonuç ne oluyor?

-Toplumun bu durumu göz önünde bulundurması gerek; sandıkta oylanacak 18 maddeyle ilgili, sağa sola sarmasınlar. Hiç öyle farklı bir manevra yapmasınlar. Bu 18 madde hukuk devletini, halk iradesini ne kadar esas alıyor. Bunu anlatamıyorlar, çünkü içinde kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran, hukuk devletini rafa kaldıran, koca ülkeyi tek kişinin inisiyatifine bırakan bir düzenleme.

'HAYIR OYU KULLANACAKLARI TERÖRİST İLAN ETTİLER'
-Bakın HDP'ye terörist diyenler cepheyi genişlettiler. "Hayır" oyu kullanacakları hedefe koydular, terörist ilan ettiler. Nedir bu telaşınız? Toplumu seçime mi savaşa mı götürüyorsunuz? Böyle bir sorumsuzluk olabilir mi? Bu söyledikleri yarın yapacaklarının güvencesi. Toplumu "evet oyu verenler" ve "hayır oyu verenler" diye değil, "terörist olanlar ve olmayanlar" diye ayıranlar, yarın onayı alırlarsa ülkeyi ne hale getirecekler, tablo ortaya çıkıyor.

-Sonuç ne olursa olsun toplumsal barışa ihtiyacımız var. "Evet" oyu vereceklerin de, "hayır" oyu vereceklerin de birbirlerinin yüzüne bakacakları bir geleceği örmeye hepimizin ihtiyacı var.

'AHMET TÜRK'Ü SORGULAMAYA KİMSENİN HAKKI DA HADDİ DE YOK'
-Ahmet Türk, tahliye edildikten sonra umudu artıracak bir mesajı kamuoyuyla paylaştı. Beklerdik ki herkes bu mesaja katkı sunsun. Ama daha ilk günden "Barış için çok geç" diyorlar. Ahmet Türk gibi bir siyasetçiyi bile "barışa ihanet edecek noktada" tanımlıyorlar. Ahmet Türk'ü bütün Türkiye toplumu tanıyor. Kalbinin barış için nasıl çarptığını iyi biliyor. Onun mücadelesini sorgulamaya kimsenin hakkı da haddi de yoktur. Barış için geç olduğunu düşünmüyoruz. İnsanlık tarihinde de rastlayamazsınız. Tam tersine kutuplaşmanın arttığı dönemlerde barışın yoğun şekilde dillendirildiğini görürsünüz. Nerede bir savaş, çatışma varsa tam da o an barışın gündemleşmesi gerekir. O anlarda insanlar "barış için çok geç" deselerdi savaşlar hiç bitmezdi, insanlık biterdi. Biz bu ülkede insanlığımızı, insanlarımızın, gençlerimizin, analarımızın bitmesini istemiyoruz. Barış için geç değildir. Barışın tam zamanıdır. Varsa bir taşınız taşın üstüne koyun.

-Barış açısından Sırat Köpründen geçiyoruz. Köprüden düştüğümüz an cehennem ateşinde kavrulacağız. Bunu yaşadık. Çözüm masasının devrilmesinin ülkeyi hangi badirelerle karşılaştıracağını defalarca söyledik. Bugün ağır bir toplumsal krizle, ağır bir siyasal, ekonomik, diplomatik krizle karşı karşıyayız. Ne zaman başladı, çözüm masası devrildiğinde. Çözüm süreci devam ederken krizlerden bahsediyor muyduk? Tam tersine 80 milyonda çözüme ilişkin büyük bir umut vardı. Çözüm masasını devirenlerin ülkeyi getirdiği durum ortada. Masa bugün kurulsa birçok sıkıntıyı yeniden aşma imkanına sahip oluruz.

'EN BÜYÜK İHTİYACIMIZ BARIŞTIR'
-Anadolu'da meşhur bir hikaye vardır. Kuşla yılan arasında geçer. Kuşun yuvasının yerini öğrenen yılan, kuş her yuvadan ayrıldığında yumurtaları yer. Bunu fark eden kuş, gizlenip yumurtalara ne olduğunu öğrenmek ister. Usul usul yılanın yuvaya gittiğini görür. Kuş hırsla yılana saldırır, yılan acı içinde kıvranır ve "Biz bir barış yapmalıyız" der. Kuş, "Bende bu evlat acısı, sende de bu kuyruk acısı varken artık barışamayız" der. Biz bu ülkedeki barış umudunun evlat acılarına ve kuyruk acılarına kurban edilmesini istemiyoruz. Kimin hesabı ne olursa olsun en büyük ihtiyacımız barıştır. O sorumluluktan kaçmaya çalışanlarla ilgili de toplumun mevcut surumu sorgulaması gerekir.

'BARIŞ MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ'
-Kurtuluş Savaşı örneğini verenler, Kurtuluş Savaşı döneminde bu ülkedeki herkesin 7'den 70'e Kürdüyle, Türküyle nasıl kenetlendiğini hatırlaması gerek. O ruhu yok edenler topluma algı yöntemleriyle farklı hesapları dayatma gayretindeler. Bu ülkenin topraklarıyla ilgili kaygı duyanların insanlarıyla ilgili de aynı kaygı hissetmeleri gerek. Kurtuluş Savaşı'nda bu ülke belli noktalarda topraklarını kaybetti ama insanlarını kaybetmediği için o toprakları almasını da bildi. Bugün de hepimizin ihtiyacı olan ruh o ruhtur. Bu ülkenin tek bir gencini kaybetmeye artık tahammülümüz kalmadı.

-Barışı koca bir mezarlığın üzerine tesis etmek değil akılla mantıkla ülke gerçekliğin üzerine tesis etmektir önemli olan. Bütün bir ülkeyi koca bir mezarlığa çevirdikten sonra barışı tesis etmeniz bir işe yaramaz. HDP olarak, barış mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×