İzmir Büyükşehir Belediyesi davasının siyasi ayağı kim?
 AKP’nin inşa ettiği yeni iktidar yapısının sosyal, siyasal ve kültürel formlarda süre gelen İzmir kavgası 15 Temmuz’dan sonra da hızını kesmedi. En son Başbakan Binali Yıldırım’ın “2014 seçimlerinde İzmir’de belediye başkanlığı aday kampanyasını yürütürken FETÖ’nün o bacı, abla ve abilerinin nasıl CHP’yle beraber kendilerini parçalarcasına kampanya yaptıklarına, sandık başlarını tuttuklarına birebir şahidim” açıklaması, AKP siyasetinin geneline hakim olan “asla geri adım atma” ilkesinin güzel bir örneği oldu. Güzel bir örneği oldu zira “Cemaat devleti ele geçirmiş, buna kargalar güler” diyen kendi Bakanı Hüseyin Çelik’i hatırlatarak kargaların bile güleceği bir komediyi dillendirdiğini İzmir dahil tüm ülke görüyor.

İzmir AKP’nin bir türlü hegemonyasını kuramadığı bir şehir. Siyasal alanda derinleşen çelişkinin İzmir’de muhalefeti daha da büyüttüğünü düşünürsek, AKP’nin İzmir’de hedeflenen noktanın çok gerisinde olduğunu söyleyebiliriz. İzmir, çağdaş Cumhuriyet'in yüzü Batıya dönük, özgür simge kenti olarak ülkede şimdilik farklı bir pozisyonda yer alıyor. Bu pozisyon yine simgesel olarak İzmir’e taşıyabileceğinden çok daha fazla bir yük getiriyor. Şüphesiz burada İzmir’le tanımlanan esasında tüm kurumlar ve kurallar bütünüyle insan ilişkileri. 1828 yılında ekmek zamlarını protesto etmek için sokaklara dökülen ve 3 gün eve girmeyen İzmirli kadınların tarihin bilinen ilk kadın eylemini gerçekleştirdiğini düşünürsek, la Perle de l’Ionie (İyonya’nın incisi) güzel İzmir’in nasıl bir kaynaktan beslendiğini daha net görmüş oluruz.

Yoksul mahalleler cemaatlerin hedefinde
AKP’nin bir türlü istediği düzeyde kırmayı başaramadığı bu insan ilişkileri ona zaman zaman akıl ve izanla açıklanamayacak düzeyde açıklamalar, kentin dokusunu aşırı zorlamaya varacak düzeyde de uygulamalar yaptırıyor. İzmir’in bir önceki Milli Eğitim Müdürü’nün yapmış olduğu “İzmir'de imam hatip açmak şart, dürüstlük namusluluk imam hatiplerde var” açıklamaları, Cumhurbaşkanı’nın oğlunun kentin kamu bürokrasisi ile yaptığı uzun eğitim toplantıları, Türkiye’nin en başarılı okullarından kabul edilen Bornova Anadolu Lisesi, İzmir Fen Lisesi ve Cahit Kora Anadolu Lisesi’nin proje okullarına dönüştürülmesi, yeni yapılan okul binalarının imam hatiplere tahsis edilmesi bu zeminde yürüyen amansız mücadelenin göstergeleri.

Elde edemediğine baskı uygulayan, yine elde edemiyorsa aşağıdan yukarıya doğru dönüştürmeye çalışan AKP’nin siyasal aklı, 4 yaşındaki çocukları anasınıflarından alıp Kuran kurslarına boşuna göndermiyor. Türkiye’nin her yerini boşuna dini vakıf, dernek cenneti haline getirmiyor. İzmir’in her köşesini cemaatlere, tarikatlara durduk yere açmıyor. Bugün görünür alanlarda karşınıza çıkan veya çıkmayan türlü çeşit tarikat, cemaat İzmir’in yoksul mahallelerinde cirit atıyor. Emekçi evlerinin küçücük evlatları bu cemaatlerin birincil hedefi. Kamu kaynakları sınırsız ve sorumsuz biçimde vakıf adı altındaki dini yapılara aktarılıyor. Mülki amirler, kamu bürokrasisi bu yapıların önünde el pençe sıraya giriyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi dahil kahir ekseriyeti CHP’li olan İzmir belediyeleri yoğun bir teftiş kıskacına alınıyor. Doğa kıyımına neden olan onbinlerce özel sektör projesinin ÇED raporları onaylanırken İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlemeleri Ankara’ya dahi gitmeden Çevre Şehircilik Müdürlüğü’nden geri dönüyor. CHP’li belediyelerin çalışanları “Alevi/Marksist/Ateist” gibi devletin geleneksel kodlama kategorilerinde fişleniyor, hatta bu nedenle hakkında soruşturma başlatılanlar oluyor. Belediyelerin bir kamu kuruluşu olduğunu ve kamu yararına faaliyet yürüttüğünü unutanlar bu zeminde hesaplaşmaya yöneliyor. Yalnızca kendi “seçilmişlerinin” makbul olduğunu düşünen siyasal akıl, Diyarbakır’ın seçilmişlerini arkasındaki rekor oya bakmaksızın umarsızca gözaltına alırken, İzmir’de zamanında cemaatin açmış olduğu davaların sürüyor olmasını keyifle izleyerek kendince Demokles’in kılıcını CHP’li belediyelerin üzerinde sallıyor.

2011 yılında açılan İzmir Büyükşehir Belediyesi davasının soruşturma aşamasında teknik takip kararlarını veren savcı ve hâkimleri, bunları yürüten emniyet görevlileri, Büyükşehir Belediyesi’ne teftiş ve rapor düzenlemek için görevlendirilen maliye görevlileri, yakalama kararı veren, arama, iletişim tespiti kararı veren hakimler ve yargılamanın başında bu tutuklama sürecinin devamını sağlayan hâkimler, savcılar, polisler, maliye görevlileri, bilirkişiler bunların tamamı şu anda FETÖ üyesi oldukları iddiasıyla tutuklu. Dolayısıyla ortada Ergenekon, Balyoz, Oda TV, Devrimci Karargâh, Askeri Casusluk, Fenerbahçe dosyası gibi bir kumpas olduğu çok açık. Bu kumpasın nedeninin Cemaat ve AKP arasındaki iktidar ortaklığının İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni bir şekilde almak için kurgulandığı da çok açık.

İzmir Büyükşehir davası
Askeri Casusluk Davası'nın beraat kararının geçtiğimiz günlerde Yargıtay tarafından onanmasıyla birlikte Cemaat mensuplarının merkezinde yer aldığı davaların önemli bir bölümü çökmüş oldu. Fakat nedense İzmir Büyükşehir Belediyesi davası bir türlü sona ermiyor. 25 Ekim 2016 günü görülen 29. duruşmasının ardından 27 Şubat 2017 tarihine ertelenen dava 5. yılını, 30. duruşmasını görmüş olacak. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun 397 yılla yargılandığı davada toplam 128 kişi yargılanıyor. Kumpas davası olduğu çok açık bilinen bir davanın 5. yılını, 29. duruşmasını geride bırakmış olması ve hâlâ beraat kararının verilmemiş olması yeni iktidar düzeninde yargının rolü hakkında ipuçları vermeye yetiyor.

Bütün kuşkuları ortadan kaldıracak biçimde İzmir Büyükşehir Belediyesi davasının da Cemaat - AKP ortaklığı yıllarından kalma bir kumpas davası olduğu hususunda en başta da CHP’liler olmak üzere tüm toplumsal kamuoyunun ortaklaşması gerekiyor. Hedefleri, özneleri belli bu davanın bir an evvel verilmesi gereken beraat kararı, yargının Cemaat'li yıllardan kalma kötü intibasını düzeltebilme adına bir fırsat olarak adalet terazini elinde bulunduranların önünde duruyor.

Başa dönersek, 2014 yılı yerel seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni CHP’den almak için 2011 yılında kurgulandığı ortada olan bu kumpas davasının maliye, emniyet ve adliye ayağının tamamı FETÖ’cü çıktı ve cezaevinde.
Peki İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni CHP’den almak için kurgulanan bu davanın siyasi ayağı kim?
2014 yılı yerel seçimlerinde AKP’den İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Binali Yıldırım’ın öncelikle yanıtlaması gereken soru bu...

(Birgün Pazar'dan alınmıştır. ULAŞ AYDIN  @UlasAydin )

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
ozyurt 4 hafta önce

akp/fetullah isbirligiyle Cumhuriyetin yok edilmesi projesidir butun bu davalar. butun cumhuriyet kalelerini eline gecirmek icin yapmayacaklari hainlik, sahtakarlik yoktur hedefi serait devleti kumak olan tayib v fetullahin. ondan dolayi hala izmire kurulan kumpas cokmus degil, cunku hala tam seriati oturtamadi tayib. sahte ve sacma iddalarla hakim/savci lari baski altina almayla deniyorlar bunu, ama basaramayacak bu amerikanin cikari icin ulkemizi bir suudi arabistan devletine cevirmek isteyen hainler butun cabalarina ragemen