İZMİR DEPREM SEMPOZYUMU GERÇEKLEŞTİ

İMO İzmir Şube Yönetim Kurulu Başkanı Eylem Ulutaş Ayatar, İMO Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Alim Murathan`ın açılış konuşmalarıyla başlayan sempozyumda aşağıdaki başlıklarda 22 sunum yapıldı.

  • Sisam Depreminin Geoteknik Deprem Mühendisliği Yönünden Değerlendirilmesi
  • Sisam Depreminin Yapı-Deprem Mühendisliği Yönünden Değerlendirilmesi
  • Sisam Depreminin Ardından Yetkinlik ve Mesleki Sorumlulukların Değerlendirilmesi
  • Deprem Risk Değerlendirmeleri ve Yapısal Müdahaleler
  • Afet Riski ve Deprem Sigortası
  • Kentsel Dönüşüm
  • Yapı Denetim Sistemi

İMO Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç özetle şöyle konuştu;

Hayat hepimiz için normal seyrinde devam ediyor. Rızabey, Doğanlar, Erbek, Yalçın, Karagöl Apartmanları ve Barış Sitesi sakinleri açısından da hayat normal olarak devam ediyor. Fakat haftanın son iş günü Cuma saat 14.51’de, özellikle bu apartmanlarda yaşayanlar için her şey sonsuza kadar değişti. Kimileri hayattan koparıldı, kimileri sakatlandı, yaralandı. O an, o apartmanlarda yaşayıp da orada bulunmayanlar ise hayatta kalmalarına sevinemediler bile!...  Eşleri, çocukları, ebeveynleri, komşuları enkaz yığınlarının altında can vermişlerdi. Sadece bunlar da değil belki de tüm varlıkları kaldı o enkazların altında.

Evet binaları yeni değildi belki, fakat 25-30 yıllık betonarme bir bina, hiç de eski sayılmazdı. Evet riskli yapı diye bir şeyler duymuşlardı fakat, bunların daha çok kaçak yapılar için geçerli olduğunu sanıyorlardı. En nihayetinde, projesi olan, inşaatı denetlenen, belediye tarafından iskan ruhsatı verilen bir binada oturmaktaydılar. Dolayısıyla güvendeydiler!…  

Evet depremden bu denli korkmamızın temel nedeni belki de ne zaman olacağından haberdar olamayışımızdır.

- Harekete geçmiş olan zeminin ve suyun yapılarımızı nasıl etkilediğini biliyoruz.

- Hangi zemin türünün daha tehlikeli ve nelere sebebiyet verebileceğini biliyoruz. Üstelik bunu yüzyıllardır biliyoruz.

- Zeminleri gözeterek yapılması gereken imar tekniklerini biliyoruz.

- Hangi zeminde, hangi tür temeller üzerine oturmuş hangi yapıların nasıl davranacağını gayet iyi biliyoruz.

- Yapı elemanlarının esnekliğini, rijitliğini hesaplıyor ve belli bir sistem içerisinde kullanılması gerektiğini biliyoruz.

- Yapı elemanlarını sağlam bir şekilde üretebiliyor veya bunların hangi koşullarda üretilirse sağlam olabileceğini biliyoruz.

- Sorunlu bir yapıyla, sorunsuz bir yapıyı birbirinden ayırt edebiliyoruz.

- Riskli yapıları güçlendirip tamir etmenin yollarını biliyoruz.

- Üretim koşullarına paralel olarak iktisadi ve sosyal gelişmelere göre şekillenen karmaşık kentleşmeyi planlama yöntemlerini kullanarak sağlıklı, güvenli doğaya ve çevreye saygılı bir hale getirmeyi biliyoruz.

- Güvenli bir yapının ortaya çıkabilmesi için hangi proseslerden geçmesi gerektiğini bunun için siyasi iradenin, idari ve teknik uygulamaların ne olması gerektiğini biliyoruz.

Takip ediyorsunuzdur, son dönemlerde siyaset dünyasında çeşitli milatlar koyuluyor. Deprem açısından bakıldığında ise, yaygın olarak 1999 Marmara depremi milat olarak kabul edilmektedir.

O tarihten sonra hemen hemen her kurum, güvenli ve sağlıklı bir yaşam ve yapılaşma için nelerin yapılması, ne tür önlemlerin alınması gerektiği konularında fikirler oluşturmuş öneriler sunmuş, hatta bunlar birleştirilerek mastır planlara, strateji ve eylem planlarına dönüşmüş ancak 22 yıldır alınan yol, ne yazık ki toplumun/kurumların kendiliğinden alabilecekleri yoldan öteye gidememiştir.

2004 yılında yapılan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Deprem Şuranın sonuç bildirisinde aynı konu biraz daha detaylı olarak yer almıştır:

* Bina türü mevcut yapı stokunun deprem tehlikesine karşı envanterinin incelenmesi ve değerlendirilmesi bağlamında, mevcut durum, sorunlar ve bunları aşabilmek için izlenmesi gereken yollar belirlenmeli, bu amaçla aynı tehlikeyi yaşayan diğer gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi kademeli değerlendirme yöntemleri kullanılmalıdır.

* Yapılacak kademeli değerlendirme sonrası, binaların tehlike sıralamasının yapılarak iyileştirme programları ve projeleri hazırlanmalıdır.

2010 yılında yine TBMM tarafından kurulmuş olan Deprem araştırma komisyonunun raporuna:

“…. Bina ve bina dışı yapılarla ilgili olarak başlamış olan envanter çalışmalarına hız verilmeli ve yapı stokunun deprem risklerine karşı korunması hususunda, envantere dayalı değerlendirilme yapılması sağlanmalıdır.

Kademeli tarama ve değerlendirme yöntemleri ile proje parametrelerinin belirlenmesi, rölevelerin oluşturulması, malzeme seçimi ve Deprem Yönetmeliğine uygun olarak analizlerin yapılması önemli çalışma alanlarıdır. ….

 

Geçtiğimiz Temmuz ayında yayınlanan TBMM Deprem Araştırma Komisyonunun hazırladığı rapordaki ilgili bölüm aynen şöyledir.

“… 4.4. YAPI GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN ÖNERİLER

Yeni yapılardaki güvenliğin artırılarak deprem risklerinin azaltılması yanında, mevcut yapılardaki deprem risklerinin de belirlenerek bertaraf edilmesi elzemdir. Bunun sağlanması için deprem performansı yetersiz bina ve altyapı sistemlerinin belirli bir program ve süreç dâhilinde yenilenmesi ya da güçlendirilmesi ihtiyacı bulunmaktadır.

Yapıların risk değerlendirilmesi ile güvenliğinin sağlanmasına ilişkin öneriler aşağıda yer almaktadır…” denilmektedir.

Bunlardan bazılarını hızlıca belirtmek isterim

“….

68- Genellikle 2000 yılı öncesi inşa edilen yapıların riskli olduğu kabul edilmekle birlikte, yapıldığı dönem, yapı türü ve tabi olduğu imar uygulamaları gibi farklılıklardan bağımsız olarak tüm binalar incelenmeli ve riskli binalar hızlı bir şekilde belirlenmelidir.

69- Yapı stokunun ve bunun içerisindeki riskli bina oranının büyüklüğü göz önüne alınarak şehir ve yapı türleri üzerinden önceliklendirme yapılmalıdır. Bunun için deprem tehlikesinin yüksek olduğu, nüfusun ve sanayi kuruluşlarının yoğun bulunduğu illerden ve Raporun “2.3.2. Mevcut Yapı Stoku ve Hasar Görebilirlik” başlığı altında irdelenen yapısal risk faktörlerine haiz yapılardan başlanmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir.

70- Önceki yıllarda yapılan çalışmalardan elde edilen dersler ortaya konularak, önceliklendirmede de kullanılabilecek standart bir risk değerlendirme yöntemi ilgili bakanlıklar ve üniversitelerce ortak şekilde netleştirilmelidir. Yöntemler konusunda farklı akademik görüşler ile yetkili ve sorumlu kurumların temsil edildiği geniş katılımlı bir çalışma (çalıştay, konferans, şura vb.)gerçekleştirilmelidir.

…” denilmektedir.

Sonuç olarak görülmektedir ki, 2017 yılı itibarıyla bitirilmesi gereken envanter ve riskli yapı tespiti çalışmalarının 2021 yılı itibarıyla nasıl yapılacağının yöntemi bile daha çıkarılamamıştır. dedi 

İMO İzmir Şube Yönetim Kurulu Başkanı Eylem Ulutaş Ayatar toplantıda şunları söyledi;
Ülkemizi ve tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi döneminde ilk kez bu kadar kalabalık bir şekilde yine yanyanayız. Şubemizin 47. Döneminin başında pandemi nedeniyle karşı karşıya kaldığımız zor şartları hepbirlikte dayanışmayla yürütme gayretinde olduk. Ardından bir deprem yaşadık, İzmir merkezinin yaklaşık 70 km uzağında oluşan bir depremle hepimiz sarsıldık. Bu iki olayda yakınlarımızı, dostlarımızı kaybettik. Ancak zor zamanlarda üzerimize düşen sorumlukların yine birlikte yanyana dayanışma ile nasıl üstesinden gelebileceğimize de şahit olduk. Pandemi döneminde deneyimli meslektaşlarımızın ihtiyaçları için yardımına koşan genç meslektaşlarımıza, depremde İzmir halkına deneyimlerini bilgilerini aktarmak için sahaya çıkan, deprem sonrası İzmir Büyükşehir Belediyesinin yaptığı protokolle Bayraklı ilçesinde başlattığı Yapı Stoğu Envanterinin Çıkarılması Deprem Riski Açısından Önceliklendirme çalışmasını gerçekleştirenler teşekkür ederim.
17 Ağustos Depremi hemen hemen her kesim için milat kabul edildi. Ama dikkat çekmek istediğimiz büyüklükte bir depremi henüz yaşamadık. Bu nedenle “bir uyarı depremi” diyoruz 30 Ekim Depremine. İlimizdeki yapı stoğuna duyduğumuz güvensizliği gözler önüne seren bu deprem sonrası için bugün yapılmayan her çalışmanın yarına ertelenmesinin çok geç olacağını ifade etmeliyim.
Hiç beklenmedik bir anda yitip giden yaşamlar bize bir sorumluluk yükleyerek malesef sona erdi. Yine diyelim; hiçbir şey eskisi gibi olmamalı artık. Bilimin, mühendisliğin ve teknolojinin uçsuz bucaksız ilerleme arzusuyla vardığı nokta zaman zaman gözlerimizi kamaştırıyorken, 2020 yılında 117 insanımızı afete dönüştürdüğümüz doğa olayı bizden almamalıydı. Gerçekten, artık hiçbirşey eskisi gibi olmamalı.
İlk olarak mühendislik eğitimi üzerine sözümüz var dedik. Akademik ve fiziksel yeterliğe sahip olmadan ve mezun olanlara istihdam alanı yaratmadan bu kadar inşaat mühendisliği bölümünün açılmasına, başarı sıralamasının acilen değiştirilmesine yönelik sözümüzü üyelerimizle birlikte yaptığımız imza kampayasıyla söyledik. Bu söze sahip çıkan meslektaşlarımıza ve elbette bu sözü TBMM’ye taşıyan tüm milletvekillerine özellikle teşekkür etmek istiyorum.
Biliyoruz ki, dünyanın sismik olarak en hareketli toprarlarından birinin üzerinde yaşıyoruz. Ancak unutmayalım, bir doğa olayını afete dönüştürme noktasındaki maharetimizi mevcut kurulu sistemi koruyarak göstermiş oluyoruz. Bizim itirazımız, bu sisteme.
Bugün ilimizde, çok sayıda insan yapılarının güvenliğini sorguluyor, orta ve ağır hasarlı yapıların sahibi olan birçok kişinin önünde belirsiz bir süreç var. Amacımız, rant üzerinden şımartılan sektörümüzün, sağlıklı ve güvenli barınma hakkına hizmet etmesini sağlamak. Elbet bir sempozyuma yüklenecek bir görev değil, bunun farkındayım. Ama nihai hedefi bilerek, yapı üretim sürecinin bilimin dayattığı koşullarda yürütülebilmesinin önünü açmak ve bunda ısrarcı olmak. Amacımız bu, değerli meslektaşlarım.

Yaşam şartlarının giderek zorlaştığı, geleceğe dair umutlarımızı tüketen günler yaşıyoruz. Ama yine yanyanayız, bilimin ışığında aydınlık günlere olan inancımızı kaybetmeden doğru bildiklerimizi ısrarla söylemek için buradayız. Sempozyum programına baktığınızda ağırlıkla teknik konuları konuşacağımızı göreceksiniz. Mühendislik hizmetlerinin bugünkü durumu, yetkin mühendislik, yapı üretimindeki denetim sürecinin hayati önemi, Ege Denizi (Sisam) Depremi’nin geoteknik, yapı-deprem mühendisliği açısından değerlendirilmesi, deprem hasarları, depreme dayanıklı yapı tasarımı, bina stoğunun deprem riski açısından önceliklendirme çalışmaları, deprem zararlarının azaltılmasına yönelik yapısal müdahaleler, kentsel dönüşüm, yapı denetim, kurumların yürüttüğü çalışmalar ve mühendislerin cezai hukuki sorumlulukları konularını konuşacağız. dedi

Haber:Doğan Prepol Poroviç




 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner163