İzmir’in Terzi Fikri’si: Aydın Erten
Aslında başlık cahilliğimizin eseri.
Çünkü Aydın Erten’i fazlaca tanımıyoruz.
Terzi Fikri’ye kalplerimizin en yüksek mertebesinde yer açtığımız açık; Aydın Erten’i neden ihmal ettiğimiz ise ancak cahilliğimizle açıklanır.

Aydın Erten’in 1973 yılında İzmir Gültepe Belediye Başkanı olduğu düşünüldüğünde, 1979 yılında Fatsa Belediye Başkanı seçilen Fikri Sönmez’e ilham verdiği söylenebilir.

“İlham”, bilerek isteyerek tercih edilmiştir.
Halka tutkuyla bağlı, hayatını şiir gibi naif ve kararlı yaşayan biri ancak ilham verebilir. Çünkü siyaset literatürü, bu bağı açıklamakta kifayetsiz kalabilir.

O halde, başlığı değiştirmek boynumuzun borcu olsun.

Fatsa’nın Aydın Erten’i: Terzi Fikri!

Yeni başlığımız bu.
Resim

Şimdi başlığın altını doldurmaya geldi sıra.
İşin zor kısmı da bu olsa gerek.
Çünkü nasıl anlatılabilir, 1973 seçimlerinde sağın kalesi olarak bilinen Gültepe’de, Adalet Partisi’ne meydan okumak.
Meydan okumanın, ’68 kuşağı devrimci gençlerinin düzene meydan okuduğu o yılların ruh halinden, kendine güvenden, kazanma azminden ve hiç olmazsa “yolunda ölürüm” inanmışlığından bağımsız olmadığı aşikar.
Çünkü O, devrimci ’68’in tedrisatından geçmiş bir “aydınlanmacı” olarak, “6. Filo Defol” eylemlerine katılarak ABD emperyalizmine meydan okumuş, ABD askerlerini denize dökmüş, polis kurşunuyla katledilen Taylan Özgür’ün cenazesinde saf tutarak, gençlerin içindeki devrim ateşinin polis şiddetiyle söndürülemeyeceğini ilan etmiştir.

Gültepe’de, Adalet Partisi’nde simgeleşen Anadolu sağına meydan okumak da ne ki!
O’nun için, deyim yerindeyse vaka-i adiye sayılır bir iş.  
Yoksul Gültepe halkına iki şeyi hissettirdi:
Birincisi boğazından haram lokma geçmeyecek, ikincisi tıpkı Terzi Fikri’den yıllar sonra duyacağımız üzere, her şeyi halkı için yapacaktı.
1973 seçimlerinde Gültepe’ye bu iki tılsım değdi ve sağın kalesi zapt edildi.

Dürüstlük ve halkçılık yol göstericimiz ve AKP kalesini nasıl fethedeceğimize dair kafa yoran bizlerin kulağına küpe olsun!

Çünkü Aydın Erten’in kulağına küpe olan, yoksul Gültepe halkının sorunlarıydı.
Sorunlar kulağına fısıldadı ve belediye başkanı olarak ön safa geçti.
Türkiye Elektrik Kurumu Gültepe’ye elektrik direği bağlanması yönündeki talepleri duymazdan geliyordu.
Zamane iktidarı, hep karanlıkta yaşasınlar istiyordu demek. “Aydınlanmacı” başkan, emretmiyor, emri yerine getirmekle mükellef sayıyordu kendini.
Halk emretmiş, belediye başkanı ve işçiler sabaha kadar çalışarak elektrik direklerini dikmişti.

Tam da bu noktada, şair Cengiz Bektaş’ın “Kimin Bu Sokaklar, Alanlar, Kentler” kitabında anlattığı Londralı heykeltıraşın öyküsü geliyor akla.
Hani, sokağına, mahalleliden habersiz elektrik direği dikilmesini protesto için, aynı direğe kendini zincirleyen heykeltıraşın öyküsü.

Kendini direğe zincirleyen heykeltıraşla, mahallesine elektrik direği diken belediye başkanı arasındaki bağ, sokağa, mahalleye, kente, yani hayata sahip çıkma duygusudur. Bu duygu halkçılığın ta kendisidir.
Aydın Erten’in, halkın barınma sorununu çözmek için sosyal konutlar üretilmesi amacıyla halka karşılıksız arsa dağıtması, tefeciliğe, stokçuluğa karşı bayrak açması, bugün daha çok AKP’li belediyelerin sanki “icat” kendilerininmiş gibi caka sattığı halk ekmek uygulamasını başlatması, halkla kader birliği yapmanın ötesinde, devrim programının başköşesine oturtulacak değerdedir.

Bir belediye başkanı düşünün.
Kendini bölgenin yoksul halkının sorunlarının çözümüne adamakla kalmıyor,
Ege köylülerinin toprak işgallerine, Aliağa işçi direnişine katılıyor.
Yetmiyor, Tariş direnişi günlerinde, işçilere kumanya dağıtıyor, Gültepe’de kurulan barikatlarda saf tutuyor.

Bugün, “Nasıl bir sola ihtiyaç var” başlıklı tartışmalar, bir bakıma Aydın Erten’in, Terzi Fikri’nin o güzelim hatıralarına hakaret değil de nedir?

“Boşuna mı çekildi bunca acılar?”
Yani, her ikisi de boşuna mı yattı içeride?
Sorunun yaralayıcı olduğu açık.
Ama gerçek bu.
12 Eylülcüler, Aydın Erten’i hapse atmakta tereddüt göstermediler, peki bizim tereddütlü halimiz niye?
Aydın Erten olmak için bizi ne tutuyor?
Zaman mı değişti yoksa hani şu zamanın ruhu denilen “nane ruhu” farkında olmasak da bizi esir mi aldı?
Gültepe hâlâ yoksul değil mi, barınma ve ekmek sorunu hâlâ yakıcılığını hissettirmiyor mu?
Yoksulları siyasal İslam’ın girdabından kurtarmak, yani kendi ekmeğini yapar, kendi direğini diker hale getirmek için, bizim yapabileceğimiz şeyler yok mu?
Çok mu zor Aydın Erten olmak, Terzi Fikri olmak?

Zor evet. Çünkü Aydın Erten’i, Terzi Fikri’yi yaratan politik atmosferin tersine bugün halkçılık, kadim yılların bir değeri olarak görülüyor.
Bakın Karaoğlan Ecevit’li yıllara, bakın Devrimci Yol’lu yıllara, politik iradenin sonuç değiştirici etkisini görün.

Ne Aydın Erten ne de Fikri Sönmez kahramandı.
Onlar sadece, solun o günlerdeki politik yönelimine uygun yaşadılar, sol için fedakarlık yapmaktan asla geri durmadılar.
İyi, yufka yürekli, mütevazı, kalender, isyankar olmaları ise halkçılığın, hangi politik kadroların marifetiyle hayata geçebileceğinin emaresiydi.
Aydın Erten, Urla Cezaevi'nde

Şimdi, Aydın Erten’in adı, Konak Belediyesi’nin Çınartepe’de düzenlediği yeşil alanda yaşıyor.
Tepeden sadece İzmir Körfezi’ne bakmıyor, “arkadaşlarımız bize bakıyor”daki gibi ruhi, vicdani, siyasi, felsefi nazar altında tutuyor bizi.
Biz biliyoruz, “Gültepe semti burası/ İzmir’e tepeden bakar/ Ama İzmir uzakta/ En az masallar kadar.”

Masalı gerçek yapmak için; Aydın olunmalı, halkçı olunmalı!

Gültepe’nin Aydın Erten’i var.
Kale kadar sağlam, su gibi aziz, eski evler kadar değerli ve bir ağaç gibi dimdik ayakta durmayı başarmış, halkını sırtına almış, onlar için onlarla beraber tek vücut olmuş bir LİDER…
Gültepe’ye elektrik gelmesi için direkleri alıp halkla birlikte diken bir DEVRİMCİ… 

inönü Alpat

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×