Mavi Gözlü Dev Nâzım Hikmet
Öyle şahıslar vardır ki dünyaya izlerini bırakarak veda ederler. Türkiye devrim tarihi de bu açıdan zengin örneklerle doludur.
Aydınından sanatçısına, işçisinden öğrencisine Türkiye devrimci hareketi bu gibi değerlere fazlasıyla sahiptir.
3 Haziran 2017, Nâzım Hikmet’in ölümünün 54. yılı.
Bu tarih, onun yeni şiirler yazmasının son bulduğu tarih yalnızca.
Yoksa bu 54 yıldır, Nâzım Hikmet’in hep bizimleydi, hep yanı başımızdaydı…


Nâzım Hikmet Devrimci kimliğini şiirlerine yansıtmış, mücadele dolu yaşantısıyla her sanatçıya örnek olmuştur. Başından itibaren komünizmi seçmiş, komünist partisi üyesi olmayı kendisi için en büyük onur saymıştır. 
Nâzım Hikmet tüm yaşamı boyunca sanatsal kimliğini komünist kimliğiyle birleştirmiş, adeta ikisini özdeşleştirmiştir. 
Nâzım’ın özgün yanları olmuş olabilir; ama bu özgünlükler O’nu asla davasıyla, komünist kimliğiyle ve partisiyle karşı karşıya getirmemiştir. 
"Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık. 
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz. 
Benim kuvvetim, 
bu büyük dünyada yalnız olmayışımdır.
Dünya ve insanları, yüreğimde sır,
ilmimde muamma değildir.
Büyük kavgada 
açık ve endişesiz 
girdim safıma. "
61 yıllık yaşamının 40 küsur yılını kavgasıyla olduğu kadar sanatıyla da dolu dolu yaşamış ve yaşatmış bir dünya vatandaşıydı Nâzım.
Sınırsız ve sınıfsız bir dünya özlemi, bu özlemin vücut bulduğu mücadelelerle dolu bir yaşam ve o yaşamın prizmasında kırılıp sanata yansıyan yüzlerce yapıt...
İşte buydu 
Nâzım Hikmet.
Durup dinlenmeden yazdığı şiirlerinin bugün hala güzelliğinden ve etkisinden bir şey kaybetmemiş olduğunu görüyoruz.
Yarına baktığımızda yine o şiirlerin pırıltısını görüyor olmamız ise, 
Nâzım’ın ne denli büyük ve güçlü bir şair olduğunu bir kez daha anımsatıyor bize.
Nâzım Hikmet sadece bir şair değil; yüreği işçi sınıfı için atan bir komünist, bir devrimciydi aynı zamanda.
Dizelerinde sevdalandığı kadınlara olan aşkını, özlemini de anlattı; gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir dünya özlemini ve mücadelesini de.
Onun dünya çapında ünlü bir şair olmasını sağlayan şey, Avrupa’dan Amerika’ya, Uzakdoğu’dan Ortadoğu’ya kadar tüm ezilen ve sömürülenlere karşı duyduğu sevgi, tüm ezenlere, sömürücülere ve zorbalara karşı duyduğu öfkeydi.
Nitekim hayatının ne yönde, nasıl akacağını belirleyen de işçi sınıfının kurtuluşu için verdiği mücadele oldu.
Bunun için sevdiklerini arkasında bırakmayı göze alabilen bir devrimciydi 
Nâzım Hikmet:
"Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!"
Evde, sokakta, hapiste, sürgünde, trende, uçakta, vapurda...
Nerede yazılmış olursa olsunlar, onun insana inanan, hayatın gücüne güvenen, umutla dolu şiirleri dün olduğu gibi bugün de insanlarla konuşmaya devam ediyor.
Savaşan devrimcilerle olduğu kadar sevgilisini düşünen aşıklarla da, hayata küsenlerle olduğu kadar hayata sımsıkı bağlı olanlarla da, okuma yazma bilmeyenlerle olduğu kadar kafaları bilgi dolu aydınlarla da konuşmayı sürdürüyor o şiirler.
Hiroşimalı çocuklar onun şiirlerini okuyor dünyanın bir ucunda.
Diğer ucunda, Güney Amerika’da dağa çıkan gerillalar sırt çantalarında onun şiir kitaplarını da götürüyorlar gittikleri her yere.
Birçok dile çevriliyor, anlamından hiçbir şey kaybetmiyor; besteleniyor, yeni anlamlar kazanıyor Nâzım’ın şiirleri.
"Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
Akarsuyun
Meyve çağında ağacın
Serpilip gelişen hayatın düşmanı
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına
-çürüyen diş, dökülen et-
bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler
ve elbette sevgilim, elbet
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle; işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…"
Onun şiiriyle tanışmıştır birçok insan sosyalizmle.
Bir şiirin insan kalbinde yarattığı sıcaklık, bilincinde çaktırdığı bir kıvılcım yepyeni bir dünyanın kapılarını açmıştır birçok devrimciye.
Bir anlamda Nâzım devrimden ve sosyalizmden aldığı gücü devrime ve sosyalizme armağan etmiştir yine.
Ve şimdi onun şiirleri devrimci sanatımızın çelik mermileri gibi pırıl pırıl parlamaktadır hala. 
Zindan direnişlerinde makineli tüfeklere karşı dudaklarımızdan dökülür o mermiler.
İşkencehanelerde zulmün ve vahşetin kalbine türkülerle beraber saplanır o mermiler.
Grevlerde halayların coşkusuna karışıp gökyüzüne sıkılır o mermiler. 
 “Behey! kaburgalarında ateş bir yürek yerine 
idare lambası yanan adam!
Behey armut satar gibi 
san’atı okkayla satan san’atkar
Ettiğin kâr kalmayacak yanına !
Soksanda kafanı dükkanına,
dükkanını yedi kat yerin dibine soksan;
yine ateşimiz seni
yağlı saçlarından tutuşturarak 
bir türbe mumu gibi damla damla eritecek!
Çek elini san’atın yakasından çek!
Çekiniz!
Bıyıkları pomadalı ahenginiz
sürüyor gözlerini hala 
“koyda çıplak yıkanan Leyla’ya” karşı
fakat bugün ağzımızda ateş borularla 
çalınıyor yeni san’atın marşı!
Yeter ertık Yenicami traşı, yeter!
Ayağa kalkın efendiler”
Nâzım Hikmet, ölümsüzlüğünün 54. Yılında, AKP zorbalığına karşı ülkenin dört bir yanında sokak sokak barikat savaşı vererek isyan gülleri armağan eden gençliğe, sonsuz gülümseyişi ve haykırışıyla sesleniyor:
"Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla
geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine."

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×