RESNELİ NİYAZİ BEY KATLEDİLELİ 109 YIL OLDU

 Kimdir Niyazi Bey? O, ölümü göze alıp dağa çıkan; Padişah Abdülhamit’in istibdat yönetimine: Hürriyet, Adalet, Eşitlik ve Kardeşlik isteyerek isyan eden örnek bir devrimci... Halk onu “Hürriyet Kahramanı” olarak adlandırıyor. 

 

Bu hareketini içten, sade iki cümleyle açıklıyor: “Alçakça yaşamaktansa ölmeyi seçtim. Onun için mavzerlerle silahlı 200 vatan çocuğu ile vatanım için ölmeye gidiyorum.” 



İLK DİRENİŞ ATEŞİNİ YAKAN VATANSEVER


Niyazi Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en fedakâr ve disiplinli önderlerinden biridir. Eylemini örgütü İttihat ve Terakki Cemiyetini, sıkıntıya sokmamak için bütünüyle kendi olanaklarıyla hazırlıyor. 

Ama dağa çıkmadan önce Cemiyetin onayını alıyor. Bu eylem sürecinde her adımda örgütüyle haberleşiyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti de bütün gücüyle onu destekliyor. Resneli Niyazi, 1908 Jön Türk /Hürriyet Devrimi’nin ilk ateşini yakan vatansever olarak adını tarihe yazdırıyor.


Bu, Niyazi Bey’in ilk kahramanlığı değildir. Onun 1897 Türk-Yunan Savaşı’ndaki cesur mücadelesi, askeri yeteneği de dillere destan… 1908 Hürriyet Devrimi’nden önce de bir halk kahramanı olarak tanınıyor, seviliyor. Niyazi Bey, 1908 öncesi dört yıl avcı taburuyla Balkanlar'da ayaklanan Sırp ve Bulgar çetecilerle göğüs göğüse çarpışıyor. Başarısı sonucu kolağası, yani kıdemli yüzbaşı oluyor. Kahramanlığıyla tüm İmparatorlukta hayranlık uyandıran haklı bir şöhret kazanıyor. Vatanseverliğini yaşamını ortaya koyarak, birçok kez kanıtlıyor. Makam mevki hesabı hiç olmuyor... 


Yazar Şevket Süreyya Aydemir de Niyazi Bey’in bu kişilik özelliğine ve askerlik anlayışına dikkat çekiyor: “Niyazi Bey mazbut, cesur, idealist, geniş ihtirasları olmayan sade, babacan bir subaydı. Dağa çıkarken yaptığı işin, Ordu disiplinine aykırı olduğunu biliyordu. Fakat bu dağa çıkışı, Ordudaki vazifesinden daha üstün bir memleket hizmeti olarak yapıyordu. Bunun cezasını da haklı ve tabii bularak, tam bir soğukkanlılıkla göze alıyordu. Önceden verdiği karar, başarı sağlar ve hayatta kalırsa, Ordudan istifa etmekti. Hatta bir heyet veya mahkeme huzurunda hesabını verdikten sonra bir cezaya çarptırılırsa, onu da tam bir teslimiyetle çekmekti. (…) Biz Niyazi Bey’i biraz da ortadan silinmiş, kendi kasabasına çekilerek orada ilkokul yaptırmak ve çevresine faydalı olmaya çalışmakla meşgul görürüz. Kaldı ki kısa bir süre sonra Ordudan ayrılır. Ne seçimlere karışır. Ne mebusluğa adaylığını kor… Aktif hayattan çekilir. Yeni rejimden şahsı için bir dilekte bulunmaz.”

 

Resneli Niyazi Bey'in birikiminin ve ününün doruğundayken köşesine çekilmesi doğru muydu? Böyle yapmasaydı hem ülkesi hem de kendisi için daha yararlı bir seçim yapmış olmaz mıydı? Tabii tarihi olayları ve kişileri bir film gibi geriye sarıp değiştirme olanağımız yok. Böyle bir tartışma da pek doğru olmayabilir. Sanırım önemli olan tarihi gelişmelerden doğru dersler çıkarmak, hata ve yenilgilerden öğrenmeyi bilmektir. Sabahattin Eyuboğlu’nun dediği gibi “dünü bugüne mal edip insanlığın yaşını kendi” yaşımıza katabilmektir. 


DENİZ GEZMİŞ VE RESNELİ NİYAZİ 


Deniz Gezmiş, Resneli Niyazi’yi dilinden düşürmez. Onun, II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı, meşrutiyet yönetiminin yeniden kurulmasını isteyen gizli, devrimci muhalefet hareketinden övgüyle söz eder. Resneli Niyazi’nin yaşamını, mücadelesini inceler, asker üniformasını çıkartıp, fedailerle birlikte II. Abdülhamit zorbalığına karşı dağa çıkışını, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olmasını coşkuyla anlatır. 


Ayrıca Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın diğer “Türk Halk Kurtuluş Ordusu” sanıklarıyla birlikte hazırladıkları “THKO Savunması”nda Abdülhamit’in istibdat yönetimi ve Resneli Niyazi anlatılır: “Abdülhamit Kurduğu jurnal (ihbar) sistemi sayesinde etrafındaki adamlarının hırsızlıklarını çok iyi kontrol etmekte, her şeyden haberdar olmasına rağmen ses çıkarmamaktadır. Çünkü kendisi her an devrilme korkusu içinde olduğundan, etrafındaki çetenin hırsızlıklarını koz olarak kullanarak kendisini korumaktadır. Yine bu ihbar sistemi sayesinde, kendisine karşı olan vatanseverlere karşı, amansız bir terör uyguluyordu. Yakalananlar işkence görüyor, hapsediliyor ve sürgüne gönderiliyordu. Bu terörden kaçabilen yurtseverler yurtdışında örgütleniyor, ellerindeki yetersiz imkânlarla gazete ve dergi çıkartıyor, mücadelelerine devam ediyorlardı. Bu örgütler içinde en fazla yayılanı ve en çok faaliyet göstereni İttihat ve Terakki Cemiyeti’ydi.” (…)

“20 Haziran 1908’de Kolağası Resneli Niyazi Bey, üç zabit ve 150 sivil fedai ile Meşrutiyet’in ilanını istemek için dağa çıktı. Niyazi Bey, dolaştığı bölgelerde kan davalarını önlemiş, mezhep farkı gözetmeden bütün Osmanlıları birleştirmeye çalışmıştır. Kendisini yakalamaya gönderilen Şemsi Paşa (…) öldürülünce, başka bölgedeki üyelerin de baskıları sonucu Abdülhamit Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kaldı.”   


GENÇLERİMİZ NEDEN RESNELİ NİYAZİ'Yİ BİLMEZLER


2013 yılında değerbilir şairimiz Sunay Akın, “2013, Hürriyet Kahramanı'nın 100. ölüm yıldönümüydü ve hiç kimse bunun farkında değildi” diyerek üzüntüsünü dile getirmişti. Sunay Akın, söyleşilerinde ve kitaplarında saygı ve minnetle anmamız gereken Resneli Niyazi ve benzeri kahramanlarımızı toplumun gündemine taşıyor, çok sağ olsun! 
Aydınlık gazetesinin yazarlarından Ece Ataer de “Çocuklarımız Che Guavera'yı bilir de nedense Resneli Niyazi'yi bilmez! Anlatmak, hatırlatmak lazım” diyerek hepimize görevimizi anımsattı. Köksüz gür bir ağaç olabilir mi? Geçmişi olmayanın geleceği olmaz… En önemlisi de bir ülkeyi vatan yapan kanlarıyla toprağı sulayan kahramanlardır. Onları tanımalı. Onlardan öğrenmeliyiz.


ATTİLA İLHAN: “KİM KALDI” 


Ümit Zileli de Aydınlık gazetesinde, 1 Mayıs 2014 tarihli “Fedailer” adlı İttihatçıları anlatan güzel yazısında; Mustafa Kemal’in de bir İttihatçı olduğunu vurguladı ve Attila İlhan’ın “Kim Kaldı” şiiriyle İttihatçılara bir saygı ve sevgi selamı yolladı. 

 

“Sevgili Attila İlhan, ‘Kim Kaldı’ şiirinde canlarını, kanlarını vatana feda eden o kahramanları, tam da layık oldukları şekilde anlatmıştı. Anıları önünde saygı ve minnetle eğiliyorum, armağan olsun:

Laternalar sustu
sürahiler tenha
tek kibrit çakılmıyor
kim kaldı ittihat ve terakki’den
o jöntürkler ki - ‘hariçten evrak-ı muzırra celbederlerdi’
o fedailer ki barut öksürürler
sakal tıraşları mavi
kırmızı bıyıkları biber” 



1908’de Hürriyetin ilanını izleyen günlerde emekli olup Resne’ye yerleşen Hürriyet Kahramanı Niyazi Bey, Balkan Savaşı patlak verince, hiç tereddüt etmeden ülkesini savunmak için Cevdet Paşa’nın ordusuna katılıyor. Yenilgiyle biten savaştan sonra, İtalya üzerinden İstanbul'a gitmek üzere Arnavutluk'un Avlonya iskelesinde vapur beklerken, yazının girişinde belirttiğim gibi Balkan komitacıları tarafından, sırtından üç kurşunla vurularak şehit ediliyor.

1908 Hürriyet Devrimi; Talât, Enver, Niyazi, Atıf, Eyüp Sabri Beylerde ve daha pek çok vatanseverin kimliğinde, kendini feda eden kahramanlarını buldu. Onlar “ecnebi yumruğunu görmemek” için, canlarından aziz bildikleri vatan ve millet yolunda kendilerini, feda etmekten kaçınmadılar.

Resneli Niyazi Bey’in Avlonya’da olan na’şı, İstanbul’a, “Hürriyet-i Ebediye” tepesine Talât Paşa, Enver Paşa, Eyüp Sabri Bey, Atıf Bey gibi diğer hürriyet şehitlerinin yanına getirilmeli. Talât Paşa’nın na’şının Berlin’den, Enver Paşa’nın na’şının Tacikistan’dan getirildiğini biliyoruz.
Tüm şehitlerimizle birlikte Resneli Niyazi Bey’i büyük bir saygı, sevgi ve minnetle anıyorum.



 ----------------------oooo-----------------------


 

Resneli Niyazi Bey Kimdir

1908’de Hürriyetin ilanını izleyen günlerde emekli olup Resne’ye yerleşen Hürriyet Kahramanı Niyazi Bey, Balkan Savaşı patlak verince, hiç tereddüt etmeden vatanını savunmak için Cevdet Paşa’nın ordusuna katılıyor. Yenilgiyle biten savaştan sonra, İtalya üzerinden İstanbul'a gitmek üzere Arnavutluk'un Avlonya iskelesinde vapur beklerken, Balkan komitacıları tarafından, 17 Nisan 1913'te üç kurşunla sırtından vurularak şehit ediliyor.


Niyazi Bey’in ailesi, cumhurbaşkanlarından, çeşitli tarihlerde ısrarla Avlonya’da olan mezarının İstanbul’daki, “Hürriyet-i Ebediye” tepesine, Talât Paşa, Enver Paşa, Eyüp Sabri Bey, Atıf Bey gibi diğer hürriyet şehitlerinin yanına getirilmesini istiyor. Nedense bu isteğe olumlu bir yanıt verilmiyor. Talât Paşa’nın na’şının Berlin’den, Enver Paşa’nın na’şının Tacikistan’dan getirildiğini biliyoruz.

 

Hürriyet Şehidi Resneli Niyazi Bey’in na’şı da, Avlonya’dan İstanbul’a, “Hürriyet-i Ebediye” tepesine getirilmelidir.

Resneli Niyazi Bey’in adı ya da dağa çıkarak Abdülhamit’in istibdat idaresine başkaldırdığı bilinir ama ne yapmış, neyi amaçlamış, nasıl bir insanmış pek fazla bilinmez. Bizi biz yapan, onur duyduğumuz Cumhuriyet’imizin kuruluşunda, yaşanılan devrimlerde, kazanılan özgürlüklerde Resneli Niyazi Bey’in rolü neydi? Bu soruya, Mustafa Kemal Atatürk'ün değerlendirmesiyle yanıt verelim: “Eğer Meşrutiyetler olmasa idi, Cumhuriyet olamazdı. Resneli Niyazi gibi Meşrutiyet önderlerine çok şey borçluyuz!”


HÜRRİYET KAHRAMANI


1908 Hürriyet Devrimi’nin ilk ateşini yakan halkın “Hürriyet Kahramanı” olarak adlandırdığı, Resneli Niyazi Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en fedakâr ve disiplinli önderlerinden biridir. Tüm dünyada tanınan adlandırmayla bir “Jön Türk” yani Genç Türk’tür. Giydiği başlıkta “Vatan Fedaisi” yazar. Niyazi Bey’in, 1897 Türk-Yunan Savaşı’ndaki kahramanlığı dillere destan… Bu nedenle, 1908 Hürriyet Devrimi’nden önce de bir halk kahramanı olarak tanınıyor, seviliyor. Vatanseverliğini yaşamını ortaya koyarak, birçok kez kanıtlamış. Onun makam mevki hesabı hiç olmamış...



BİR GENCİN GÖZLEMLERİ

 

1908’de lise öğrencisi olan bir gencin, İsmail Hakkı Sunata’nın anılarında aktardığı gözlemleriyle Niyazi Bey’i ve yaşadığı dönemi, sokağın havasını yansıtan canlı, sıcak bir anlatımla tanımaya başlayabiliriz. Bu anlatımdan, İstanbul’da bir genci, ülkesinin geleceğiyle ilgilenmeye iten bir düşünsel canlılığın yaşandığı anlaşılıyor. Sunata’nın gazetelerden, sokak gösterilerinden edindiği bilgiler şöyle: “Medeniyet çağına girecek, ilerleyecek, kuvvetli ve çok büyük bir devlet olacakmışız. Her şeyi bize İttihat ve Terakki Cemiyeti yapacakmış. Niyazi Bey taburu ile dağa çıkmış (…) Niyazi Bey’in rütbesi kolağası, yani kıdemli yüzbaşı… Enver Bey kurmay binbaşıymış. O da dağa çıkmış. Padişaha telgraflar çekmişler. Padişah bu durumdan korkarak ‘Meşrutiyet’ idaresini kabul etmiş. Padişahı korkutmak da ne demek? Buna da aklım ermiyor.”



HALKI AYDINLATIYOR VE ÖRGÜTLÜYOR



“Dağa çıkma” ifadesi bir isyan dışında Niyazi Bey’in yaptıklarını tam tamına anlatmıyor. Daha uygun bir anlatımla yetersiz kalıyor. Gerçek nedir derseniz? Korunaklı bir dağ başına, “askerleriyle” birlikte yerleşip beklemiyor. İki yüz vatan fedaisi olarak adlandırdığı askeriyle birlikte çevreyi dolaşıyor. Halkı aydınlatan toplantılar düzenliyor. Emperyalist büyük devletlerin niyetlerini, ülkenin içinde bulunduğu durumu, çıkış yolunu anlatıyor. “Plan ve programımız melun insanlar yerine kötü sistemleri ortadan kaldırmayı gaye edinmiştir. Yolumuz melunları ortadan kaldırmaktan çok kötülüğü ve kötülüğün çıkışını temin eden istibdat idaresini değiştirmektir. Bu, devletin müstakil olmasına, itimat edilir bir istikamet vermek, meşruti idareyi tesis etmek demektir.”

İstibdadın, “Devlete arkasını dayamış büyük arazi ve toprak sahiplerince desteklendiğini” açıklıyor. Laik ve vicdanlı… Bölünmeye, din ve etnik köken ayrımına şiddetle karşı çıkıyor. Tek çıkış yolunun birlik olduğunu bıkmadan tekrarlıyor. Silahlı çatışmaları önlüyor. Değişik etnik gruplar arasında güven ortamının oluşmasını sağlıyor. İlk önce toplum içindeki kan davalarını ve benzeri sorunları çözüyor, barışmalarını sağlıyor. Yıllarca dağlarda gezen, köylülere eziyet eden suçluları bile kazanmayı başarıyor. Ohri Kaymakamlığı’nın 16 Temmuz 1908 tarihli telgrafının şifre çözümü, bu durumu kanıtlıyor. Telgrafta yazılanlar şöyle: “Radolişte, Vovolişte gibi Ohri Malisiyesi Müslüman köylerinde sürdürülmekte olan kan davası, uzun senelerden beri evlerinde kapanıp kalmış olanların, Niyazi Bey ve adamlarının kimini korkutup ve kimini tehdit etmesi neticesinde, hepsi düşmanlarıyla barışıp evlerinden serbestçe çıkmaya başladıkları öğrenilmiştir.”


Niyazi Bey bir kahraman olarak tanınıyor, seviliyor. Halk ona güveniyor. Ayrıca o çevrenin insanı olduğu için köylülerin, şehirlilerin içinde bulundukları durumu, sorunlarını en ince ayrıntılarıyla biliyor. Onun bu özellikleri, halkı kazanmasını, örgütlemesini kolaylaştırıyor.

 

HALKI İKNA EDEREK KAZANMAYI ESAS ALIYOR


Niyazi Bey en zor koşullarda bile ara vermeden beyannameler (bildiriler) yazıyor, telgraflar çekiyor. Örgütüyle haberleşiyor. Geçtiği her köy ve kasabada İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin köy ve kasaba merkezlerini oluşturuyor. Halka karşı açık olmaya önem veriyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılım yeminini, ilk kez gizli bir ortamda değil, halkın önünde yaptırıyor.

Cesur ama maceracı değil. Halkın ve askerlerinin korunmasına, kardeş kavgası çıkmamasına özen gösteriyor. Tehdit ve korkutma yöntemine de başvuruyor ama ikna ederek kazanmayı esas alıyor. Örneğin Radolişte köylüleri silahlı olarak yediden yetmişe cami avlusunda toplanarak Niyazi Bey’in askerlerini köylerine sokmayacaklarını, çok kötü küfür ve tehditlerle, ilan ediyorlar. Niyazi Bey, önce “köyü kuşatıp cezalarını vermeyi” düşünüyor ama zabitleriyle ve o köyden birkaç kişiyle görüş alışverişi yaptıktan sonra vazgeçiyor. “Kötü bir vaziyet yaratmaktansa ben de geceyi açıkta geçirmeyi doğru gören görüşe katıldım. Böylece Değirmenlik’e çekilecek geceyi aç ve susuz geçirecektik. Bütün gece üzüntüden gözlerime uyku girmedi”. İttihat ve Terakki’nin sevildiği komşu köy İstrogalılar, Radolişte köylülerini davranışlarının olumsuzluğuna ikna ediyorlar. Niyazi Bey ve askerleri, köye davet ediliyor. Konuşma ve tartışmalar yapılıyor. Sonunda anlaşıyorlar. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin idare heyeti bu köyde de oluşturuluyor. Böylece önemli bir gerginlik başarılı bir sonuçla ve tatlılıkla atlatılıyor.


Adaletli olmaya, yoksulları korumaya büyük önem veriyor. Kendi cümlesiyle aktarırsak: “Köylünün himayesini önde tutuyorduk” diye yazıyor. İnsanların incitilmemesine, haksızlık yapılmamasına çaba harcıyor. Alınan yiyeceklerin ya parası ödeniyor ya da gelecek de ödeyecekleri vergilerden düşülecek şekilde makbuz veriliyor.


Niyazi Bey “askerleriyle” birlikte 3 Temmuzdan 23 Temmuza kadar, yani İkinci Meşrutiyetin ilanına kadar 20 gün her an hükümetin ya da farklı çetelerin silahlı saldırısına uğrama tehdidi altında, dağlık, ormanlık bir bölgede zaman zaman aç, susuz, uykusuz kalarak halkı, aydınlatma ve örgütleme çalışmasını yürütüyor. Tüm bunlar bana, Mao Zedung’un ünlü Uzun Yürüyüşünün, çok küçük çapta bir öncülünün ülkemde yaşandığını, düşündürttü. Gurur duydum. Haklı mıyım, bilmiyorum. En doğrusu, kararı tarihe bırakmak…

 

YAŞASIN HÜRRİYET, EŞİTLİK, KARDEŞLİK, ADALET!


23 Temmuz 1908 Perşembe günü, Manastır’da toplar atılarak, büyük merasimlerle Hürriyet ilan ediliyor. Selanik ve Resne’de büyük bayram 24 Temmuz 1908 günü kutlanıyor. Resne köylüleri şehre doluyor. Alanlar; yaşasın ordu, yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti, yaşasın millet, yaşasın hürriyet, müsavat, kardeşlik, adalet sözleriyle çınlıyor.

Bu zafer, Genç Türklerin yanı sıra onların babaları, dedeleri olan Genç Osmanlıların da başarısıdır. Nitekim Hürriyetin ilanının ilk gününden itibaren Mithat Paşa’nın ve Namık Kemal’in resimleri duvarları, vitrinleri süslüyor.

Niyazi Bey, anılarının girişinde, Genç Türklerin beslendiği kaynakları ve 1908 Devrimi’nin bir anlamda gerçek yaratıcısını şöyle açıklıyor: “Siyaset istikametinde Mithat Paşa’nın, edebiyat sahasında Şinasi’nin, millet yolunda Namık Kemal’in çocuklarıyız.”

1908 Devrimi tarihçilerce, kalıcılığı ve etkileriyle; 1905 Rus, 1909 İran, 1911 Çin devrimlerinden, daha başarılı bir devrim olarak değerlendiriliyor. Bu önemli devrimin en önemli önderlerinden biri olan Resneli Niyazi Bey’i başta gençlerimiz olmak üzere daha iyi tanımalıyız. Ondan ve o yılların devrimcilerinden öğreneceğimiz çok şey var.

 

Resneli Niyazi Bey'in birikiminin ve ününün doruğundayken köşesine çekilmesi doğru muydu? Böyle yapmasaydı hem ülkesi hem de kendisi için daha yararlı bir seçim yapmış olmaz mıydı? Tarihi olayları ve kişileri bir film gibi geriye sarıp değiştirme olanağımız yok. Böyle bir tartışma da pek doğru olmayabilir. Sanırım önemli olan tarihi gelişmelerden doğru dersler çıkarmak, zaferlerden ve yenilgilerden öğrenmeyi bilmektir. Yapılması gereken, Sabahattin Eyuboğlu’nun çok özlü bir biçimde ifade ettiği gibi: “Dünü bugüne mal edip insanlığın yaşını kendi” yaşımıza katabilmektir.

 

Feyziye Özberk
Odatv.com



Odatv.com
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner163