Ruhi Su: Kavganın hamurunu türkünün ak unuyla karan yürek
Ölümsüzlüğünün 31. yılında “halk için sözü halk için ses” ile buluşturan Anadolu’nun çağdaş ozanı Ruhi Su’yu saygıyla anıyoruz.

Türkü söylemek benim için bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım. Ne onlar beni aldattı, ne de ben onları. Türkü söyledikçe yeşeriyor, çiçekleniyorum. Ben yalnız türkü söylemiyorum ki. Bu söylediğim türkülerle, aynı zamanda, çağdaş Türk toplumunun lied'lerini söylüyorum. Ben türkü söylerken sazım ne benimle yarışır, ne de türkülerle. Bize yalnızca eşlik eder, bizi tamamlar. Halkımızın büyük ustalarında da saz böyle saygılı bir uyum içindedir. Burada bir şeye daha değinmek istiyorum. Sanatçı da tıpkı bir çiftçi, bir demirci gibi işini anlatabilmelidir. Hem diliyle hem de hüneriyle. Bir başka deyişle, kendi toplumu içinde sanatı ile ekmek yiyebilmelidir.

Ruhi Su
116

 Türküleri yakan halklar kitapları yakanlardan daha güçlüdür!”
Hala kavga ve türkü ne zaman buluşsa orada bir yerlerde susmak bilmeyen bu yüreğe ait emektar parmak izlerini görmek mümkündür; ya derlediği bir derviş dörtlüğünde ya gürül gürül akan şelaleler gibi o sesiyle hayat verdiği dizelerde…
Onunki has bir sanat işidir; eğitimle, kültürle, bilgiyle ve bilinçle bütünleşmiş bir söyleyiş…
Bu söyleyişin kalbinde yatan ise emekçi halk ve insandır: Sınıflar savaşında işçilerin, ezilenlerin, yoksulların safını seçen sanatçıların başında gelir Ruhi Su.
Geride büyük bir repertuar bırakan Su'nun bütün albümleri aslında birer ders gibidir, o ise bir öğretmen.
Devrimci türküler namına arkasında koca bir külliyat bırakan Su, bugün Anadolu’da devrimci sanatın geleneksel isimlerinden biri olarak ezilenlerin sesine ses olmaya devam ediyor.
Gömülü resim için kalıcı bağlantı

Kaç-kaç yıllarında bir yetim: Mehmet
Adı Mehmet'ti, Vanlı bir yetim… Kendi deyimiyle, "Birinci Dünya Savaşı'nın ortada bıraktığı çocuklardan biriydi." Van’dan Adana’ya getirilişi çileli bir hayatın çileli ilk yolculuğu olacaktır. Yoklukla geçecek bir hayatın ilk günleri böylece başlar Adana’da yoksul bir ailenin yanında. Burada bir çoban, bir çiftçi, çalışkan bir köy çocuğu olacaktır Mehmet.

Derken işgal başlar. Bu işgal Toros Dağı’na yolculuğun başlangıcı olur. Şimdi Adanalılar için düzlüğü terk eyleyip dağ kervanına katılma vakti gelmiştir. Toroslar kucak açar emperyalizmden kaçan Adana halkına ve Mehmet’e. Bu, bir göçtür. Bu göç, "kaç-kaç yılları" olarak anılır.

Kaç-kaç yılları boyunca Mehmet, hep çalışır. Kaç-kaçta bir gün Mehmet'in eline bir testi verip, "bize su getir" derler. Mehmet, hiç itiraz etmeden su arayıp bulur. Suyu getirdiği zaman, bir de bakar ki kafile yok olmuş. Mehmet bir testi suyla dağ başında kaç gün kaç gece kaldığını hatırlamadan meyve yiyerek ağaçlarda uyuyarak yaşar. Amcam ve yengem diye bildiği insanların gerçek amcası ve yengesi olmadığını da kasıtlı olarak terk edildiğini de yeniden kafileyi bulduğunda anlar.”
Adana’ya döndükten sonra da üvey ana dayağı ile yoksulluk ile dolu günler devam eder. Derken bir komşunun vesilesi ile yatılı okula nakli sağlanır. On yaşından itibaren, okullardaki yatılı yaşamı böylece başlar.

Ruhi Su o günleri daha sonra şöyle anlatır: "Oyun denen bir şeyin var olduğunu o zaman öğrendim, içim içime sığmıyordu, şaşkındım." İlk kez çocukluğunu yaşamaya başladığı yerin öksüzler yurdu olması… Acı ve umudu aynı anda yeşerten bir yüreği görüyoruz onda. İşte bu nedenle Ruhi Su’nun sanatını anlamak için yaşamını anlamak şarttır.

Ama benim memleketimde bugün
İnsan kanı sudan ucuz
Oysa en güzel emek insanın kendisi

Kolay mı kan uykularda kalkıp
Ninniler söylemesi

Gömülü resim için kalıcı bağlantı
Sakıncalı sözlerin yasaklı sesi: “Ben bu yolda harcanmaya razıyım”
Zindanlar ve işkenceler gördükçe bilenen bir bilincin “ezgili bir yürek” ile buluşmasından doğan bir sanatın mimarıdır Ruhi Su. Müzik eğitimi almasından zindanlarda bağlamasına kavuşmasına kadar; parçalanmış hayatını pek çok işte çalışarak yeniden kurduğu Ankara’daki yoksul günlerinden yasaklanan konserlerine ve plaklarına kadar, yaşamı boyunca her şeyi için savaşan bir emekçi, ezilen bir kimliği sanatı ile bütünleştiren bir ozan ve samimi bir devrimci duruş görüyoruz Ruhi Su’nun şahsında.

12 Eylül’ün karanlık günlerinde faşizm, askeriyenin gölgesinde palazlanan bir sarmaşık gibi dolanırken hayat güllerinin boğazına, bu gülleri “Su”layan olarak kellesine ilk ödül konanlardan biri olur büyük ozan. Kendisini ölüme kadar götürecek bir hesaplaşmada taraf olmaktan vazgeçmeyecektir. Padişahların fermanına karşı dağları arkasına alan Pir Sultan’ların hamuru vardır ne de olsa hamurunda. Harcanacağına dair kulağına gelen uyarılara verdiği yanıt sesi kadar toktur onun: “Ben bu yolda harcanmaya razıyım!”. “Basbariton Ruhi’nin türküler söylemesine” izin verilmez; çünkü o tok sesiyle sakıncalı sözlere nefes vermektedir:

Serdari halimiz böyle n'olacak?
Kısa çöp hesabın alacak uzundan!

Ezilenlerin güllerine bülbül olan sesi kıstırılmak için ne yapılsa da nafile, susmak bilmez. Peki ya ne kadar çabalanırsa çabalansın gül, suya küser mi hiç? Küsmez elbet. İşte tam da bundandır ki yasaklamalar, bir dalga gibi yayılan Su sevgisini söküp alamaz emekçi halkın yüreğinden. Buna karşılık kovalansa da, sesi kısılsa da, “benim!” diyen bülbül nasıl caymazsa gülün aşkından, Ruhi Su da emekçi halklardan ve insan sevgisinden öyle geçmez işte…

Annem beni yetiştirdi
Halkı uyandır dedi
Bu kavga halkın kavgası

Halkı uyandır dedi
Yoksul halkı emekçiyi

Kaldır uyandır dedi

Ruhi Su ve halk arasında karşılıklı bir sevgi kök salmıştır ve adı her yerde silinse, plaklarına her yerde el konulsa dahi hafızalardaki plakta o gür sesi dönmektedir. Plaklarında toplatma kararı olsa da cuntanın fermanı işlemez Su severlere. Kitleler küçük yığınlar halinde buluşmaya devam eder güç bela örgütlenen konserlerde, dost hanelerindeki küçük toplantılarda, saklı dinletilerde, gizlenmiş plaklarda Su’yu arayıp bulmaya. Su gibi akmaya, yayılmaya devam ederken, toprak gibi üretmeye, ağaç gibi meyve vermeye ve sanatın çiçeklerini taçlandırmaya devam edecektir Ruhi Su! Böylesine üretken, çalışkan, böylesine araştırmacı, böylesine sınır tanımaz bir kafa vardır işte onda. Kolay değil biri küsermişçesine hiç aksatmadan diğerini aramaya koyularak, Köroğlu’ndan Karac’oğlana Pir Sultan’dan Dadaloğlu’na bu toprakların kendisi gibi yiğit yürekli ozanlarından binlerce dizenin tarih okuyuculuğunu, iz sürücülüğünü yapmak, kaybolmuş sözleri bulup buluşturmak, bunlara müzik olmak, ses olmak. Bunca yasaklamaya ve parasızlığa rağmen onlarca albümde, koro çalışmasında bu ozanların sesini günümüze taşımak kolay değil…

Yaralarım tuz içinde kanıyor
Uyku basmış elâ gözler sönüyor
Bir yanımda Suphi, Nejat ölüyor

Bir yanım deryada çalkanır şimdi
117

Mahsus mahal derler kalırım zindanda
Kalırım kalırım dostlar yandadır
İk'elleri kızıl kandadır kanda

Ölürüm kardeş aklım sendedir
Solum sol tarafım imanım dinim

Benim beyaz unum ak güvercinim
Bilirim bilirim kardeş gelen gündedir

Gömülü resim için kalıcı bağlantı

“Daha adil ve güzel bir dünyayı düşlediler, belki o dünyayı göremediler ama görmüşçesine söylediler.”

Büyük ustanın anısı önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz...

İyi ki bu dünyaya gelmişiz ve iyi ki seni tanımışız Usta.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×