Seni sevmedik Sultan torunu, dedeni de sevmezdik!
 Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamit’in 5. kuşak torunu Nilhan Osmanoğlu, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyetin kuruluşu için darbe diyen AKP’li Necmi Kadıoğlu’nun başkanlığını yaptığı Esenyurt Belediyesi’nin organize ettiği panelde konuştu. Öğlen saatlerinde düzenlenen ve Sultan Abdülhamit’in konu edildiği panelde izleyici olarak Esenyurt Anadolu Lisesi öğrencileri yer aldı. Konuşmasında Osmanlı dönemiyle günümüz Türkiye’sinin eğitim sistemini karşılaştıran Osmanoğlu’na, öğrenciler çeşitli sorular sordu.

“ECDADINI KÖTÜ BİLEN İNSANLARIN OLMASINA GERÇEKTEN ŞAŞIRMIYORUM”
Osmanlı’daki Enderun sisteminde ve halkın eğitiminde ilim ve fennin, din ve fennin bir arada olduğunu söyleyen Nilhan Osmanoğlu, “Maalesef bizim eğitim sistemimizde sadece ezberci bir eğitim sistemi söz konusu. Yani çocuklara bir kitap ve ezber dayatma gibi bir eğitim sistemi söz konusu. Gerçekten şu dönemde aksi düşüncede olan veya ecdadını reddeden veya kötü bilen insanların olmasına, gerçekten şaşırmıyorum. Çünkü kitapları açtığımda Kızıl Sultan, Kızıl Abdülhamit Han, Şer Simsarı Vahdettin gibi şeyler yazıyor ve bunun gibi birçok şey yazıyor. Bu bilgilerle büyümüş ve yetişmiş nesil doğal olarak böyle olacaktı. O yüzden buna çok şaşırmamak gerekiyor” diye konuştu.
“TELEVİZYON DİZİLERİNDEN TARİH ÖĞRENİLMEZ”
Öğrencilere ‘televizyon dizilerinden tarih öğrenilmez’ uyarısında da bulunan Osmanoğlu, “Biliyorsunuz okunmayı çok seven bir toplum değiliz ama inşallah bol bol okuruz. Bu nesilden hepimiz çok çok umutluyuz. Lakin diziler gerçekten bazı şeyleri eksik veya yanlış verebiliyor. Belirli şartlarda çekiliyor çünkü ama şu şekilde bakmak lazım, ‘bu diziyi kapattığımda ben ecdadından gurur duyuyor muyum’ o şekilde görmek lazım diye düşünüyorum.” dedi.
“DEVLETİN ÇIKARLARININ BAŞLADIĞI YERDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ BİTMİŞTİR”
Osmanoğlu, Bir öğrencinin “Sultan Abdülhamit Han döneminde baskıcı bir dönem ön plandaydı. Neden böyle bir baskı yapma gereği duymuş?” şeklindeki sorusuna, “O şekilde lanse edildi; diktatör, aynı bugün olduğu gibi. Bir kere özgürlüğün tanımını iyi biliyor olmak lazım. Ne kadar özgürsünüz, basın ne kadar özgür? Yani şimdi şunu iyi anlıyor olmak gerekiyor, o dönemde de eli kalem tutanlar, hep Sultan Abdülhamit Han’ın okuttuğu insanlar onu taşlamıştır zaten. Bu dönemde de olduğu gibi. Aslında aydın dediğimiz kesim hep onları, hükümeti sonuçta kötüleyenler. Şunu anlamak gerekiyor. Ne derecede özgürsünüz başkasının özgürlüğünün başladığı yerde siz özgür değilsiniz. Dolayısıyla toplumun bazı gelenek görenekleri örf adetleri, bu çerçevede özgürsünüz. Devletin çıkarlarının başladığı yerde basın özgürlüğü bitmiştir. Sultan Abdülhamit Han da bu politikayı izlemiştir. Dolayısıyla bundan dolayı eğer diktatör deniliyorsa o şekilde lanse ediliyorsa bugün de o şekilde bahsediliyorsa doğru bir politikadır izlediği” diye yanıt verdi.
“ÖZGÜRLÜKLER VE MEDENİYETLERİN ÜLKESİNDE YAŞIYORUZ”
Nilhan Osmanoğlu, başka bir öğrencinin ‘sansür ve baskı’ ile ilgili sorusuna ise, “Biraz önce söylediğim gibi biz eleştiriyle hakaretin arasındaki çizgiyi bilmiyoruz. Söylediğim gibi biz hepimiz küçük birer siyasetçi, hepimiz küçük birer alim, hepimiz en iyi bileniz. Bu ülkede maalesef kaybettiğimiz değerlerin bir tanesi de bu. Tevazu sahibi değiliz . Başkasını incitmemenin ne kadar önemli olduğunu bilmiyoruz. Dolayısıyla, hep incinen biz oluyoruz. Biraz önce de söylediğim gibi devletin çıkarının başladığı yerde basının özgürlüğü bitmiştir. Bu devlet içindir. Bu eleştirmeyecektir anlamına gelmiyor. Bakın bu ülkede ‘diktatörlük var’ diyorlar ama ben bir kitapçıya girdiğimde; Can Dündar’ın da kitabını görüyorum, komünist birinin de kitabını görüyorum. Birçok düşüncede olan kitap görüyorum, yanımda Cumhurbaşkanımızın kitabını yazan birini de onun şahsını yazan birini de görüyorum. Dolayısıyla bu şekilde bunu görünce nasıl ‘diktatör’ deniliyor, buna şaşırıyorum. Asıl özgürlükler ve medeniyetlerin ülkesinde yaşıyoruz. Gerçekten biz hep batıyı bu şekilde bilirdik medeniyetler ülkesi; işte insan haklarının gözetirler, vesaire… Şu anda bütün maskeleri düştü.” şeklinde yanıtladı.“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK BENİM AİLEME SAYGI GÖSTERMEMİŞ OLABİLİR AMA…”
Başka bir öğrencinin, “Bir Osmanlı Hanedan üyesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, Osmanlı Hanedanı adına cevap veremeyeceğini fakat şahsi düşüncesini söyleyeceğini belirterek cevap veren Osmanoğlu, “Ben her zaman söylüyorum. Tarihimi her zaman ailem olarak görüyorum. İyisiyle, kötüsüyle, hatasıyla, yanlışıyla ailem olarak görüyorum. Düşünün ki, ailenizde bir hata olmuş. Bir Paşa yüzünden veya nasıl söyleyeyim, Osmanlı döneminde devşirmelere laf söylerler. Neticede Mimar Sinan da, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da çok sağlam devşirmelerdir. Sonrasında gelen Paşalar yüzünden ihanete uğramışlar. Yani bu Paşalar da bizim paşalarımızdı. Dolayısıyla ben iyisiyle kötüsüyle, sahip çıkma taraftarıyım. Seviyor muyum, sevmiyor muyum? Bu beni ilgilendirir. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama herkes herkese saygı göstermek zorunda. Yani buna zorunda olduğunuzu hiçbir zaman unutmayın. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama saygı göstermek zorundadır. Dolayısıyla, Mustafa Kemal Atatürk benim aileme saygı göstermemiş olabilir ama ben ailemden aldığım adaptan ötürü kendisine saygı gösteriyorum.” ifadelerini kullandı.
“BİR İSLAM HALİFESİNİN O DÖNEMDE ÇIKARILAN KARİKATÜRLERİNİ BİLİYORSUNUZ”Bir öğrencinin, Sultan Abdülhamit döneminde gerçekleşen yasaklarla ilgili sorduğu soruya yanıt olarak, Osmanlı devletinin Monarşiyle yönetildiği hatırlatmasında bulunan Osmanoğlu, “Hükümdarlık sistemiyle yönetiliyorsunuz ve en önemli gücünüz de Halifelik. Bütün Müslümanları tek çatı altında topladığınız değerleriniz, Halifelik. Dolayısıyla, bir İslam halifesinin o dönemde çıkarılan karikatürlerini biliyorsunuz. Hatta o dönemde değil yakın dönemde de bir video gördüm. Bu Hayır’cıların böyle bir protestoya girdiklerini, Sultanahmet hanın maskelerini takıp, koca burunla dolaştıkları videoları bugün de görüyorsunuzdur. Dolayısıyla, bir İslam halifesine böyle bir hakaretin yapılmasına, tabii ki izin vermeyecek. Kendine değil bir İslam Halifesine… Eğer buna izin verirse geçmişteki halifelere de bu sirayet edecektir. Niye bunu halifeliğe yakıştırsın ki? Bu şahsı ile alakalı bir durum değil. Aslında devletin, halifeliğin, İslam’ın bekası ve duruşu için vermiş olduğu bir karar olarak düşünmek lazım” ifadelerini kullandı.

ABDÜLHAMİT VE SANSÜR

ABDÜLHAMİT, MİTHAT PAŞA’YI SÜRGÜNE GÖNDERMEKLE BAŞLATTIĞI BASKI REJİMİNİ, OSMANLI-RUS SAVAŞI’NI BAHANE EDİP KANUN-İ ESASİ’NİN VERDİĞİ YETKİYE DAYANARAK MECLİSİ KAPATMASINDAN SONRA EZİCİ BİR DİKTATÖRLÜĞE DÖNÜŞTÜRDÜ. EVLERİ BASMAK, KİŞİLERİ SÜRMEK, GAZETELERİ KAPATMAK, TOPLANTILARI VE BELİRLİ SÖZCÜKLERİ YASAKLAMAK VB. GİBİ EYLEMLERLE YILLARCA SÜRECEK VE GİTTİKÇE ŞİDDETLENECEK OLAN BU BASKI REJİMİ, ABDÜLHAMİD’İN TAHTA ÇIKIŞINDAN AŞAĞI YUKARI BİR YIL SONRA BAŞLAYACAK VE TOPLUMUN ÖZELLİKLE AYDIN KESİMİNİ DERİNDEN SARSACAKTIR.

OSMANLI DEVLETİ’NDE İLK “SANSÜR KARARNAMESİ” ABDÜLAZİZ DÖNEMİNDE (1861-1876) YAYIMLANMIŞTI AMA II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE KAPSAMI AKIL SINIRLARINI AŞAN BOYUTLARA ULAŞTI. KAPSAMINA YALNIZ GAZETE VE DERGİLERİ, KİTAPLARI ALMAKLA YETİNMEYEN, TRAMVAY BİLETLERİNE, İLANLARA, KONYAK ŞİŞESİ ETİKETLERİNE KADAR AKLA GELEN VE GELMEYEN HER ŞEYE YÖNELEN BİR SANSÜR!

ABDÜLHAMİD TAHTA ÇIKTIĞINDA 1864 TARİHLİ “MATBUAT NİZAMNAMESİ” YÜRÜRLÜKTEDİR. MECLİS-İ MEBUSAN, MİTHAT PAŞA’NIN SADRAZAMLIĞI SIRASINDA HAZIRLANAN “MATBUAT KANUNU” TASARISI ÜZERİNDE UZUN UZUN TARTIŞIR. TASARI, MİZAH GAZETELERİNİ YASAKLAYAN VE GAZETE ÇIKARMAK İÇİN GARANTİ PARASI YATIRILMASINI ÖNGÖREN MADDELERİ ÇIKARILDIKTAN SONRA KABUL EDEBİLİR. ABDÜLHAMİD, AYAN MECLİSİ’NDEN DE GEÇEREK ONAYINA SUNULAN BU TASARIYI HASIRALTI EDER. ZATEN KISA SÜRE SONRA DA MECLİSİ DAĞITACAKTIR.

1876 KANUN-İ ESASİ’SİNİN 12. MADDESİ BASINDA “KANUN DAİRESİNDE” ÖZGÜRLÜK TANIYORDU: “MATBUAT KANUN DAİRESİNDE SERBESTTİR.” BU ÖNCEKİ DÖNEME GÖRE İLERİ BİR ADIM OLMAKLA BİRLİKTE, DAHA İLERİ ADIMLAR ATILMASINI BEKLEYEN. I. MEŞRUTİYET’İN İLK GÜNLERİNDEKİ ÖZGÜRLÜK ORTAMINDAN YARARLANMAK İSTEYEN YAZARLAR 12. MADDEYİ ELEŞTİRİYORLARDI.

ABDÜLHAMİD SANSÜRÜNÜN İLK KURBANI: MİZAH…

CEZA YASALARINDA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLAYAN PEK ÇOK MADDE DURURKEN, 12. MADDENİN BİR ANLAMI OLMAYACAĞINI DÜŞÜNENLERDEN BİRİ DE HAYAL ADLI MİZAH DERGİSİDİR. DERGİDE YAYIMLANAN BİR KARİKATÜRDE, ELLERİ AYAKLARI ZİNCİRLE BAĞLI KARAGÖZ’E HACİVAT “NEDİR BU BAL KARAGÖZ?” DİYE SORMAKTA VE “KANUN DAİRESİNDE SERBESTİ HACİVAT!” YANITINI ALMAKTADIR. ABDÜLHAMİD’İN BU KARİKATÜRÜN KANUN-U ESASİ’Yİ AŞAĞILADIĞI GEREKÇESİYLE AÇTIRDIĞI DAVA SONUCU HAYAL’İ YAYIMLAYAN TEODOR KASAP, 1884 TARİHLİ MATBUAT NİZAMNAMESİ’NE GÖRE ÜÇ YIL HAPSE MAHKÛM EDİLİYORDU.

MECLİS-İ MEBUSAN’IN KAPATILMASINDAN SONRA YAYIMLANAN BİR KARARNAME İLE SANSÜR KONUSUNDA BİR ADIM DAHA İLERİ GİDİLİYOR VE HÜKÜMETE “ZİHİNLERİ KARIŞTIRACAK YAYIN YAPAN GAZETELERİ HEMEN KAPATMA” YETKİSİ VERİLİYORDU. ZİHİNLERİ KARIŞTIRACAK YAYINLARININ NELER OLDUĞU İSE TAMAMEN YORUMA DAYALI OLDUĞU İÇİN UCU VE KAPSAMI SON DERECE AÇIKTI!

ÇOK GEÇMEDEN, ABDÜLHAMİD SANSÜR KURULUNU OLUŞTURUVERDİ. KURULA “MATBUAT MÜDÜRLÜĞÜ” ADI VERİLMİŞTİ. BU MÜDÜRLÜK, DAHİLİYE NEZARETİ’NE (İÇİŞLERİ BAKANLIĞI) BAĞLI “MATBUAT-I DAHİLİYE- MÜDÜRLÜĞÜ” İLE HARİCİYE NEZARETİ’NE (DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI) BAĞLI BİRİMLERİNE AYRILIYORDU.

Sansür kurulunun hangi ilkelere göre çalışacağını belirleyen dokuz maddelik gizli bir yönetmelik, Yıldız Sarayı başkâtibi Tahsin imzasıyla Matbuat Müdürlüğü’ne gönderilmişti. Kuralda 1880 yılına kadar birkaç, memur görevliyken görevli sayısı 1902’de 15’e, 1905’te 20’ye, 1908‘de 25’e yükseldi. Görevli sayısı zamanla arttıkça, hem basılan kitap sayısı hem yapılacak iş azalmış, üyeler işi sigara kâğıdı ve kibrit kutusu kapaklarındaki resimleri incelemeye ve sansür etmeye kadar vardırmıştır. Sansür işleriyle birinci derecede Sarayla doğrudan ilişkide bulunan ve oradan talimat alan Matbuat Müdürü ilgilenmekteydi. Çağın Matbuat Müdürleri Mehmet Efendi ile Ahmet. Arifi, Behçet, Hıfzı ve Ebülmukbıl Kemal beylerdir. Bunlardan Hıfzı ve “Kızılkuyruk” sanıyla anılan Ebülmukbil Kemal, en acımasız, dolayısıyla en ünlü sansürcü başkanlardır.
Kaynak : redaktif.net

ABDÜLHAMİD’İN 1888 YILINDA YAYIMLATTIĞI, 1873 TARİHLİ “BASMAHANE NİZAMNAMESİ”Nİ YÜRÜRLÜKTEN KALDIRAN “MATBAALAR NİZAMNAMESİ”, BASILACAK HER ŞEYİN SIKI BİR DENETİM ALTINA ALINMASI AMACIYLA HAZIRLANMIŞTIR.

BU NİZAMNAMEYE GÖRE BASIMEVİ AÇMAK İSTEYENLER, PADİŞAHIN KUTSAL HAKLARINA, “DEVLETİN ÇIKARLARINA” DOKUNAN YAYINLARI BASMAYACAKLARI YOLUNDA SENET VERDİKTEN SONRA, DAHİLİYE NEZARETİ’NDEN RUHSATNAME ALABİLMEKTEDİRLER. MAARİF, MATBUAT MÜDÜRLÜĞÜ MEMURLARIYLA ZAPTİYE GÖREVLİLERİ, GEZGİNCİ KİTAPÇILARLA KİTAPÇI DÜKKÂNLARIM DENETLEYİP ARAYABİLİRLER.

BASIMEVİNDE ÇALIŞANLAR İÇİN DE RUHSATNAME ALINACAKTIR. HER BASIMEVİ, BASTIĞI KİTAP SAYISINI BİLDİRMEK VE MATBUAT MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN İSTENİLDİĞİNDE KULLANDIĞI BASIM ARAÇLARININ TÜRÜNÜ, CİNSİNİ VE ÖRNEĞİNİ VERMEK ZORUNDADIR.

BASIMEVİNİN, ÇALIŞMA SIRASINDA KAPISI YALNIZCA BİR ZEMBEREKLE KAPALI OLACAK VE İKİ YANINDA YAPILAR VARSA BURALARA PENCERE, KAPI GİBİ GEÇİTLER BULUNMAYACAK. BAŞKA ÜLKELERDE BASILMIŞ KİTAP VE DERGİLERLE RESİM, MADALYA, ARMA GİBİ ŞEYLER İSTANBUL’DA MAARİF NEZARETİ’NDEN, İLLERDE VALİLİKLERDEN RUHSAT VERİLMEDİKÇE OSMANLI ÜLKESİNE SOKULAMAZ. SOKAKLARA ASILACAK İLANLAR İÇİN BELEDİYEDEN RUHSAT ALINIR. BU İLANLARI ASAN KİŞİLERİN DE RUHSAT TEZKERESİ ALMALARI GEREKİR. TİYATROLARA ASILACAK İLANLAR BAŞKA BİR DİLDE YAZILMIŞSA İLANA TÜRKÇE ÇEVİRİSİ DE EKLENMELİDİR…

ANCAK BUNLAR BİLE YETERLİ GÖRÜLMEDİĞİNDEN 1895’TE YENİ BİR MATBAALAR NİZAMNAMESİ HAZIRLANIR.

KİTAP SANSÜRÜYLE 1881’DE “MECLİS-İ MAARİF” YERİNE ENCÜMEN-İ TEFTİŞ VE MUAYENE ADLI BİR KURUL GÖREVLENDİRİLDİ. MAARİF NEZARETİNE BAĞLI OLAN BU KURULUN GÖREVİ “TÜRKİYE’DE BASILACAK BÜTÜN DİNİ KİTAPLAR, RİSALELER, BİLİMSEL VE EDEBİ HER ÇEŞİT BASILI ŞEYLER, SİYASETLE İLGİLİ OLMAYAN SÜRELİ RİSALELER, RESİM, LEVHA, MADALYA VE ARMALARLA TÜRKİYE’YE GİRECEK YABANCI BASININ İÇERİĞİNİN SAKINCALI OLUP OLMADIĞININ GÜMRÜK VE POSTANELERDEKİ ÖZEL MEMURLAR TARAFINDAN KESTİRİLEMEYEN KİTAP VESAİRENİN İNCELENMESİ”YDİ.

NE VAR Kİ BİR SÜRE SONRA KİTAP SANSÜRÜ KURULU DA II. ABDÜLHAMİD İÇİN YETERLİ GELMEMEYE BAŞLADI. “TETKİK-İ MÜELLEFAT KOMİSYONU” (1897) VE “KÜTÜB-Ü DİNİYYE VE ŞERİYYE TETKİK HEYETİ” (1903) OLUŞTURULDU. BU KURULLAR KİTAPLARI BİRER KEZ DAHA İNCELEMEKLE GÖREVLİDİRLER. YANİ DENETİM VE SANSÜR OLDUKÇA BASAMAKLI, HİÇBİR ŞEYİN GÖZDEN KAÇIRILMASINA TAHAMMÜLÜN OLMADIĞI ÇOK SIKI BİR YAPIYA KAVUŞMUŞTUR ARTIK. DENETLENEN HER ESER, ZARARLI OLMADIĞINA İYİCE EMİN OLABİLMEK İÇİN BİRKAÇ KEZ DENETLENMEKTEDİR. KURUNTU HAD SAFHAYA ULAŞMIŞTIR.

YASAKLANAN SÖZCÜKLER

ABDÜLHAMİD SANSÜRÜNÜN İLGİNÇ ÖZELLİKLERİNDEN BİRİ DE BELİRLİ SÖZCÜKLERE GETİRİLEN YASAKLAMALARDIR. ABDÜLHAMİD’İN YASAKLATTIĞI SÖZCÜKLER DİYE DÜZENLENEN LİSTELERİN ÇOĞU KEZ UYDURMA OLDUĞU BİLİNMEKTEDİR. ZİRA HİÇBİR ZAMAN BÖYLE BİR RESMİ LİSTE OLMAMIŞTIR. AMA HER SANSÜR MEMURUNUN HEM KORKUDAN HEM DE KRALDAN DAHA ÇOK KRALCI OLMASI NEDENİYLE KURUNTULU PADİŞAHIN TAKILDIĞI YA DA TAKILABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜLEN BÜTÜN SÖZCÜKLER HER TÜRLÜ YAYINDAN ÇIKARILMIŞTIR. SANSÜR KURULUNA GÖNDERİLEN 9 MADDELİK GİZLİ YÖNETMELİKTE BU KONUDA HERHANGİ BİR AÇIKLIK OLMAMASINA KARŞILIK, SANSÜRCÜLER YASAK KELİMELER LİSTESİNİ GÜNDEN GÜNE GENİŞLETMİŞLERDİR. (KAYNAK: SERENTİ.ORG)

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×