Serpil Kemalbay: ‘Demokratik Anayasa’ toplumla birlikte geliştirilecek
HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, dokunumazlıklardan HDP’nin bundan sonraki planlarına kadar Şûjin’e önemli değerlendirmelerde bulundu. HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını, “tabandan gelen talepleri görmezden gelen egemenlerin, statükoyu korumak için işbirliği ile yaptığı bir darbe” olarak yorumlayan Serpil, kendi inisiyatifini geliştiren halklara ve yeni bir tarih yazımına yapılan bir saldırı olduğu belirtti. Yeni süreçte HDP’nin yol haritasındaki demokratik anayasa çalışmalarının toplumla birlikte geliştirileceğini bildiren Serpil, cinsiyetçi kadın politikalarına karşı bu anayasa çalışmasının kadın perspektifinde olacağının altını çizdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 3. Olağanüstü Kongresi’ni gerçekleştirdi. Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliğinin ve parti üyeliğinin düşürülmesinden sonra zorunlu olarak Kongreye giden HDP, “İrademizi sahipleniyoruz” ve “Direnerek kazanacağız” diyerek partiye ve siyasetlerine dönük saldırılara da cevap verdi. HDP’nin kongreye gittiği dün, aslında meselenin temel düğümünün de yıldönümüydü. 20 Mayıs 2016 tarihinde dokunulmazlıkların kaldırıldığı meclis oylamasından tam 1 yıl sonra, Eş Genel Başkanları ve vekilleri cezaevinde olan HDP, dokunulmazlıkları kaldıranlara tarihi bir günde tarihi bir cevap vermiş oldu.

Dün yapılan Kongre’de vurgulanan mesajlardan biri de “bayrak devri”ydi. Kadın Meclisi’nin gerçekleştirdiği toplantılar ve alınan kararlar doğrultusunda kongrede getirilen Eş Genel Başkanlığa Serpil Kemalbay, bir süredir Eş Genel Başkanvekili görevi yürütüyordu. Serpil, geçen yıl yapılan kongrede de Çalışma Yaşamı, Emek ve Sendikal İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı olarak seçilmişti.

Dün yapılan kongrede HDP Eş Genel Başkanı seçilen Serpil Kemalbay, Gazete Şûjin’e verdiği söyleşiden siyasi geçmişinden emek mücadelesine, dokunulmazlıkların kaldırılmasından HDP’nin bundan sonraki yol haritasına kadar önemli noktalara değindi. Yeni görevinin ardından HDP’nin gelecek planını ve yeni görevini Şûjin aracılığıyla değerlendiren Serpil, demokratik anayasa planına dair de düşüncelerini aktardı.

1964 yılında Ardahan’da doğan ve ablasının üniversiteyi kazanmasıyla birlikte ailesiyle İstanbul’a göç eden Serpil, İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği mezunu. 1990’lı yıllardan beri siyasetin içerisinde olan Serpil, sosyalist ve emek çizgisinde ağırlıklı çalışmalar yürüttü.

Çalışma yaşamı, ev içi emek ve kadın çalışmalarından HDP’ye

* Çok uzun süredir siyasetin içerisindesiniz. Dayanışma Evlerinin kurucuları arasında yer aldınız. Sosyalist Dayanışma Platformu’nda (SODAP) siyaset yürüttünüz. Emek, çalışma yaşamı, sendikal alanlar gibi alanlarda ağırlıklı çalışmalar yaptınız. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin İstanbul 1. Bölge milletvekili adayı oldunuz. Buraya kadar gelinen sürece kadar sizi tanımak istiyoruz?

1980 sonrasında üniversiteye girdiğim için üniversite ortamında askeri yönetimin bütün izleri vardı. Özgürlükler tamamen ortadan kaldırılmıştı ve bizler üniversiteli gençler olarak politikayla ilgilenmeyi bırakalım konuşamıyorduk bile. Büyük bir baskı vardı. Fakat zamanla yıllar ilerledikçe o baskılar gençlik hareketinin, işçi sınıfı hareketinin hareketlenmesiyle, mücadelenin büyümesiyle biraz dağılmaya başladı. Benim sosyalist hareketle ilişkim 90’lı yılların başına denk geliyor. Oldukça zor bir dönemdi. Hele de radikal söylemlerin ifade edilmesi anlamında, politikanın, demokratik siyasetin yapılması anlamında ortamın tamamen daraldığı, savaşın tırmandırıldığı bir dönemdi. Devrimci hareketle tanışarak başladım. Direniş gazetesi vardı, ben o gazetenin okuruydum. Aynı zamanda kadın mücadelesiyle de ilgileniyordum. 90’lı yıllar mücadele açısından oldukça sıkıntılı geçen yıllardı. Daha sonra ölüm oruçları olmasının ardından biraz daha toplumsal duyarlılık gelişti. O zaman sokaklar, eylemler biraz daha kalabalıklaşmaya başlamıştı ve giderek daha çok demokratik alanda mücadeleler görünür olmaya başlamıştı. Cumartesi Anneleri, 1 Mayıs’lar, 8 Mart’lar hepsi içinde çalışmalar yürütüyorduk.

1998-99 yıllarında ‘Bir kadın örgütlenmesi nasıl yapabiliriz?’ diye sosyalist arkadaşlarımızla tartıştık ve aslında küçük bir kadın akademisi de kurduk. Bu konuda deneyimli olan akademisyenleri, aktivistleri davet ettik. Dayanışma Evlerinin altında eğitimler, seminerler düzenledik. Ve oradan İmece fikri çıktı. Ondan önce de Dayanışma Evleri çalışması başlatmıştık. Dayanışma Evleri, bugün halkın kendi kendini yönetmesi fikriyle çok benzer bir fikir. Birlikte hayatı örgütlemek için el ele verdik, o zaman dayanışma evleri rtaya çıkmıştı. Bu fikir İmece’yi de etkileyen fikir oldu. Yine kadınların özgürleşebilmesi, kendi yolunu bulabilmesi, aktifleşmesi ve o politikanın içine katılmasıyla hem kendi yaşamını dönüştürmesi hem de toplumsal alana dair de sözünü üretebileceği mekanizmalar düşündük. Kentin merkezinde değil de, kıyısında bir yer aradık kendimize; kadın dayanışmamız için. O kadın mücadelemizde Esenyurt’u kendimize mekan seçtik. Orada, ev eksenli çalışan kadınlar, ev işçiler, ev emekçileri, güvencesiz sektörde çalışan kadınlar bir araya gelip bir şeyler yapıyordu.

Meclis tarzı bir örgütlenme modeli seçmiştik kendimize, buna kadın meclisi diyorduk. 2000’lerde Kadın Meclisi toplantıları yapıyordu. İstanbul Üniversitesi’nden aldığımız makinelerle bir tekstil atölyesi kurduk. Orada hem tekstil eğitimi alıyorlardı, hem de her hafta o kursa gelen arkadaşlar bir kadın meclisi toplantısı yapıyorlardı ve orada aldıkları kararlar daha sonra hayata geçiriyorlardı. Onlarda önce Gündelikçi Kadınlar Birliğini oluşturdular. Daha sonra da buradan bir Ev İşçileri Sendikası doğdu. Bu Türkiye’de ve Avrupa’da ilkti. Bu çok önemliydi. Kadınlar özgürlükleri için mücadele ederken, aynı zamanda kendi yaşamına, kendi geçimine, parasına, evdeki ilişkisine dair pek çok fikri pratiği oluyordu. Bunlar kadın meclisinde konuştuğumuz pratiklerdi.

Benim siyasetteki yolculuğum da daha çok bu tarz mahalle çalışmaları, güvencesiz alandaki çalışmalar, ev içi emek tarzında gelişti. Bu çalışmaların bir evresinde de Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikasıyla ilgilenmeye başladım, bir tek Bursa’da vardı. Uzun süre bu tarz çalışmalar yaptım ve daha sonra da HDP’yle ve HDK’le buluşmuş oldum.

‘7 Haziran Türkiye demokrasi hareketi için bir milat’

* 7 Haziran seçimlerinde adaydınız. Peki HDP’nin içerisine girmek ve birlikte çalışma yürütmek nasıl bir süreçti? 7 Haziran sonrası, halkların coşkuyla karşıladığı ancak iktidarın adeta bu coşkuya ve taleplere ‘bedel ödetme’ siyasetine girdiği bir sürecin başlangıcıydı. Siz tam da bugün gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

HDP’ye girişim aslında bütün bu çalışmaları sürdürürken Sosyalist Dayanışma Platformu içerisinde yer alarak sürdürdüm ve Sosyalist Dayanışma Platformu hem HDP’nin hem HDK’nin bileşeni. Dolayısıyla hem HDP’nin hem HDK’nin kuruluşlarında bu süreçlere müdahil oldum. HDP, birebir girişim partinin oluşturulması evresinde başladı. İlk girdiğim dönemde de daha çok emekle ilgili çalışmalarda bulundum. Daha sonra bundan bir önceki kongreyle de emekten sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı olarak çalışmaya başladım. 7 Haziran hepimiz için bir milat aslında. Türkiye demokrasi hareketi için de bir milat oldu. Türkiye’de çok önemli dönemler var. TİP’in (Türkiye İşçi Partisi) parlamentoya girdiği dönem var, ama ondan sonraki dönemlere baktığımızda Gezi Direnişi bizim için çok çok büyük fark yaratan, belki de bizlerin hayal ettiğinin ötesine geçen, büyük bir demokrasi talebiyle ortaya çıkmış bir direnişti. Bu hepimizi umutlandırdı.

Gezi direnişindeki taleplere baktığınız zaman, oradaki direniş patriklerine veTaksim’de yeni bir yaşam özlemiyle yaptıklarına baktığımız zaman bir fikir kendini ifade eder olmuştu. Aslında bu HDK’nin de fikriyatıydı ve HDP kurulduğunda seçime girmeye yaklaştığında o fikrin hepsi HDP’nin içinde kendine yer buldu. O yüzden bir milat oldu 7 Haziran. Çünkü ilk kez yüzde 13’ü bulan, parlamentoya 80 milletvekili gönderen bir hareket oldu.

‘Tabandan gelen talepler iktidar katında asla yer bulmamıştı’

Bunun daha ötesinde Türkiye’de ilk kez en kadim sorunların demokratik yollarla çözülebileceğine dair bir inanç şekillendi o dönem. Sadece Kürt coğrafyasından değil, Batıdan da buna büyük bir inanç gelişti. Bu aslında yeni bir şey. Çünkü biliyoruz ki Kürt halkı uzun yıllar çok ağır bedeller ödeyerek yok sayılmaya karşı büyük bir direniş gerçekleştiriyor ve güneşin altındaki yerini istiyor, bunun için mücadele ediyor. Bu uzun bir mücadele tarihi. Batıda ise, Kürt halkının demokratik taleplerini kabul eden ve savunan bir parti ilk kez Batıdan böyle destek görüyor. Birlikte yaşam projesi, yeni yaşam bir yaşam projesi olarak kendini ifade eden, barışın ve demokrasinin sahibi, savunucusu olan bir parti bu kadar ilgi görüyor. Bu Gezi’de kendini ortaya atan, kendini gösteren ipuçlarının 7 Haziran’da ete-kemiğe bürünmesidir. O tarihi bir noktadır. Belki de tarihi bir kırılmanın da başlangıcı oldu. Çünkü bu kadar kendini ortaya koymuş bir demokratikleşme talebi, Kürt sorununun da demokratik çözümünü savunan kitlesel bir mücadele ve talep, egemen güçler tarafından büyük bir ışınla karşılandı. Onlar elinin tersiyle bu talebi ittiler. Çünkü Türkiye’de bugüne kadar tabandan gelen talepler yukarıda; iktidar katında asla kendine yer bulmamıştı. Her zaman, gerekirse 10 yılda bir darbe yaparak egemenler bir şekilde o sistemi kendilerine çevirecek, ipleri kendi elinde tutacak mekanizmaları her zaman başarıyorlar. Fakat 7 Haziran’dan sonra bunu başaramadılar.

Çünkü 7 Haziran’dan sonra savaşı başlatarak HDP’yi baraj altına itmeye çalıştı AKP iktidarı. Fakat 1 Kasım’da biz yeniden baraj üstüne çıktık. Bunda ne kadar kararlı, dirençli olduğumuzu tekrar gösterdik. Bunun bir halk hareketi olduğunu, tabandan gelen bir hareket olduğunu gördüler ve bu kadar provokasyona, katliamlara, savaşa rağmen HDP’yi baraj altına itememeleri onları bu savaşı sürdürme yoluna sevk etti. Çünkü demokrasi dedikleri burjuva demokrasisi ve sistemin getirdiği demokratik model, sadece onlar seçilirse işleyen bir sistem.

‘Dokunulmazlıklar, statüko için işbirliği ile yapılmış darbedir’

* Tam da değindiğiniz noktan hareketle, dokunulmazlıkların kaldırılmasını kendi demokrasi modelleri çerçevesinde değerlendirebilir miyiz? Aslında HDP dün çok tarihi süreçte kongresini gerçekleştirdi. 20 Mayıs 2016 tarihi, Meclis’te dokunulmazlıkların oylandığı tarihti. Sizin de vurguladığınız gibi, AKP’nin tabandan gelen halk hareketine karşı olan bu politikasını dokunulmazlıklar çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

7 Haziran’dan sonra gelişen süreç hayatıyla bedel ödeyen yoldaşlarımız oldu. Uzuvlarını kaybeden arkadaşlarımız oldu. Suruç’tan 10 Ekim’e, pek çok katliamla karşı karşıya kaldık. Halkı tercihlerinden geri adım attırmak için çok kanlı, kirli bir savaş politikası izlendi. Bu konuda ilerleme sağlanamayınca, partiye yönelik; onun gücünü ortadan kaldırmaya yönelik saldırılar oldu. Yaklaşık 5 bin arkadaşımız şu anda tutuklu. Dokunulmazlıklar ise bu süre içerisinde ‘HDP’yi kapatmadan acaba nasıl kapatabiliriz?’ için yapılan bir şeydi. HDP’yi ortadan kaldırmak için yapılmıştı. Eş Genel Başkanlarımızın Türkiye siyasetinde nasıl bir ana eksen oluşturmaya başladıklarını, Selahattin Demirtaş nezdinde Batıda yaşanan heyecan, ilgi; Figen Yüksekdağ’ın o direngen, dik ve devrimci duruşu toplumda önemli bir çekim merkezi oluşturmuştu.

Partimize yönelik bu saldırıların temelinde yatan şeyi sadece AKP iktidarının bir saldırısı olarak görmemek gerekiyor. Statükoyu korumak için el ele verilmiş bir işbirliği ile yapılmış bir müdahaledir, darbedir. Türkiye halklarının geleceği için HDP’nin geliştirdiği projeye, statükoyu ortadan kaldıran, hatta aslında çürüyen ve hiçbir tarafından dikiş tutmayan bu statükonun artık değişmesi gerektiğini ve bu değişimin de halkların özgürleşmesi gerektiği, demokrasiye, barışa kavuşması yönünde olması gerektiğini savunan partiye yapılan bir saldırı. Halbuki egemen klikler farklı farklı olsa da ortaklaştığı nokta, halkların böyle bir inisiyatif geliştirmesinin kabul edilemez olduğudur. Çünkü halklar bir kere böyle bir inisiyatif geliştirdiği zaman kendi kaderini tayin etmek isteyebilir. Bu yeni bir tarihin yazılmasını talep edenlere karşı yapılmış bir saldırı. Egemen klikler dokunulmazlıkları kaldırarak aslında kendi ortak çıkarlarını korumak için ortak hareket etmiş oldular.

Partimize dönük bu hareket, darbe sürecinin bir parçasıdır. 15 Temmuz’dan sonra gelen süreç bir fırsata çevrilerek Erdoğan ve AKP iktidarı tarafından daha da koyulaştırılarak bir sivil darbe süreci yaşandı. Belki 12 Eylül döneminde yaşamadığımız bir süreç yaşıyoruz. Nuriye Gülmen ile Semih arkadaşımız açlık grevindeler. Bu korkunç bir şey. Siz haklarınızı almak için hiçbir yol bulamıyorsunuz ve bedeninizi açlığa yatırıyorsunuz.

‘Demokratik anayasa toplumla birlikte hayata geçirilecek’

* Henüz bir ay kadar önce Anayasa değişikliği referandumu gerçekleşti. Bu referandumun ardından ilk olarak partili cumhurbaşkanı hayata geçirildi ve ‘tek adam rejimi’nin de ilk adımları atılmış oldu. HDP 3. Olağanüstü Kongresi’yle birlikte, referandumdaki ‘Hayır’ tavrını bu kez çalışmalarına dökecek. Demokratik Anayasa, barış mücadelesi ve kadın anayasası yeni dönem planlar arasında. Öncelikle HDP, Demokratik Anayasa ile neyi planlıyor?

16 Nisan’a giderken ‘Böyle bir anayasa mümkün değil, buna anayasa diyebilmek mümkün değil, meşru değil’ demiştik. Biz olağanüstü dönemden dolayı buna zorlandık ve yaptığımız çalışmalarda hep şunun altını çizdik. Bir anayasa ancak toplumsal bir sözleşme olabilir, ancak o zaman demokratik bir anayasa geliştirilebilir.

Bu gelişen süreç karşısında bizim için yüzde 50’nin üzerinde olan ‘Hayır’lar demokratik bir anayasa istiyor, demokratik bir toplumda yaşamak istiyor. Elbette bütün ‘Hayır’lar homojen değil, farklı Türkiye tahayyüllerimiz olabilir, ama hepsinin ortak noktası demokrasi. Bu eksende bir çalışmaya ihtiyaç var. ‘Evet’ler içinde de zorunlu olarak o oyu vermiş, bu referandumu mantıklı bulmamış ama ‘Evet’ oyu vermiş olanlar da var. Hepsini topladığımızda demokratik bir anayasanın toplumla birlikte hayata geçirilmesi gündemde var.

Biz 16 Nisan’ı böyle bir ihtiyacın doğması olarak okuyoruz. 16 Nisan’a gidilen süreçteki pratik de bize şunu gösterdi. Bizim, bize bir darbeyle dayatılan, ’16 Nisan’dan sonraki zemini nasıl tersine çeviririz’e birlikte karar vereceğimiz, birlikte örgütleyeceğimiz, yeni ittifaklarla bir arada mücadeleyi güçlendireceğimiz bir plana ve yol haritasına ihtiyacımız var. Biz bu yol haritası üzerinde çalışıyoruz. Bu yeni tabloyu okuyarak bir yol haritası çıkarmak istiyoruz. Çalışmalarımız şimdiye kadar bir evreye geldi ama yeni kurullarımız oluşturulduktan sonra bu kurullarda tartışarak çıkardığımız sonuçlara göre yol haritası daha belirginleşecek. Ve o haritayı dostlarımızla, ittifaklarımızla, toplumda en geniş kesimlerle beraber hayata geçirmeye çalışacağız.

Demokratik bir anayasada kadın perspektifi

* HDP Kadın Meclisi’nin temel gündem maddelerinden biri kadın odaklı bir anayasa. Kadın odaklı bir anayasa duyulan ihtiyaçtan bahsetmek gerekiyor. HDP’nin böyle bir anayasayı gündeme alma nedenlerinden bahsedebilir misiniz? Kongrede yaptığınız konuşmada sistemdeki toplumsal cinsiyet eşitliğine ve cins meselesine vurgu yapmıştınız. Bundan sonraki süreçte kadın mücadelesinde somut neler yapılacak?

Şimdiye kadar yükselttiğimiz mücadele, siyasette eşit temsil, başta olmak üzere kadın emeğine ve kadın özgürlüklerine yönelik olarak çalışmalarımızı en geniş kesimlerle birlikte sürdürme şeklinde gelişti. Bundan sonraki Kadın Meclisi ile yapacağımız toplantılar bu haritayı da çıkarırken, demokratik bir anayasanın kadın perspektifiyle nasıl olabileceğine dair bütün ayrıntıları çıkartarak o eksende bir politika yürütmeyi planlıyoruz. Bu henüz yeni bir yol haritası. Yeni ve farklı bir çalışma. Ama önümüzdeki günlerde bütün kurumlarımız ve Kadın Meclisi’miz bir araya gelecek. Toplumsal olarak, yaşadığımız kadın mücadelesi açısından çok derin sorunlarımız var. Bütün bunlara yeterince dokunabildiğimizi düşünmüyoruz. Ama aynı zamanda toplumun geneline baktığımızda cinsiyetçi politikalar devam ediyor. AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde özellikle kadın bedeni üzerinden gerçekleştirilen bu politikaların artık çığırından çıkmaya başladığını görüyoruz. Muhafazakarlaşmanın bir aracı olarak kadın bedenini ele alıyor. Üretimde ucuz emeğe erişmenin, güvencesiz çalıştırmanın sermayeye getireceği katkılar da kadın bedeni üzerinden planlanıyor. Bizim bunları çok daha geriletici kadın politikaları geliştirmemiz gerekiyor.

Kadınların özellikle AKP iktidarı ile kurdukları bağın çok rasyonel bir bağ olmadığı da bir gerçek. Özellikle iktidarın olanaklarını ve güçlerini eğer AKP’li olursa, AKP gibi düşünürse kadınlara çok sınırlı destekler vererek kendini konumlandıran sistem var. 16 Nisan referandumunda bu sistemde gerileme olduğunu gördük. Metropollerde kadın işçilerin oylarını AKP’den geriye çektiklerini gözlemledik. Bu da patronaj ilişkisiyle kurulan sosyal ağ ve yardımların artık belli tıkanma noktasına geldiğini gösteriyor. Bizim kadınlara yönelik politikamız, hangi partili olursa olsun, nasıl düşünürse düşünsün bütün kadınların erişebileceği sosyal hak temelli politikalardır ve bu politikaları başından beri savunuyoruz.

Aslından cinsiyetçi politikalarla sosyal yardım politikaları birbiriyle bağlantılı konular. Kadınlar daha çok özgür olmak istediklerinde bu politikalar da geri çekiliyor. Biz kendi sosyal hak temelli politikalarımızı kadınlara ulaştırmalıyız.

‘HDP, kadın partisi olarak her zaman önde olacak’

* Dün yapılan kongrede kadın iradesinin altını çizdiniz. Özellikle HDP’li kadın vekillere yapılan saldırıla oldukça bilinçli ve sistematik. Yalnızca HDP’li değil, Kürt siyaseti ve demokratik siyaset içerisindeki kadın siyasetçilerin özellikle hedef alındığına tanıklık ediyoruz. Kadın iradesine dönük saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz. Yeni Eş Genel Başkan olarak ne mesaj verirsiniz?

Biz üçüncü olağanüstü kongremizde bir bayrak devraldık. Figen Başkan bu mücadeleyi en iyi şekilde, devrimci bir mücadele olarak yükseltti. Bunun karşısında şiddetli bir biçimde cezalandırılmak istendi. O yüzden üyeliğinin, vekilliğinin alındığını biliyoruz. Besime Konca da, diğer arkadaşlarımız da en önde mücadele eden arkadaşlarımız. Kadın iradesinin bu kadar önde, güçlü bir şekilde ortaya çıkması en çok tepki çeken ve saldırılan nokta oldu. Biz gerçekten de kadın partisiyiz. “Jin jiyan azadî” bizim en önemli sloganımız. Kadınların bu kadar önde olması bu partinin bir özelliği. Devlet-sistem ne kadar kadınları geriletmeye çalışırsa da çalışsın, aslında bir kadın partisi olarak HDP her zaman önde olacak.

Bu bayrağı hepimiz devraldık. Biz inanıyoruz, bu toplumun geleceğiyiz. Bu topluma umut verebilen, halklarımızla, emekçilerle, kadınlarla, işçi sınıfıyla birlikte bunun için mücadele veren, sokakta olan, mahallede, iş yerinde olan bir partiyiz. Ancak biz çözüm üretebiliriz. Biz kazanacağız, mutlaka kazanacağız. Ve şu kesin, ancak birleşerek birlikte kazanacağız.


Serpil Kemalbay kimdir?

1964, Kars Ardahan doğumlu. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun olan Serpil, Sosyalist Dayanışma Platformu içinde yer aldı. 1997 yılında Dayanışma Evlerinin kurucuları arasında yer alan Serpil, 2007’de güvencesiz işçilerin örgütlenmesi ve hakları için çalışan BATİS’in (Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası) İstanbul’da ve Trakya’da çalıştı. Sendikalarda iş güvenliği ve işçi sağlığı üzerine, özellikle kadın işçilerin hakları konusunda danışmanlık yapan Serpil, 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin İstanbul 1. Bölge milletvekili adayı oldu.

20 Mayıs 2017 tarihinde yapılan 3. Olağanüstü Kongre’de HDP Eş Genel Başkanı seçildi.
Sibel Yükler / Habibe Eren - gazetesujin.com

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×