Suriye işgali başladı: Büyük tehlike kapıda
Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye’ye yönelik bir askeri operasyonu bu sabah başlattı. Tayyip Erdoğan yaptığı bir açıklamayla, askeri operasyonun hedeflerini ortaya koydu.

Erdoğan şunları ifade etti: “DAİŞ ve PYD gibi terör örgütlerine yönelik operasyonu ordumuz başlatmış durumda. Bu işin burada noktalanması lazım. Bu sabah 04.00 itibarıyla süreç başladı. Türkiye’ye tehdit unsuru oluşturacak kim olursa olsun, bu millet var olacaktır.”

Erdoğan operasyonun IŞİD ve Kürt güçlerini hedeflediğini bu sözlerle açık bir biçimde ifade etti. Dikkat çeken nokta, Erdoğan’ın uzun zamandır ifade ettiği gibi, burada da PYD’yi IŞİD ile birlikte telaffuz etmesi idi.

ABD ve diğer Batılı ülkeler ile AKP arasındaki gerilimin en önemli nedenlerinden biri bu noktada odaklanıyordu. Basına yansıyan bilgilere göre, ABD ve diğer Batılı devletler bu askeri operasyonu destekliyordu, ne değişmişti?

Neyin değiştiğini anlamak için basına yansıyan bilgilere baktığımızda karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?

New York Times gazetesinde yer alan bir habere göre, ABD’nin hava desteğini alan Türk Silahlı Kuvvetleri, sınırı IŞİD’den temizlemek amacıyla Suriye’ye şiddetli bir şekilde girdi. Türkiye’nin saldırısı, bir Kürt düğün evine yapılan ve 57 kişinin ölmesine neden olan IŞİD saldırısından hemen sonra geldi.

Haber-analiz içinde yer alan bir yoruma göre, Türkiye-ABD ortak operasyonunun da amaçlarından biri, ABD ve Türkiye’nin terör örgütü IŞİD’e karşı halen ortak bir mücadele yürüttüğünü diğer ülkelere göstermek.

New York Times’ın haberinde dikkat çekilen bir diğer nokta ise, ABD tarafından desteklenen YPG’nin son dönemde elde ettiği kazanımlar karşısında Türkiye’nin duyduğu rahatsızlığı Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ağzından yüksek sesle dile getirmiş olması.

Times, YPG’nin Cerablus’a ulaşmasının, Türk devlet yetkilileri tarafından ulusal güvenlik tehdidi olarak algılandığının defalarca ifade edildiğini bildiriyor.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’la birlikte Türkiye’ye gelen bir ABD yetkilisinin Reuters’e yaptığı açıklamaya dayanan Financial Times haberine göre, ABD ve IŞİD karşıtı koalisyon Türkiye’nin askeri operasyonunu destekliyor. Ama haberi okumaya devam ettiğimizde, operasyonun sadece desteklenmediği, daha geniş kapsamlı bir işbirliğinin söz konusu olduğu ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin Karkamış’ta topladığı “muhalefet”in bir parçası olan ve ABD tarafından desteklenen Nurettin El Zengi Tugayları’ndan Yesir El Yusuf, gazeteye yaptığı açıklamada, Cerablus’u almak için hazırlanan militanların Amerikan, Türk, Fransız ve diğer IŞİD karşıtı koalisyon mensubu ülkelerin askeri yetkilileri tarafından oluşturulduğunu; ABD yetkililerinin yapılan planı onayladığını ve harekatın pratik planlamasında yer aldıklarını, söylüyor (Turkish forces launch offensive in northern Syria against Isis, 24 Aug).

Operasyona katılan bir başka “muhalif” grup Liva El Mutasım’ın liderlerinden Mustafa Sayyari, Cerablus savaşının çok sert geçeceğini, çünkü buranın IŞİD için önemli olduğunu söylüyor. Sayyari, Suriye Demokratik Güçleri’nin açgözlü olduğunu, Arap ve Türkmen nüfusunun yoğun olduğu Cerablus’u kontrol etmek istediğini ve Suriye halkının kabul etmediği bölücü projelerini zorla empoze etmeye çalıştıklarını sözlerine ekliyor.

Haberde konuşan grup ve liderlerinin ifade ettiği görüşlerden de anlaşılacağı gibi, Suriye’nin bir kısmını fiili olarak işgali anlamına gelen bu askeri hamle, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Özel Kuvvetlerden askerleri, TSK’nin tank ve uçaklarını, ABD ve koalisyon ülkelerinin uçaklarını ve askeri yetkililerini, bir süre önce 12 yaşında bir Alevi çocuğun kafasını kestiği için gündeme gelen Nurettin El Zengi gibi mezhepçi ve cihatçı örgütleri bir araya getiriyor.

Değişen şey muhtemelen, ABD ve Batılı ortaklarının Tayyip Erdoğan merkezli Türk devletiyle geliştirdikleri yeni mutabakat. Bu mutabakatın kapsamı belirsiz, ancak bu operasyonun birlikte organize edilmesi, ilişkinin bir mutabakata dayandığına işaret ediyor.

Tam bu noktada, Suriye’de devreye sokulan bir stratejik yaklaşıma da dikkat çekmek gerekiyor. ABD kendisinin ve müttefiklerinin eliyle silahlandırıp, fonladığı cihatçı güçlerin varlığını ve gelişmesini gerekçe olarak kullanarak Suriye’nin bir bölümünde askeri varlık oluşturdu ve bunu genişletiyor.

Türkiye de, her ne kadar son günlerde son derece kızgın da olsa, ağabeyinden öğrenmekten vazgeçmiyor. Ağabeyinin “harika” taktiklerini daha küçük çaplı olsa da kendisi de uygulamaya çalışıyor. Yani Türkiye, ABD’nin açtığı kapıdan içeri giriyor.

İnsanların aklıyla alay ediyorlar. Suriye’nin bir kısmını işgal edip, YPG mevzilerini bombalarken, “IŞİD tehdidi”ni gerekçe gösteriyorlar.

Aklımız yerinde duruyor. Bu nedenle, Türkiye’nin, Suriye’nin bir kısmını fiili işgaline ve Kürt halkının kazanımlarına saldırmasına mutlak karşı çıkıyoruz.

Ancak aynı zamanda, Türk burjuva devletinin ağabeyi emperyalist ABD ve Batılı müttefiklerinin de Suriye’deki her türlü askeri faaliyet ve varlığına da mutlak karşı çıkıyoruz.

Ortadoğu halklarının eşitlik ve özgürlük temelinde bir araya gelmesi dışında bölgede hiçbir çıkış yolunun bulunmadığı hiç bıkmadan yüksek sesle dile getirilmeli.

Suriye’nin bir kısmının fiili işgali, Türkiye halkları açısından çok büyük tehlikeler içeren yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Türkiye’nin vekil güçlerle fiilen sürdürdüğü çatışmaya doğrudan dahil olması, bu savaşın gidişatına bağlı olarak, çok daha geniş kapsamlı bir askeri katılım olasılığı tehlikesini gündeme getirmektedir.

Halklarımızın böylesi bir askeri çatışmadan hiçbir çıkarı yoktur. Emperyalist merkezlerin ve bölgesel güç odaklarının ekonomik ve jeo-politik öncelikleri doğrultusunda şekillenen bu çatışmalar sadece şovenizm ve mezhepçiliğin güçlenmesi, halkların karşı karşıya getirilmesi sonuçlarını doğurmaktadır.

Türkiye’nin ve IŞİD karşıtı koalisyonun hava operasyonları ve TSK’nın tanklarla ve Özel Kuvvetler’le desteklediği vekil güçlerinin 5 yıllık deneyim sonunda ortaya çıkan gerçeklikleri, sözünü ettiğimiz büyük tehlikenin en önemli nedenidir. Bu güçler, bugüne değin ortaya ciddi bir askeri performans koyamadı. Cihatçı güçlerle var olan ortak ideolojik zeminleri ve özellikle mezhepçilikleri çok iyi biliniyor.

Bu hamlenin doğuracağı sonuçların en tehlikelisi, YPG ile yaşanacak çatışmaların derinleşmesi ve vekil güçlerin yetersizliği noktasında Türk ordusunun savaşa daha büyük bir katılımının gündemleşmesidir.

Bu olasılık, aynı zamanda, Türkiye içinde halklar arası büyük bir çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeline sahiptir. Yani söz konusu olan sadece Suriye’deki büyük yıkım ve felaket değil, aynı yıkım ve felaketin Türkiye’ye de taşınmasıdır.

Bu nedenle, Suriye’deki işgale karşı çıkıp, işgal karşıtı, savaş karşıtı bir cephenin yaratılması en öncelikli ve önemli görev olarak toplumsal muhalefetin karşısında durmaktadır.

Cenk Ağcabay * Sendika.org

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×