Ya yenilgiyi kabul eder çekilirsin ya da savaşı seçip ezilirsin
Suriye’de savaşın kaderini doğrudan etkileyecek öneme sahip olan Halep’te sona yaklaşıldı.
27 Kasım
’da taarruza geçen Suriye ordusu ve müttefikleri, Halep’in doğusunda cihatçıların kontrolündeki bölgeleri sokak sokak temizliyor.
Üç günden kısa bir sürede bu bölgenin yaklaşık yarısı kurtarıldı.

Suriye ordusunun Halep’i tamamen kontrol altına alması cihatçı grupların ve onların hamileri olan Batılı ülkeler, AKP ve Körfez monarşilerinin yenilgisi anlamına geliyor.
Şam yönetimi, ülkenin ikinci büyük kentinin kurtarılmasıyla çok büyük bir siyasi ve askeri kazanım sağlamış olacak.
Halep’in kurtarılmasının ardından Suriye ordusu binlerce askerini başka cephelere sevk etme imkanı bulacak.
Ancak yakın zamanda gerçekleşmesi muhtemel iki yeni hamle yine Halep eksenli olacak:

1- Suriye ordusu ve Hizbullah’ın, Halep’in merkezini güvenceye almak için, kentin güney kırsalında harekete geçerek ilk olarak Han Tuman’a yönelmesi bekleniyor. 
Bu bölgenin temizlenmesinin ardından Suriye ordusunun yeni hedefinin neresi olacağı belirsiz.
Ancak Hatay sınırındaki İdlip’in tamamen kurtarılması yolunda ilk adım olarak, Şiilerin yoğun olduğu Fua ve Keferya köylerine yönelik cihatçı kuşatmasını kırmak için harekete geçebilir.

2- Bab’a dayanan TSK ve AKP-MİT güdümlü cihatçı grupların püskürtülerek, kentin IŞİD’den temizlenmesi planlanıyor. 
Ön hazırlıkları çok önceden tamamlanan bu operasyon kapsamında bazı ilerlemeler kaydedilse de nihai taarruz henüz başlamadı. Suriye ordusu Bab’ı alarak hem Halep’e açılan kapının güvenliğini sağlayacak hem de Halep’in kuzey kırsalına yönelik operasyonlar için de önemli bir üs elde etmiş olacak.
Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in 20 Kasım’daki açıklamaları bu operasyonun işaret fişeği niteliğindeydi: 
Türkiye, Suriye topraklarına saldırılarını ve işgalini sözde teröre karşı savaş bahanesi altında aklamaya çalışıyor. El-Bab ya da Cerablus fark etmeksizin tüm ülke topraklarını özgürleştireceğiz.
Erdoğan konuştukça TSK sıkışıyor
Saray-AKP iktidarının iç politikaya dönük hesapsızca sarf ettiği her söylemin sahada bir karşılığı oluyor.
Erdoğan’ın 22 ve 29 Kasım’da Kürtleri ve Şam’ı hedef alan fetihçi açıklamaları gerçeklikten uzak olsa da işlerin yolunda gitmediği Fırat Kalkanı’nı daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.

Fırat Kalkanı’nın birincil hedefi Rojava kantonlarının birleşmesini engellemek, ikincisi ise Halep’te kuşatılan cihatçılara kuzeyden soluk borusu olmaktı.
YPG’nin, 16 Kasım’da Münbiç’ten çekilerek Rakka operasyonuna odaklandığını duyurması ve hemen akabinde ABD’den, TSK’nin Bab’a ilerleyişini desteklemedikleri şeklinde bir açıklama gelmesiyle AKP köşeye sıkışmış oldu.
Artık Suriye’de verdiği tavizler kadar hareket edebildiğini de iyi biliyor.

Nusra’yı satmak da kar etmedi
AKP, Suriye’de kendisine yeniden hareket alanı sağlamak ve Kürtlere karşı harekete geçebilmek için Nusra Cephesi’ni gözden çıkardı. İncirlik Hava Üssü’nden 19 Kasım’da kalkan ABD’ye ait insansız hava uçakları, Türkiye sınırındaki İdlip’te, Nusra’nın şeri kadısını taşıyan aracı vurdu.
Giderayak, Nusra liderleri için ölüm emri veren Obama yönetimine gerekli istihbaratın AKP tarafından sağlanmış olması muhtemel. 
20 Kasım’da da Rusya’nın desteğiyle Suriye ordusu ve müttefikleri Halep’in cihatçılardan temizlenmesi için kara operasyonuna başladı.
AKP bu durumu sessiz sedasız karşıladı.

Ardından TSK, 21 Kasım’da Münbiç’in batısında 4 YPG hedefini havadan vurduğunu duyurdu.
ABD ve Rusya’nın göz yumduğu bu saldırıları Münbiç Askeri Meclisi’yle karşılıklı çatışmalar izledi.
Obama yönetimi koltuğu devretmek için gün saydığı için müttefikleri arasındaki çatışmaya doğrudan müdahale etmeyi tercih etmezken, Rusya da bir yandan Halep’in selametini sürdürmek bir yandan da ABD desteğiyle Rakka’da operasyona girişen Kürtleri hizaya çekmek istemiş olabilir.

Tayyip Erdoğan faktörü, kısa sürede bu durumun tersine dönmesine yol açtı. Erdoğan, 22 Kasım’daki “Şu anda El-Bab’a dayandık, El-Bab’ı batıdan da ayrıca çevreledik, kuşattık. Yetmez, biz şimdi oradan da Münbiç’e doğru ayrıca gideceğiz sözleriyle cehennemin kapılarını açmış oldu.
En nihayetinde Bab’ın kapılarına kadar gelmesine izin verildi, içeriye girmesine değil!

“İntikam soğuk yenen bir yemektir”
Lazkiye’de Nusra’ya karşı 23 Kasım’da operasyon başlatan Suriye ordusunun, TSK topçu ateşi nedeniyle geri çekilmek zorunda kalması ise bardağı taşıran son damla oldu.
Ertesi gün, 24 Kasım’da Bab yakınlarındaki TSK birliğine düzenlenen hava saldırısında en az üç asker öldü, 10 asker yaralandı.
TSK açıklamasında saldırının Suriye ordusu tarafından gerçekleştirildiğinin düşünüldüğü belirtildi.
Saldırıyı üstlenen olmadığı gibi Suriye yönetimi gayri resmi kanallardan “biz yapmadık” açıklaması yaptı.
AKP zaten Rusya ihtimalini dillendirmedi bile.
ABD’den ise açıklama dahi yapılmadı.

Saldırının, Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesinin yıldönümüne denk gelmesi ne kadar tesadüfse, Suriye ordusu ve YPG’nin Bab yönünde IŞİD’e karşı eşzamanlı taarruza geçmesi de bir o kadar sürpriz oldu.
Şimdi AKP’nin bataklıktaki uzun yürüyüşü başladı.
Suriye yönetimi ve PYD-YPG’nin “işgalci güç” saydığı TSK, bölgede çok yönlü bir saldırı tehdidi altında.

IŞİD’in de saldırıları eklendiğinde sadece 24-25 Kasım tarihlerinde Fırat Kalkanı’nda 5 Türk askeri öldü en az 25 asker de yaralandı. IŞİD ayrıca 29 Kasım’da iki Türk askerini kaçırdı.
O eski halinden eser yok şimdi
AKP’li yetkililer, TSK’ye yönelik hava saldırısının ardından beklenenin aksine tehditkâr açıklamalarda bulunmadı.
Sadece Binali Yıldırım’dan ilk anın sıcaklığıyla “Bu saldırılar elbette ki karşılığını görecektir” şeklinde bir açıklama gelse de aynı günün akşamı bu söylemi düzeltti. 
“Tekrarı olmaması için uyarılar yapıldı” diyen Yıldırım bu geri vitesi, Rusya ve Suriye yönetimine seslendiği “Halep’e yürüme gibi bir hedefimiz yok” açıklamasıyla da taçlandırdı.
Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le iki kez telefonda görüşürken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la birlikte Tahran’a giderek iplerin Rusya ve İran’ın elinde olduğunu teyit etmiş oldu.


Tayyip Erdoğan bir süredir Vladimir Putin’in sözünden çıkmamaya gayret ediyor.

Ancak Erdoğan, 29 Kasım’daki Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil sözleriyle bir kez daha kırmızı çizgiyi aşıyordu.
Dedik ya, her sözünün sahada bir karşılığı var diye.
Hemen ertesi gün Kremlin’denBu, çok ciddi bir açıklama. Açıklama, öncekilerle çeliştiği gibi, silahlı güçleri Suriye’de meşru biçimde bulunan tek ülke olarak bizim durumu anlayış biçimimizle de çelişiyor açıklaması geldi.
Rusya, Türkiye’nin Suriye’deki varlığının hukuksuz olduğunu hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda “Biz izin verdiğimiz için girebildiniz” diyordu.

Şimdi çanlar Erdoğan ve AKP için çalıyor…
Suriye ordusu ve YPG, Bab’ın batısından TSK destekli cihatçı grupları önüne katarak ilerliyor.
Halep’te desteklediği cihatçıların yenilmesiyle elindeki son koz da tükenen AKP’nin önünde iki seçenek var: Ya yenilgiyi kabul edip çekilecek ya da Suriye ordusu ve YPG’yle aynı anda savaşmayı göze alıp ezilecek.
Ancak her iki ihtimalde, Fırat Kalkanı’nın tabutuna son çivinin çakıldığı gerçeğini değiştirmeyecek.
Vecih Cuzdan - Sendika.org

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×