Bu Makale
2616 Tekil
Görüntülendi.
HAYDİ DEMİRTAŞ, CESARET BULAŞICIDIR!
HDP’nin “Türkiye’nin partisi olma” yolunda hızla koştuğu, coştuğu ve coşturduğu günlerde sivrisineğin üzerine vurmaya kıyamayan bizler, ırkçılıkla suçlandık.
Çözüm süreci denen abukluğun  bir kandırmacadan ibaret olduğunu, HDP’nin o masayı devirmesi gerektiğini savunduğumuzda ise “tuzu kuru Türklükle”.
HDP siyasilerinin iktidardan medet ummak yerine emek ekseninde halkla bir olma yolunu seçmesinin doğru olacağını savunan devrimci görüşle aynı fikirde olduğumuzu açıkladığımızda ne demek istediğimizi anlamaya bile çalışmadılar, “faşist” dediler.
“Öldürerek yaşamı savunamazsınız, HDP gerçekten Türkiye partisi olmak istiyorsa PKK ile arasına mesafe koymalı” dediğimizde  Kürt halkına yaşatılan zulmün bu “kaçınılmaz” sonucunu anlayacak tarihsel süreci bilmemekle, yani cahillikle suçlandık.
“Bizim Kürt halkıyla ne derdimiz olabilir, tabii ki eşit yurttaşlığı savunuyoruz demeye kalktık, koca bir halka zaten hak ettiğini hediye olarak sunmaya kalkışan “burnu büyük ulusalcı Kemalist beyaz Türkler” oluverdik bu sefer.

“AMCAMIN KAYNI DA KÜRTTÜ” ELEŞTİRİCİSİ “KOMİKÇİ TİMLER”
İşin en kötü yanı ise önce AKP’yi “iyi şeyler de yapıyor” diye savunan arkadaşlar, AKP’nin demokrasi sıvası dökülünce hop diye hiç utanmadan HDP’nin yanına geçiveren “yetmez ama evetçi liboşlar”Kemalizmin” artık “out” olması hasebiyle HDP tarafına geçen gardrop Atatürkçüleri, eğer HDP’yi eleştirirse barışı savunmayan faşist olarak yaftalanıp  insan içine çıkamayacak hale getirilmekten korkan mahalle baskısı mağduru dostlar, hep birlikte “barış isteyen hümanistler” olmuş, sivrisineğin canına kıyamayan bizler ise sırf HDP politikalarını eleştiriyoruz diye kısaca “ulusalcı faşist, kütük kafalı Kemalistler” olmak zorunda bırakılmıştık.  
Kürt halkının haklarını savunup aynı zamanda Kürt siyasetini eleştirmek ne mümkündü.
Hızla üretilmiş “benim amcamın kaynı da Kürttü, çok da severiz birbirimizi” klişesinden yola çıkan “barışsever komikçi timler” tarafından püskürtülüyorduk; konu bu kadar açık net.

“MÜZMİN LOOSER” OLMAK
Şu hayatta iki dakika mağdur edebiyatı yapma fırsatı kullanacaksam onu da bu yazıda kullanmak isterim.
Bu saikle de şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki biz bu ülkenin siyasi tarihinde seçmen bazında her zaman “müzmin looser” olduk aslında. Bizim ne Erdoğan gibi sorgusuz sualsiz savunacağımız bir reisimiz, ne Selo gibi her tür hatasını görmezden gelecek kadar mazlum gördüğümüz “başganımız” oldu.
İlk zamanda Kılıçdaroğlu’nun gelişine biraz sevinir gibi olmuştuk, şimdi halimiz ortada.

CESARET SİZE LAZIM DEMİRTAŞ?
Gelelim asıl meselemize.
Tüm bu süreç sonunda seçimdi darbeydi derken HDP’li siyasiler eşbaşkanlar düzeyinde tutuklandı.
Sadece HDP’lilerin değil, tüm bir halkın desteğine ihtiyaç duyuyorlar doğal olarak.
Selo Başkan “korku bulaşıcıysa cesaret de bulaşıcıdır” diyerek destek istiyor.
Fakat konu olan cesaret olunca, cesareti hangi konuda kimin göstermesi gerektiği sorusu öne çıkıyor.
Şahsım adına söylüyorum; seçilmiş bir başkanın, milletvekilinin tutuklanma-ma-sı gerektiğini savunmak benim için cesaret işi değil, gündelik bir alışkanlık kadar basit bir iştir.

Esas gösterilmesi gereken cesaret bugün Demirtaş, Yüksekdağ ve tüm HDP’lilere düşmektedir.
Bakın KCK Yürütme Konseyi Başkanı Karayılan ne diyor, “savaş derinleşecek, tüm cephelerde gerekli cevabı vereceğiz”.
Gerekli cevap nedir söylemeye gerek yok.
Bu öldürmekten başka hiçbir refleks geliştirmeyi öğrenememiş, mesleği katillik olan, varlığını yok etmeye borçlu sayan ilkel yaratıkların verebileceği en açık cevap.

Peki Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan ne diyor; “Demirtaş şahsında Öcalan ikinci kez yakalanmıştır”.
Peki bu durumda Selocangiller cesaret gösterip kimin yanında yer alacak veya almayacak işte soru bu.
Sivil halkı öldürmekle tüm bir halkı tehdit eden PKK’nın yanında mı, yoksa bir zamanlar Türkiye’nin partisi olacağız vaadiyle gaza getirdiği, veya getirmeye çalıştığı kan dökmeye karşı çıkan gerçek hümanistlerin yanında mı?
Göreceğiz.
Haydi Demirtaş, cesaret bulaşıcıdır!



ÇOK ÖNEMLİ NOT :
Ama bu arada sakın kimse bizi “sıra sana da gelecek” tehdidiyle inanmadığımız kimselere destek vermeye zorlamasın.
Yemezler.
Ülkenin bu hukuksuzluğa getirilmesine önce teşne olan, sonradan demokrat kılığına girerek sivrilttiği kazıklar –afedersiniz-kıçına battıktan sonra kodesi boylayınca toplumdan aman dileyen yavşaklarla hiç işimiz olmaz. (Bkz. Ahmet Altan)
Bu ülkede hukuk, adalet yoktur.
Sıra bize gelebilir, gelirse de aslanlar gibi gider hesabını veririz. 
Yani cesaret, sıra sana gelecek diye inanmadığın bir şeye eyvallah çekmemek de demektir aynı zamanda.
Yani bizim kitabımızda.
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×