Bu Makale
336 Tekil
Görüntülendi.
İNSAN ELİYLE YAZILAN KADER

İNSAN ELİYLE YAZILAN KADER

Sevgili Dostlarım;

2015 yılında doğa yürüyüşleri yaptığımız grup arkadaşlarımızla birlikte, bir seyahat acentesıyla anlaşıp, sadece bizim gruptan oluşan dostlarla, ailece 9 günlük bir Karadeniz turuna çıkmıştık. Unutamadığım çok güzel bir seyahatti. Karadeniz'in en Batı'sından başlayıp, Batum'a kadar uzanan bu seyahat, eşsiz bir görsel şölen sunmakla kalmayıp, Karadeniz insanının yaşam tarzını ve folklörünü kısa süreli de olsa izleme olanağı sundu bizlere. Bir gece Gürcistan Batum kalmalı bu seyahatten sonra dostlarıma, “programda bir gece Batum’da kalmak yerine keşke kendi yaylalarımızda bir gece daha olsaydı” dediğimi hatırlıyorum. Çünkü doğu Karadeniz yaylaları doyulmaz bir tat  ve iz bıraktı gönüllerimizde. 

Bu seyahatimiz sırasında gözlemlediğim bir şeyi son gün dönüş yolunda Ege Üniversitesi'nde akademisyen olan  yol arkadaşlarımız hocalarımızla paylaşmıştım. Onlara “hocam dikkatinizi çekti mi? Karadeniz insanı deli dolu ve hırçın sizce neden olabilir“ diye sordum. Sonra fikir yürütmeye başladık ve şu sonuca vardık. Karadeniz insanı deli dolu ve hırçın çünkü onlar bu coğrafyada yaşamıyor adeta doğa ile savaşıyorlar. Karadeniz'de yaşamak günün moda tabiri ile Survivor. Her babayiğidin harcı değil. Orada doğa çetin, insan ise zor. Ancak işin ilginç yanı Karadeniz insanın yapısında doğa ile yaptığı bu mücadele sırasında herşeyi dalgaya alıp, gırgıra vurmak gibi bir boşvermişlikte var. Dimdik bir yamaçta uçurumun ucunda çay toplarken Karadeniz türküsü tutturmak, bazen kendini kaybedip işi gücü bırakarak çay topladığı o uçurumun ucunda tulumu duyar duymaz horon vurmak, gayet doğalmış gibi mahsulleri, hastaları, okula giden çocukları, aşağıda azgın akan bir nehrin metrelerce üzerinden, oldukça ilkel yapılmış, iki direk arasında gerili tellere bağlı garip hava araçları ile taşımak, sarp ve eğimli arazide bulabildikleri bir metrekarelik  düz toprak parçasına dahi mısır, kara lahana, fasülye veya bir başka mahsul ekmek, dik kayalık bir uçurumun yarısına kadar, beline bağlı bir ip ile sallanarak kaya oyuklarına yerleştirdikleri  kara kovanlardan bal toplamak, dört mevsim aşırı yağan yağmur, kışın aşırı yağan kar, dakikalar içinde aniden bastırıp her yeri kaplayan ve insanın iki metre ötesini dahi görmesini engelleyen sis, toprak kaymaları, sel felaketleri. Böylesi bir coğrafyada yaşayan insanların içinde normal insan aramak bence abesle iştigaldir.  

Oraları dolaşırken hem etkilendim hem korktum. Korktum; çünkü burada her şey doğanın elinde. Gözlemlediğim kadarıyla Karadeniz'de en son sözü doğa söylüyor. Her sene yaşanan sel felaketleri, yitip giden canlar, maalesef bunun en belirgin göstergesi. Özellikle Rize ve Artvin’de yerel minibüslerle yaylalara çıkarken aşağılara baktığınızda bazı noktalarda yeşil alanın bittiğini ve insanın doğa katliamının başladığını görüyorsunuz. Adım başı bitmiş ya da inşaat halindeki “HES”ler yeşilin ortasında bir mezbelelik gibi gözlerinizi kanatıyor. 2015 yılında yaptığımız bu seyahatten sadece günler sonra özellikle Rize ve Artvin'de yaşanan sel felaketinde 8 yurttaşımız yaşamını kaybetmişti. Birkaç gün önce gezip hayran olduğumuz bu yerlerin selle birlikte yok oluşunu haberlerde izlerken canım çok yanmıştı. 

Şimdi her sel felaketi sonrası neler olduğuna bir bakalım. Durmak yok, “HES”lere devam ediliyor. Karşı çıkan yöre halkı her defasında kolluk güçleri tarafından sert bir şekilde püskürtülüyor. Hatırlarsınız Artvin’deki “HES” eylemleri sırasında doğasına sahip çıkmak isteyen kalp hastası öğretmenimiz Metin Lokumcu yüzüne sıkılan gazın etkisiyle bu yolda yaşamını yitirmişti. Ancak “HES”lerden Yine vazgeçilmedi devam edildi. Bir ara köyler arasında sözde ulaşım rahat olsun diye ağaçları keserek o güzelim yeşilin ortasından katran karası asfalt yol geçirip dinlenme tesisleri yapmaya yeltendiler. Tabii yol bahane rant şahane. Bitti mi hayır. Dağların arasında dere yataklarına ev yapan, hatta apartman dikenlere para uğruna imar barışı getirdiler. Bu ülkede kendine sanatçı diyen tanınmış isimlere imar barışının reklamını yaptırdılar. Onlar da utanmadan bu reklamı yaptılar. Yüreklenen yöre halkı nasılsa her sene imar barışı geliyor diye inşaatları dikmeye devam etti. 

İşte dostlarım döngü bu şekilde devam edip gidiyor. Halk dere yatağı falan demiyor evini konduruyor, bu süreçte belediyeler denetim yapmıyor ya uyuyor ya da başka bir şeyler oluyor, sonra yönetenler “madem diktiniz evleri, atın birkaç kuruş imar barışı getirelim size ve yaptığınız gayri meşruluğu meşrulaştıralım” diyor, sonra doğa “hop dur bakalım burası bana ait” diyor ve bir sel ile sadece kendine ait olanı almakla kalmıyor yanında faiz olarak vatandaşlarımızın canını da alıyor. Sonra her şey yine sil baştan tekrar başlıyor. inşaat, denetimsizlik , imar barışı, doğanın gücü ve yitip giden canlar. Ve bu döngü her sene Karadenizin makus kaderi oluyor. Ben buna insan eliyle yazılam kader diyorum. 

Bakın sevgili dostlarım, “Doğa Kendinden Çalınanı  Mutlaka Bir Gün Geri Alır" . Bunu bilmek, söylemek ya da yazıp çizmek için doğabilimci, deprem uzmanı, jeolog ya da müneccim  falan olmaya gerek yok. Bu durumu yakın geçmişte meydana gelen felaketlere baktığınızda göreceksiniz. 1999 Marmara depreminde Gölcük’te doldurulan denizin üzerine yapılan apartmanları denizin yuttuğu gibi, Karadeniz'de “HES” ve saçma sapan yapılaşmanın sonunda sel felaketlerinin herşeyi yok ettiği gibi. Mutlaka Doğa kendine ait olanı insanoğlundan geri alacaktır. Umarım bizler de İzmir’imizde kıyılar doldurularak yapılan Konak ile Üçkuyular arasındaki Mustafa Kemal Sahil Bulvar'ında, Kordonboyu sahil şeridinde, Bayraklı sahilinde doğanın hışmına uğrayıp bu felaketleri yaşamayız. İnsanoğlu bu konuda çok duyarsız olduğu için, “Allah milletimizi artık bu felaketlerden korusun” diyerek topu en yetkili merciye atıyorum. 

 

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner163