Bu Makale
1731 Tekil
Görüntülendi.
İnsanlığı, baharına kavuşturup, tüm mevsimleri bahar kılacağız..
Sevda umudu yaratanların,
umutla kuşananların
tutkulu haykırışıdır bugüne ve yarına.
İşte yine doruklarındayız hayatın
Kalbimiz gümbür gümbür atmakta
Çelikten irademize
 Çelikten namlumuzu kattık
Hayat yeni sancılara gebe.
Bekle bizi bekle…
Gökyüzünden kuşanıp yıldızları
Gözlerimizde sıcacık bir gülüşle
Isıtacağız geceyi
Ve yürüyeceğiz
Karanfil kokan sokaklarında ülkemin
Bekle bizi! Bekle...
İnsanlığı, baharına kavuşturup, tüm mevsimleri bahar kılacağız..

Referandumdan istenilen sonuç alınamadı evet..
Ama belli ki sorunlarımız var. 
Temel sorun şu: Yürüyoruz, ama kat etmemiz gereken mesafe sürekli büyüyor. 
Ne cesaretimizi ve umudumuzu yitireceğiz, ne de gerçeklikten kopacağız...
Unutmayalım ki bizdeki her varlık, atılan her adım ve sağlanan her birikim, yokluklardan damıtılmıştır.. 
Sabahları susuz kaldığımızda, sızlanmak yerine yüzümüze ayışığı çarptık.
Bizim doldurduğumuz havuzu, tanıdık eller boşaltmaya çalıştı; delikler açtı, çatlaklar oluşturdu; ama biz, yine de saflarımızı birilerinin karşıtlığı üzerine oluşturmadık.
Envanterimizi, yitip gidenler değil, kalanlar; eksiler değil, artılar oluşturdu.
Geriye bakarak, hayıflanarak vakit kaybetmedik.
Ve artık, yıldızsız gecelerin bir kader olmadığını biliyoruz. 
16 Nisan'da özlemlerimiz de tepki, öfke ve reflekslerimiz de ortaklaştı. 
17 Nisan'dan itibaren, yeni bir sınavın eşiğindeyiz. 
Katacağımız her soluk, niceliği niteliğe doğru büyütecek; halkların umudu, güzelliklerin dokuyucusu bir iradenin tarihteki yerini almasını hızlandıracaktır. 
Bu nedenle; hiçbir fireye, hiçbir boşluğa, enerjide hiçbir kaçağa tahammülü olmayan bir kararlılık ve yaratıcılıkla yerimizi almalı ve hedefi, bize yakışacak büyüklükte seçmeliyiz. 
Hala vaktimiz var; hiçbir şey için geç kalınmış değildir. 
Mustafa Kemal'i tarihe yazdıran süreç; biriktirilmiş imkanlarla değil, temsil edilen kimliğin verdiği özgüvenle oluştu. 
Biz de böyle bir doğum arifesindeyiz.
Tüm doğumlar sancılı olur.
Ama doğumun en az konuşulan yanı sancılarıdır.
Devraldığımız değerler, bir tomurcuk gibi patlamaya sabırsızlanıyor. 
O halde bize, ülkenin tüm bozkırlarında, köylerinde, kasabalarında, şehirlerinde çiçeklenmenin müjdesini halkımıza vermek düşer. 
Bunun gereklerini hepimiz biliyoruz.
İstersek başarırız. 
Yüzde 50'yi küsüratla baskı, şiddet, YSK desteği ve devlet gücü kullanılarak zar zor geçen AKP diktatörlüğe birkaç adım daha yaklaştı. 
Halkın onay vermediği bir 'Tek adam tek parti diktatörlüğü' için bu tabloyu da fırsata çevirmek isteyecekler. 
Buna karşın referandum sürecinde bizler bu ülkede üzerinden atlanamayacak bir varlığa sahip olduğumuzu gösterdik.. 
Yenilmedik, ama önümüzdeki mesafe biraz daha büyüdü. 
Bir yandan AKP’ye karşı bilenen, diğer yandan günden güne umudu azalanlara ulaşmak ve günün cenaze namazı kılma günü olmadığını
anlatmak zorundayız. 
“AKP nasıl durdurulacak?” sorusunu soran halkımızın yanıtı olmak, bu soruyu “emperyalizm ve sermaye egemenliği nasıl durdurulacak”la tamamlamak durumundayız. 
Bir kez daha galip gelen BOB tezgahçılarına bu toprakların dikensiz gül bahçesi olmadığını göstermekle mükellefiz. 
Bu ülkenin yurtseverlerini öyle sahada yendikleri gibi kolayca ezip geçemeyecekler.
Göstereceğiz! 
Biz iddialıyız, biz zoru başaracağız.
Ateşi bulan insanlık, demiri eritti; erittiği demirden alet yaptı.
Yani ihtiyaç, imkansız gibi görünenin üretimini mümkün kıldı.
"Bir silkelesek, düşecekler" demiyoruz.
Ama, düşünsenize arkadaşlar; denizi dalgasız, yürekleri sevdasız kılmak, ırmakları ters akıtmak mümkün mü?
Mümkünse bile, sürekli kılınabilir mi?
Kısacası; insanal refleksler, tarih, doğa, hepsi bizden yanadır.
Gücümüzün ve avantajımızın farkına vardığımızda; bunu, doğru kullanabildiğimizde; özellikle de, bünyemizde "çatlak oluşturan" değil, "tamir eden" hale geldiğimizde; kavgayı kaybetmek için hiçbir nedenin olmadığını göreceğiz.
Hepimizin yüreğinde; insan olmanın, güzeli çirkinden, aklı akılsızlıktan, yararlıyı zararlıdan ayırabilmenin mutluluğu; omuzlarımızda ise, sorumluluğu vardır.
Bu ülkede, güzellikler bedel ister.
Suyun en berrak yerini keşfedip; doğayı, su diye avuç avuç içebilmek, yaşamı insan olarak karşılayabilenlerin işidir.
Arkadaşlar madem ki bu yol uzun, o halde işin başında sayılırız ve hemen hiçbir şey için “treni kaçırmış” değiliz.
Neyi amaçlıyorsak ona ulaşabilmenin ve onun gereklerini yerine getirmenin şansına hala sahibiz.
Bugün umudu diri tutmak büyük yükler sırtlanmayı ve ağır bedelleri göze almayı zorunlu kılıyor.
Umudu dimdik ayakta tutmak için tüm insani ilişkilerimizde değerlerimizi sabırla işleyecek bir sanatçı duyarlılığı ve titizliği gerekiyor.
Bu duyarlılık ve titizlik bizlerde var.
Tarih tanıktır ki, kendi gücüne güvenerek direnen, mücadele edenler, haklı bir davanın bayrağını taşıyorlarsa, mutlaka kazanırlar.
Baskının, sömürünün, savaşların, işkence ve katliamların olmadığı bir dünya ve Türkiye için mücadele eden bizler işte bu tarihsel gerçekten alıyoruz gücümüzü.
Bizler; kadınından erkeğine, yaşlısından gencine, Türk’ünden Kürt’üne, Laz’ına, Arap’ına, Çerkez’ine, Alevi’sinden Sünni’sine, her kesimden halkımızla birlikte yürüyoruz.
Bu yürüyüşümüzle birlikte hem şaibeli referandum sonuçlarına karşı hem de “Tek adam Yönetimine Karşı” mücadelemiz artarak devam edecek. 
Ödenen bedeller, güzelliğe doğru yürüyüşün bedelidir. 
Emekçi ellerin dokuduğu insanlık peteği büyümeye, güzelliğin habercileri bu peteğe değerlerini akıtmaya devam edecektir.
Ta ki yeryüzü cenneti, cehennem zebanilerinden temizlenene dek.
Onun için diyoruz ki Umutlarımız hiç tükenmedi, tükenmeyecek. 
Dillerinden umut türkülerini düşürmeyenler, halayda omuzdaşlarını bulur.
Yüreklerinden çağlayan akanlar, sevdalarında okyanusları aşar.
HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ…
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×