Bu Makale
346 Tekil
Görüntülendi.
İZMİR YANGINI

İZMİR YANGINI

 

“ Dünyanın en güzel kadınına, İZMİR’E  “

Atalay Dönmez

 

2005 yılında Yeşilova höyüğünde başlatılan kazı çalışmalarında elde edilen

bulgularda, ilk yerleşimin M.Ö.3000 yıllarına dayandığı bilinen İzmir’in,

aslında 8.000 yıl önceye kadar uzanan bir tarihe sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Böylesi köklü bir tarihe sahip bu liman kentinin, aynı zamanda ticari açıdan oldukça önemli olan konumu, İzmir’i her dönemde bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Her milletten insanın, ticaret amacıyla yerleştiği bu kente “Gavur İzmir” denmesi bundandır. Öyle ki, Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleşen 1893 sayımlarına göre; toplam nüfusun, %38’i Müslüman Türklerden, %27’si Rumlardan, %25’i “Yabancı Tebaa” diye adlandırılan Levantenlerden, %7’si Yahudilerden ve %3’ü Ermenilerden oluşmaktadır. Dinlere göre dağılım ise, %55 Hristiyan   toplumu %38 Müslüman toplumu ve %7 Musevi toplumu şeklindedir.

 

Kadim kentimiz, zaman içerisinde doğal ya da doğal olmayan birçok felaket yaşamış, çok büyük acılara tanıklık etmiştir. Bunlardan belki de en dramatik olanları, 15 Mayıs 1919 ile 09 Eylül 1922 tarihleri arasındaki yaklaşık üç buçuk yıl süren işgal dönemindeki esaret süreci ve kurtuluş gününden sadece dört gün sonra 13 Eylül’de başlayarak  yaklaşık beş gün süren büyük yangın felaketidir. İşgal süreci sona eren ve sahiplik hayalleri suya düşen Rum ve Ermeni azınlıkların çıkardıkları yangınlar sonucunda, maalesef şehrin üçte ikisi yok olmuştur.

 

Okullarımızda bizlere verilen derslerde, yangını başlatanların Türk askerlerinden kaçan Yunan askerleri olduğu anlatıldı hep. Gerçekleşen büyük taarruzda, Anadolu’dan İzmir’e ve oradan gemilerle Ege denizine kaçışları sırasında geçtikleri her kenti, ilçeyi ve köyü yakmış olmaları, can derdine düşen Yunan ordusunu olağan şüpheli haline getirmişti.

 

Yangın konusuyla alakalı ortaya çıkan belge, rapor ve görgü tanığı ifadelerini inceleyen araştırmacılar daha sonra yangınları başlatanlar ile ilgili doğru ya da yanlış birtakım fikirler ortaya attılar. Bunun sonucu olarak olağan şüphelilerin sayısı da arttı. 9 Eylül’de Batı Cephesi Ordularıyla İzmir’e giren gazeteci Falih Rıfkı Atay, yıllar sonra kaleme aldığı “Çankaya” adlı kitabının bir bölümünde, “Gavur İzmir gece karanlıkta alev alev, gündüz ise tüte tüte yanıp bitti. Yangından sorumlu olanlar bize söylendiği gibi sadece Ermeni kundakçılar mıydı? Oysaki bu konuda ordu komutanı Nurettin Paşa’nın da bir hayli marifetli olduğunu söyleyenler çoktu.” ifadesiyle, Türkleri ve ordu komutanı Nurettin Paşa’yı üstü kapalı bir şekilde suçlayarak zan altında bırakma talihsizliğinde bulunmuştu. İşin üzücü yanı, bazı günümüz gazeteci ve yazarları, halen daha, yangına herhangi bir dahlimizin bulunmadığını aşikâr şekilde kanıtlayan görgü tanığı ifadelerine ve yabancı kaynaklı raporlara rağmen, Falih Rıfkı Atay’ın, Ermeni Rum lobilerinin (Bunların en önemlilerinden biri işgal döneminde ABD İzmir Konsolosu olan ve 13 Eylül 1922’de İzmir'den ayrılan George Horton'un, emeklilik sonrası 1926'da yayınladığı "Asya'nın belası" (The blight of Asia- (Türkler için kullanıyor) adlı kitaptır. George Horton'un eşi (Catherine Sacopoulo) Yunan asıllı Amerikalıdır.) duyumlara dayalı yanlı yazı ve ifadelerini referans gösterip, Türkleri suçlayıcı yazılar yazmaya devam etmeleridir. Ancak bu yazarlar şunu gözden kaçırmışlardır; Yangın şehrin en varlıklı mahalle ve semtlerini yakmıştı. Bu mahalle ve semtlerde, yokluk içindeki ordumuzun işine yarayacak bir çok gıda malzemesi, silah ve patlayıcı maddeler olduğu bilinmekteydi. Durum böyleyken hangi akla hizmet bu yerler Türkler tarafından yakılabilirdi ? Çok saçma iftiralara dayalı bu tezi, başta Sırp kökenli Avusturyalı itfaiye müdürü Paul Greskoviç ile bir çok tarafsız yabancı kaynakların hazırladığı raporlar ve görgü tanıklarının ifadeleri kesin bir şekilde çürütmüştür. ( İzmir İtfaiye Şefi Paul Grescowich'in çok önemli tespitler içeren raporundan başka yangını İzmir'de bizzat yaşayan Amerikalı mühendis Mark Prentiss'in ABD'ye dönüşünden sonra yangın sorumlusu olarak Türklerin gösterilmesi üzerine yayınladığı detaylı bir rapor da Türk tarafı lehinde aynı yönde ilave bilgiler içermektedir. Mark Prentiss raporunu dönemin ABD Türkiye Yüksek Komiseri (büyükelçisi) olan Amiral Mark Lambert Bristol'a, tarihi belge oluşturması amacıyla, göndermiştir. Rapor Kongre Kütüphanesi'nde "Bristol Papers" şeklinde adlandırılan ve tarih araştırmacıları için çok önemli olan 33000 belgenin arasına girmiştir. )

 

Diğer olağan şüphelilere baktığımızda karşımıza, şehirde yaşayan Ermeni ve Rum azınlıklardan oluşan çeteler çıkar. Bu çetelerin kiliselerinden aldıkları talimat doğrultusunda, daha Türk ordusu şehre girmeden, “Şehri Türklere bırakmayacağız, eğer ki Türkler şehri tekrar ele geçirirlerse de İzmir’in her yerini yakacağız.” gibi söylemlerde bulundukları ve bu yönde bildiriler dağıttıkları yabancı raporlarda belirtilmiştir. Ayrıca, yine bu iki kesimin aralarında yangın timleri oluşturdukları da yazılı kaynaklarda mevcuttur.

 

O zaman üzerinde yoğunlaşılması gereken kesim Ermeni ve Rum azınlıklardır. Nitekim yangın sonrasında, başta Fransızlar olmak üzere birçok yabancı kaynak tarafından düzenlenen ve dönemin itfaiye müdürü Paul Greskoviç’in ifadelerini içeren tarafsız raporlar, yangının Rum ve Ermeni çetelerinin ortak çalışması olduğunu kanıtlar niteliktedir. Greskoviç’in hazırladığı resmi raporda; yangının Ermeniler tarafından kendi semt ve mahallelerinde, eş zamanlı olarak birçok ayrı noktada başlatıldığı, bu mahallelerdeki bazı evlerde gaz yağına batırılmış kumaş parçalarının bulunduğu, en önemlisi de yangına müdahale etmek isteyen itfaiyecilere mukavemet gösterilerek silahlarla ateş açıldığı, müdahale sırasında hortumların kesilmesi sureti ile çalışmaların sabote edildiği açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. İzmir Valisi Rahmi Bey’in gösterdiği çabalar sonucu 1915 yılındaki tehcirden kurtulan Ermenilerin yaşadıkları mahallelere, semtlere ve İzmir’e yaptıkları bu ihanet asla unutulmayacaktır.

 

Yangın Ermenilerin yoğun oldukları bölgelerde (şimdiki Fuar alanı) ve Çankaya’daki birçok ayrı noktada eş zamanlı başlayıp, Gümrük, Birinci Kordon, İkinci Kordon ve Alsancak bölgelerini tamamen yok etmişti. Şehrin ortasından geçen Fevzi Paşa Bulvarı, yangının Basmane, Kemeraltı ve Hisarönü noktalarına sıçramasını engellemişti. Ayrıca çok önemli bir hususta şudur; Yangının devam ettiği anlarda İzmir’de ender görülen meteorolojik olaylar meydana gelmiş, sert esen ve devamlı yön değiştiren kuvvetli rüzgarlar yangının büyümesine neden olmuştu. Rüzgârın çok sert esmesi ve sürekli olarak yön değiştirmesi, belki daha kolay kontrol altına alınabilecek ve hafif hasarla atlatılabilecek bir yangını kontrolden çıkarmış ve bir şehrin üçte ikisini yok edecek boyutlara taşımıştı. İzmir’de nadir görülen bu rüzgar sirkülasyonunun  yangın anına denk gelmesi belki de bu süreçte yaşanabilecek en büyük talihsizlikti. Bu beş günlük süreçte herşey İzmir’in aleyhineydi. İzmir asla unutamayacağı çok büyük bir yara almış ve koca şehir alevlere, dumana, çığlıklara teslim olmuştu.

 

Yangından sonra yanan alanlar, güzel İzmir’in gerdanında kara bir leke gibi uzunca bir süre mezbelelik olarak kalmış, İzmir halkına 13-18 Eylül 1922 felaketini her fırsatta hatırlatarak tekrar tekrar bu travmayı yaşamalarına sebep olmuştu. Enkaz 1936 yılında, “Yangınlık” adı verilen bu yerden dönemin Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz tarafından kaldırılmış, temizlenen bu büyük alan fuar alanı haline getirilip 1 Eylül 1936 tarihinde İzmir Enternasyonal Fuarı olarak halkın hizmetine sunulmuştur.

 

Başlarken dedik ya, “dünyanın en güzel kadınıdır İzmir” diye. Yaşadığı bütün acılara rağmen hala mağrur, hala gururlu ve hala dimdik ayaktadır. Bir İzmirli için yaşanası tek coğrafyadır. Ona ihanet edenlerin çaktığı ilk kıvılcım sonrası yaşanan yangın felaketinin, gülen yüzünde bıraktığı derin izlere rağmen hala çok   güzeldir canım İzmir.

 

Bir İzmirli olarak âşık olduğum bu coğrafyaya ihanet edenlerin kimler olabileceği konusu hep kafamı kurcalamıştı. Canının derdine düşen işgalci bir ordunun kaçarken yaptığı bir iş değildi bu, bu kadar basit olamazdı. Planlıydı, programlıydı. İhanet kokusu, yangının bıraktığı is kokusunu bastırıyordu. Birkaç yıl önce Milli Kütüphane’de bu konuyla ilgili Dr. Metin Özer tarafından düzenlenen bir panele katılmıştım. Orada dinlediklerim konuya merakımı daha da arttırdı. Daha sonra bu felaketle alakalı ne bulduysam okudum. Nihayet, Tarih ve kültür grubumuz  “Aydın Oğullarının İzinde” nin değerli üyesi dostum Erkan Akbalık üstadın kendi arşivinden benimle paylaştığı kaynaklar ve sevgili ağabeyim usta gazeteci Işık Teoman’ın Yaşar Aksoy’a dayalı gönderdiği diğer kaynaklar, taşların yerine oturmasını sağladı. Ellerindeki kaynakları tereddüt etmeden benimle paylaştıkları için sevgili Erkan Akbalık ve Işık Teoman’a çok teşekkür eder, güzel yârim İzmir’in, böylesi acılardan sonsuza dek uzak kalmasını dilerim. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Erol Şaşmaz 2 ay önce

Değerli kardeşim çok önemli bir konuyu güzel kaleminle bizlere aktardığın için gönül dolusu sevgiler .....

banner163