Şan olsun 8 Mart'ı yaratanlara ve HAYIR diyenlere
Özgürlüğe her zamankinden daha yakın bir 8 Mart’a girerken dünyanın her yerinde erkek egemen sisteme karşı savaşan mücadeleci kadınları selamlıyor ve 8 Mart’larını kutluyoruz. 
Özgürlük mücadelesinde destansı direnişleriyle bir kadın hafızası ve direniş geleneği yaratan kadınlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz.
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl egemen erkek sistemi tarafından tarihin en kanlı, sömürücü, baskıcı ve insanlığın yok edilmek istendiği bir yüzyıl yapılmaya çalışılmaktadır. Bunun karşısında direnen, insanlık onurunu korumak isteyen demokratik güçler, her zaman bir mücadele içerisinde olmuş ve insanlık onurunu korumayı başarmıştır.
Tabii ki bu mücadelede de en büyük bedeli veren kadınlar olmuştur.
Çünkü özgür yaşama dair ne varsa ilk olarak kadının emeğinde, dilinde, bedeninde, zihninde darbe yemiş ve kadın şahsında bir bütün insanlık yenilgiye uğratılmak istenmiştir.
Kadınlar dünyanın birçok yerinde diri diri yakılmış, engizisyonlarda adaletsizce yargılanmış, recmedilmiş, sözde namus adı altında toprağa gömülmüştür.
Bunu kabul etmeyen ve büyük bir savaşı göğüsleyen kadının mücadelesi bugün de en gözle görülür şekliyle devam etmektedir.
Ve kadın eksenli demokratik bir yaşam yeniden kazanılana kadar da bu mücadele devam edecektir.
Gömülü resim için kalıcı bağlantı

Gezi Direnişinde Kadınlar
27 Mayıs'ta AKP'nin talan politikalarına karşı durarak Taksim Gezi Parkı'na sahip çıkmak isteyen “bir avuç” çevre savunucusuna saldıran polisin şiddetine karşı milyonlarca insan, yılların biriktirdiği öfkeyi dışa vurarak sokaklara döküldü, yasaklı alanları işgal etti. Bu direniş, birçok anlamıyla bir ilki temsil ederken aynı zamanda ‘dipten gelen dalganın yüzeydeki ilk büyük halkası’ niteliğini taşıyor.

“Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen bir başbakandan ne beklenebilirse ülkemizde son on yılda yaşananlar da öyle oldu: 3-5 çocuk yapın talimatları, sezeryan kısıtlamaları, kürtajı yasaklama girişimleri, tecavüzcülere verilen trajikomik cezalar, % 1400'lere ulaşan kadına yönelik şiddet ve her gün vahşi şekillerde öldürülen kadınlar...
Üstüne bir de yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik, aşağılanma eklenince kadınlar Gezi direnişinin yarısından fazlasını oluşturan nicel bir güce dönüştüler.

27 Mayıs'ta direnişin kıvılcımını yakan polis saldırısını ile ilk gazı yiyen kırmızılı kadın, TOMA'nın suyuna dans ederek direnen siyahlı kadın ve  “beni hapse atsın, ama bu ağaçları bırakın” diyen 76 yaşındaki nine, sapanlı teyze, anaların el ele vererek oluşturdukları zincir eylemleri, ölümsüzleşen Gezi savaşçılarının annelerinin dik duruşu, medya kanalları penguen belgeselleri verirken başbakana sorular sorarak ecel terleri döktüren kadın muhabir, kadın sanatçılar, ellerinde sütlerle, limonlarla yardıma koşan kadınlar, eylemcileri evlerine alan kadınlar, sokak sokak, barikat barikat savaşan; savaştıkça kendilerini aşan ve simgeleşen direnişçi kadınların yanı sıra milyonlarca kadın direnişteki yerini aldı. .


Yaşam alanlarının düzenlenmesinden kolektif yaşamın örülmesine, barikatların kurulmasından gaz bombaları altında çatışmalara katılmaya, hapsedildiği evindeki ‘kölelik takılarını’ yani tencere-tavasını direniş silahı haline getirmekten her akşam semtlerden meydanlara akan halk kitlelerinin arasında yerini almaya kadar direnişin tüm karelerinde var olan kadınlar, aynı zamanda direnişin yaratıcılarıydı da... ? 

Onlar hemen her ilde çatışmaların en önünde, cüretli, gözü pek dövüştüler.
Hep destekçi, yedek kuvvet gözüyle bakılan kadınlar, Türkiye devrim tarihinin kadın katılımın en yoğun olduğu bir direnişin yaratıcıları oldular. 

Her ulustan, her inançtan, her yaştan, her meslekten kısacası her kesimden kadının katıldığı, inanılmaz zenginlikteki halk kitleleri sokaklara aktı.

Çoğu örgütlü değildi.
Ama eylem içinde herkes birbiriyle dayanıştı, birbirine yardım etti, yol gösterdi.
En deneyimsizler bile sokağın eğiticiliği ile hemen piştiler.
Ve her şeyi özgürlükleri için göze alır hale geldiler.
by Asli Narin
Hayatın her alanında itilip kakılan, evin dört duvarına hapsedilen, hayattan kovulmuş, sen karışmalarla, sen konuşmalarla hep baskılanmış, tutuk, ezik, korkak edilen kadınlar, Gezi direnişiyle birlikte sanki kozasından çıkan kelebek gibi uçuştular her yana.
Bir günlük dahi olsa tatmak istediler özgürlüğü ve dövüştüler. 
Türkiye'nin kadınları: Çok güzelsiniz!
Kendi güçlerini gördükçe özgüvenleri arttı.
Sokaklarda yürürken, erkeklerle omuz omuza savaşırken, direnişi haykırırken ilk defa bu kadar özgür olduklarını duyumsadılar.

Daha küçücükten kız çocuğu dediğiniz bez bebekleri ile oynar, onları yedirir, içirir, uyutur, hatta altını bile değiştirir.
Biraz büyüyünce bir gelinlik ve onunla içine gireceği pembe panjurlu bir ev hayali olmazsa olmaz.
Tabii içinde en güzelinden eşyalar, mobilyalar, çeyizler de şart. Hepsinin üzerine titremesi, gözü gibi bakması beklenir kadınlardan bir ömür boyu.
Kadınlara öğretilen bu.
Ama bu topraklardaki ezilen kadınlar, Gezi direnişi ile bu hikâyeyi biraz değiştirdiler.
Çekyatlar uyumak, çamaşır makineleri kirlileri yıkamak, çeyiz sandıkları örtüleri dantelleri saklamaktan başka amaçlara hizmet etti. Armutlu’da, Tuzluçayır’da, Gazi’de halkın direnişini savunmak için kurulan barikatlarda yerlerini aldı.
Kadınların kitlesel olarak varlığı ve anlayışlı, kavrayışlı, anaç yaklaşımları ayaklanmanın dayanışma ruhunu besledi.
Doğabilecek gerginlikleri önledi.
Kadınların varlığı çok farklı kesimlerin hızla kaynaşmasını sağladı. Kısacası kadınlar direnişin birleştirici gücü oldular.
Eylemlere duygu kattı kadınlar, kavganın ruhunu taşıdılar sokak sokak, bu da direnişin harlanmasını, coşkulanmasını sağlayarak uzun soluklu olmasına katkıda bulundu.

Günlük hayatta onlarca kadın cinayeti, kadına şiddet, taciz ve tecavüz vb. yaşanırken; Gezi direnişi süresince milyonlarca kadın, gece sabahlara kadar sokaklarda sabahladı, çadırlarda kaldı ve böylece asıl özgürlüğün kavganın tam orta yerinde olduğunu yaşayarak öğrendiler. 

Çünkü Gezi'de kadınların özgürlüğünü sadece kadınlar değil, Gezi'deki herkes benimsiyordu.
Ayrıca Gezi'de parkın temizliğinden, yemek dağıtımına, barikat yapımından, gazların etkisizleştirilmesine, erzak bölüşümünden, militanca savaşıma kadar tüm işler cinsiyet gözetilmeksizin; bu kadın işi, bu erkek işi denilmeksizin yapıldı.

AKP; Gezi sürecinde ayaklanmanın en etkin vurucu gücü olan gençliğin ayağına pranga vurabilmek için “kutsal aile”yi harekete geçirmek istedi.
Ailelere seslenerek 'çocuklarınızı oradan alın, yoksa artık daha ciddi saldıracağız' tehdidi savurdu.
Ancak 13 Haziran akşamı “anneler zinciri” ile analar Gezi'ye el ele gelerek “çocuklarımızın yanındayız” dediler ve etten duvar ördüler.
Böylece AKP'nin bu sinsi politikası da bu süreçte boşa çıkartılmış oldu. 


Yine Gezi direnişinde ölümsüzleşenlerin analarının devrimci tavırları, sadece çocuklarının verdiği mücadelede onları onurlandırmakla kalmamış, faşizme “Cellat uyandı yatağında bir gece / “Tanrım” dedi "Bu ne zor bilmece / Öldürdükçe çoğalıyor adamlar / Ben tükenmekteyim öldürdükçe...” dedirtmiştir.

Gezi her günü bir yıl gibi geçen, inanılmaz derslerle dolu bir başucu kitabı yarattı.
Özellikle kadınların her yanını örümcek ağı misali saran ataerkilliği, kapitalist sömürüyü yırtarak kendilerine olan güvenini yükseltti. 

Böylece kadınlar, egemenlerin yaratmak istediği edilgen, silik, uysal köleler olmayacaklarını haykırdılar.
Tam da faşizmin korkulu rüyası olan kavga bayrağını, en önde taşıyan cüretli kadınlar oldular.
Kadınların coşkusu, heyecanı, tutkuları olmasaydı, Gezi Direnişi bu denli etkili olamazdı.

AKP döneminde yaşanan “çocuk gelin” dramları da çarpıcı bir biçimde göstermiştir ki kadınlar açısından direnişi yaratan ve böylesine güçlü bir biçimde katılmalarına sebep olan nedenler ortadan kalkmamıştır.
Çünkü hala yıkacak, yeniden inşa edecek ve yaratacak çok şey var.
Sadece Gezi Direnişi'nde kadın direnişçilerin tacizle evlerine gönderilmeye çalışılması, Eylül Sendromu'nun ardından ‘kızlı-erkekli’ öğrenci evlerinde kalan kadınların ‘ahlaksız’ ilan edilip ana-babalarına şikayet edilmekle tehdit edilmesi bile daha alacak uzun bir yolumuz olduğunu gösteriyor.
Bunların yanı sıra 16 Nisan günü yapılacak referandumla kadın eve, güvencesiz çalışma koşullarına ve ucuz emek olmaya razı edilmeye çalışılıyor, taciz ve tecavüzle kimlikleri aşağılanmaya; sözün kısası, kadınlar sokaktan, işyerlerinden, fabrikalardan uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

Tüm bu aşağılamalar, bu baskılar, bu şiddet kadınlardan ve kadınların gelişiminden nasıl da korkulduğunun göstergesi olmuştur.
Öyleyse korkun kadınlardan!
Kadınlardan korkun, çünkü onlar yasakların, baskıların olmadığı, özgürlüğün, eşitliğin o bayram havasındaki coşkusunu artık biliyorlar.

Kadınlardan korkun, çünkü onlar çocuklarını kaybetme pahasına faşizme karşı savaş bayrağını ellerinden düşürmüyorlar, artık evlerinde sessiz sessiz oturmuyorlar, HAYIR diyorlar.

Korkun kadınlardan çünkü kadınlar kendi kurtuluşu için harekete geçiyor,ve diyorlar ki; “HAYIR, HAYIR, HAYIR!”

Şan olsun 8 Mart'ı yaratanlara ve ve Gezi direnişiyle onu yaşatanlara! 
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×