Bu Makale
1352 Tekil
Görüntülendi.
KIRK GÖZLÜ HEYBE'den KARCİĞAR FASLI'na ANILAR

KIRK GÖZLÜ HEYBE'den KARCİĞAR FASLI'na ANILAR

 

Anımsadığım, kocaman bir sandık üzerine takılı iki manto düğmesi gibi olan ilk radyomuz.

Radyonun önünde bir yuvarlak yer var , annemin hasır şapkasının bir parçasını oraya yapıştırmışlar gibi.

Kibrit çöpüne benzeyen bir çubuk var , düğmeyi çevridiğinde ileri geri gidiyor, aradığın yeri buluyorsun..

Düğmeyi döndürürken çok acayip sesler çıkıyor. Yerini bulduğunda ses düzgün geliyor.

Sayıları biliyorum , ona göre ayarlamayı öğreneceğim ama , konsola boyum tam yetişmiyor.

Babam radyoyu kurcalamayın diye tembih ediyor.

Dokunmuyoruz.

Kardeşimin boyu zaten yetişmiyor .

Kardeşim Raif çözümü buluyor.

Banyodaki oturak tam bize göre. İkimizi de alıyor . Üzerinde rahatça duruyoruz.

Sandalyeye ikimiz sığışamadık. Oturak tam ikimize göre.

Radyoyu kurcalayıp , kikirdemek için , annemle babamın yokluğunu kolluyoruz.

 

 

***

Babam okulu kapatıp geldiğinde , radyoyu açar, beklerdi.

Hemen çalmazdı radyomuz.

- Isınıyor derdi annem.

Kocaman pilleri vardı. Fesleğen saksısı gibi, radyonun yanında durudu. Babam ara sıra , büyük pil bitti galiba , sesi iyi çıkmıyor der , yeni pil alıp değiştirirdi. Radyo işini anlamak için çabaladığım günlerdi. 6 yaşımın bilgisi ile . Örümcek ağına benzeyen bir anteni vardı. Okul Lojmanının en yüksek camının kenarında asılı durudu.

- Lütfiye bugün karciğar faslı var , haydi kahve ile dinleyelim, dediğinde küçük sepet ortaya çıkar , kominato ( ispirto ocağı ) yanardı.

Biz çocuklara kahve yasaktı.

Mavi gözleriyle , gülen yüzüyle annem sorunu çözmüştü.

- Çocuklar kahve içmez , kara olur yüzleri.

- Erkeklerin bıyıkları ters çıkar.

Kardeşimle gülerdik.

***

Babam anneme sorardı hep;

- Bugün ne var ajanstan sonra.

- Bugün Muzaffer Sarısözen ile kırk gözlü heybe var.

Çocukluğumdan aklımda kalanı ben diyeyim..

" Bir gözünde saz , bir gözünde söz , otuz sekiz gözünde türlü memleket havaları."

Türkülere doyulmayan konserler. Canlı canlı dinlermişiz o zamanlar.

Şimdiki gibi bant kaydı yok.

Nurettin Çamlıdağ , Nezahat Bayram , Hacer Buluş , Zehra Bilir.

Anadolu insanın binlerce yıldır yaşadığı acıların , hüzünlerin , sevinçlerin , savaşların ve yoksulluğun avazlarda yaşamasını sanata dönüşürenler. Türkü dostlarımız. Geçmişimizin aydınlık yürekli güzel sesleri.

Malatyalı Fahri, Celal Güzelses, Aşık Veysel Şatıroğlu.

Bağlamanın tellerine sesini katıştırıp , Türküleri , deyişleri ve bestelerini yüreğin sesiyle söyleyen ozanlarımız.

Coşkuyla dinlediğim , annemin babamın sıcacık evimizdeki sevgi dolu sözleri, anılarda kalan yaşadığım çocukluğum.

Babamın elinde bağlaması.

Yozgat sürmelisi.

" Dersini almışta ediyor ezber.. Sürmeli gözler de anam , sürmeyi neyler."

En aklımda kalan , babamın en çok çalıp söylediği o hüzünlü türkü.

Ağabeyi Yusuf Ziya ile onları çok erken ayıran gurbetin türküsü.

Abi - kardeş şöyle bir delikanlılık yaşayamadım diye iç geçiren babam. Tek erkek kardeşinden ayrılığının hüznünü yaşadığı o türkü.

" Çamlığın başında tüter bir tütün.

Acı çekmeyenin yüreği bütün.

Ziyamın atını pazara çekin.

Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler."

***

Rumeli türküleri , İstanbul türküleri , türlü memleket havalarının coşkusu , bozlaklar, uzun havalar. Nezihe Darga hanımın kaşığı ile eşlik ettiği coşkulu Trakya türkülerinin hareketli nağmeleri. Atila Mayda'nın darbukasındaki ritimlerin gümbürtüsünün coşkusuyla kardeşimle oynadığımız oyunlar.

Ruhi Su'dan çalıp söylenen Ege türkülerinde babamın , ozan tavırlarının hayaliyle , haydi efeler diye ortaya çıkıp diz vuran kardeşim Ahmet Raif.

Sesini tanıyıp , keyifle dinlediğim, çocuk aklımla onlara eşlik ettiğim en aklımda kalanlar.

Zehra Bilir . Hacer Buluş. Nezahat Bayram. Nurettin Çamlıdağ .

Ahmet Sezgin'den dinlediğim en güzel ezberlediğim türkü tadında günlerin anıları.

"Şemsiyemin ucu kare.

Yok mu şu derdime çare.

O yar güzel ben bi çare.

Çaresiz detlere düştüm.

Bir vefasız yare düştüm."

Abdullah Yüce'den .

"Uzayıp giden o tren yolları.

Açıkıp sarmaya anne kolları.

Uğurlar kızları , nazlı dulları.

Uzayıp giden o tren yolları."

Nezahat Bayram'dan .

"Çayıra serdim postu imanım.

Şu gelen kimin dostu imanım.

Gören maşallah desin imanım.

Kimin var böyle dostu.

Kaşlarına gözlerine de ,yarin şirin sözlerine de

Çoluğuna çocuğuna da maşallah."

***

Karciğar başladığında , konsolun üzerinde duran kemanı eline alır , eşlik ederdi babam..

Karciğara..

" Artaki Candan, Yorgo Bacanos , Aleko Bacanos , Bimen Şen , Nobar Tekyay. Selahattin Pınar. Sadettin Kaynak.

Dinlediğim fasıllara ses verenlerin notalarını konuştururlar.. Mesut Cemil .. ve diğerleri.. Hafız Burhan , Şamram hanım.. Deniz Kızı Eftalya. Mualla Mukadder, Saime Sinan,Müzeyyen Senar , Safiye Ayla , Hamiyet Yüceses . Babamın kemanı ile ilk notalar , son eserlerin makamı.. Öğrenmeye başladığım o yılların duru güzelliği."

Aklımda kalan o bestelerin isimlerinden bazılarını , annem gibi buraya hatıratıma not edeyim.

Benli´yi Aldım Kaçaktan . Köçekçe . Dede Efendi .

Bizim Sahraların Başı . (Osman Pehlivan) [Rumeli] .

Görünce Ben Seni Ey Mâh . Selânikli Ahmed Bey .Curcuna

Gülmezse Yüzün... Bestekarı Mustafa Nafiz Irmak . Güftesi Faruk Nafiz Çamlıbel .

Hem Seversin Hem Yanarsın . Bestekarı Sadi Hoşses .Güftesi Ahmet Refik Altınay .

Kara Bulutları Kaldır Aradan . Bestekarı Sadettin Kaynak . Güftesi Ramazan Gökalp Arkın

Bu İşveli Edâ . Bestekarı Selahaddin İçli.

Babam , rahmetli annesinin çerkes armonikası ile çok güzel şarkılar söylediğini ve ondan öğrendiği şarkı ile arkadaşlarına her cumartesi gecesi Savaştepe Köy Enstitüsünde konser verdiğini her zaman anımsatırdı.

Babam, annesinin bu şarkısını çalıp söylerken , hareli ela gözlerinin pınarları dolardı..

Anasından ayrılığı 9 yaşındaydı ya..

Hüzünle sevgiyi bir arada yaşardı babam.

"Kara kara kazanlar , vay amman..

Kara yazı yazanlar , vay amman..

Cennet yüzü görmesin Süleyman amman ..

Aramızı bozanlar.."

"Annemin şarkısıydı.." diye anımsatmadan geri kalmazdı.

Bize dönüp ;

" Unutmayın emi , büyüyünce söylersiniz. Ben başınızda daim olmam belki. Anneme çekmesin kimsenin kaderi. "

. "Geçmişin izleri yazıda dursun emi."

Annesi ile yaşadığı anılardan söz ettiğinde, defterine yazardı annem.

Babama dönüp;

" unutulmasın hatıratı defterime yazayım, annemizin ruhunu şad edelim. Zehra ile Raife ileride okuruz. Köyün güzelliğini yazdım. Başka neyi yazayım , sen söyle ben yazarım. "

Saman sarısı bir defteri vardı annemin. Defterin kapağının üzerinde Türkiye Fiziki Haritası yazan , siyah beyaz bir Türkiye haritası bugün gibi aklımda.

Kopya kalem ile yazardı anneciğim. Babam dolmakalemle.

Ne çok yazılır , ne çok okunurdu o yıllarda , çocukluğumda.

Babamın inci gibi denilen bir el yazısı vardı. Annemin yazısı kargacık burgacık cinsindendi.

Babamla gülüşürlerdi yazı konusunda.

Annemin yazdığını babam okuyamazdı.

***

Radyoda ;

Çocuk Saati başlayınca bizlerle birlikte sessizce dinlerdi annem ve babam , kardeşimle ikimiz aynı sekide otururduk.

İdil Öztamer sunardı.

Yumuşacık bir sesi ile artık onu tanıyordum. Ne kadar güzel anlatırdı , neler olup bittiğini , kısa öyküler okunurdu. Şiirleri dinlemek ayrı bir keyifti.

Çocuk şarkılarını söyleyen çocuklara imrenirdim.

Bir Cumartesi öğleden sonra , babam radyomuzu okula götürdü. Tüm öğrencileri o gün okula topladı. Çocuk saatini dinleyecekler. Biz de kardeşimle birlikte sıraya oturduk. Öğrencilerin arasına katıştık. Çok seviniyoruz.

Komşulardan biraz safça olan Ayşe de geldi. Çocuk korosu şarkılar söylemeye başlayınca , babama sorar.

- Bu gada çocu sandığa nası dıkdın ? U gda çocuk ure sığa mı ?

Ayşe eve gidince babasına anlatır.

- Bizim Malim malenin çocuklanı sandın içine dıkmış , çocukla bağırışıp durula.

Birkaç gün sonra köy odasında okulda dinlediğimiz çocuk saati köyde çok hoşluk yarattı.

Babamın öğrettiği çocuk şarkılarını radyodan duymak hoşumuza gitmişti.

Köyün tek kahvesine bir radyo almaya karar verildi.

Babam Balıkesir'e gittiğinde radyo bakacak.

Muhtar Gabak Ayan ile sözleşildi. Radyo köy kahvesine geldiğinde merdivenlerin sonuna kadar olan kalabalığa bizler de katıştık.

Muhtar ;

- "acansı dinlekene kimse gonuşmacekkk.. Tıp oyneceniz , gulak veceniz."

Çocuklar hep birlikte muhtarın hallerine bakıp gülüştük.

O gün pembe lokum dağıtıldı köy ortasında.

Köye ilk radyo geldi.

Çok sevindik.

***

Sadi Yaver Ataman , Hafız Burhan , Sadi Işılay ,Münir Nurettin Selçuk , Zeki Müren , Ekrem Güyer, Abdullah Yüce aklımda kalan en güzel erkek sesleri. Fasılların hangi makamda olduğunu babam hemen bilirdi. Şarkıların söylenişine dikkat et diye beni tembihlerdi .

Yaz gelmeden , baharda havalar ısındığında evde bir hareketlilik başlardı.

Sardunya saksılarını okul lojmanının önüne dizen annem, saksılarını sulamayı unutmaaa emi zehram diye tembih sesin kulağımda.

Saksıları sulamak , suyla oynamak , hangi çocuk sevmez ki..

Sarmaşıklar ekilir , çimlendiğinde iplerini babam bağlardı. En keyifle oturduğumuz yerin etrafını mor çiçekli sarmaşıklar sarardı.

Radyoyu evden dinleyemediğimiz için babam bir hoparlör alıp bahçeye kadar sesi vermişti.

Komşular duysun diye sesi biraz fazla açılırdı.

***

Kırk gözlü heybenin bir gözündeki o sözler, bana miras kalanlar , anne - babamın yokluğunda yolumu aydınlattılar bunca yıldır.

Diğer gözündeki saz ile babamın türküleri , fasıllar , hep aklımdalar.

İki gözden geriye kalan otuzsekiz memleket havasının avazı gelecek kuşaklara kalsın diye bir koro kurdum ,Edremit Türk Halk Müziği Korosu.

Korono virüs gittiğinde , sazlı sözlü buluşup , çalıp söyleyeceğiz.

Konserimize bekleriz.

 

 

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×