Büyük tıkanma: Şiddet ve inşaatın ittifakı
Mucize ya da mehdi bekleniyor.
Doğal.
Beklenir.
Şiddet ile “birlik ve beraberlik” sağlanan topluluklarda niçin olmasın?
Weber bu ahvali tahmin etseydi belki de “yeni çağ peygamberi”nden daha detaylı bahsetme nezaketinde bulunurdu.
Şimdilik bombanın dehşetiyle sosyal medyada, yaratıcılıklarına şapka çıkarılması elzem, Atatürkçü müminler ile yetinmekte yarar var. Her gece saat 23:23’te gözlerini kapatıp, Atatürk ilkeleri ile yönetilen bir cumhuriyeti hayal edip dileyecekmişler, herkes bunu aynı anda yaptığında evrende kuvvetli bir enerji kalkanı oluşacak, yobazlar, IŞİD, PKK yok olacakmış.
Hadi bakalım.

Her cana kıyan bomba, muktedirin sarsılması umulan iktidarını sağlamlaştırıyor.
Tıpkı Beşiktaş’daki bombanın tartışmasız can simidi olması gibi.

Taybet Analar, Rozerinler daha büyük bir hızla kriminalize ediliyor şimdi.
İrredentist tutkular ile deneyimlenen hendek-barikat düzleminde akıl yürütenlerin, artık ne sesi duyulacak ne anlaşılacaklar.

Bu bomba Kürd halkının nesine hizmet etti belli değil ama Türkiye toplumuna; adı “Şehitler” ile başlayan meydanlar, gencecik ölümler, özel time sarılıp fotoğraf çektirme geleneği, otokrasiye tam yetki, ruhsal hasarlar, öncekinden net hizalanmış meclis armağan etti şüphesiz.
Koca bir mezbahanın tanığı, seyircisi olanlar felç halinde.
Vicdan ve ilke ayağa kalkmakta güçlük yaşıyor; kutuplaşmanın konforuna sahip olanlar, kolaylıkla birbirlerini işaret ediyor.
Bir çeşit hiçlik dayatılmış toplumun, hayatta kalması zor zahmet iken; cinnet haline gerekçe üretmek dışında, hiçbir işlevi olmayanlardan, politik bir hat, sağlıklı bir çözüm üretimini beklemek ne denli gerçekçi tartışılır.

Giderek insan kalmanın dahi zor olduğu zamanlarda, karşı kıyının ölüsüne baş sağlığı dilemek, yası ortaklaştırmak şimdilik mümkün gözükmüyor.
Nesilleri bir uçtan bir uca sarmış, karşıt sayılana duyulan
öfke ve nefreti saflaştıran sessizlik, kasıtlı bileniyor.

Hakikatin ve samimiyetin kalmadığı, duygunun tiksindiren bir romantizme boyandığı her yerde hayat çürür.
Değer kalmaz.
Yası tutulmamış, fatihası eksik kalmış cenazeler akıllardayken; zaafları pul pul dökülen nobranlığınız ve cehaletiniz ile ancak kendinizi ya da çıkar ortaklarınızı büyülersiniz.
Sahte geçit törenlerinde günah çıkarır,
şatafatlı beklentilere sahip olanlarca alkışlanırsınız, o kadar.

Örneğin, sayısız faili “meçhul” cinayetli 90’lı yılların, önemli figürlerinden, uyuşturucu tüccarı namlı Baybaşin’in avukatının, hali hazırda Tahir Elçi cinayetini kınaması, hatta kimbilir baronun cinayeti soruşturma komisyonunda yer alması kadar maskelenmiş bir boşluk; it diye attığını hırt diye kapanlar misali, ortak değer üretimini kesinlikle engeller.
Sonbahar yerinde duruyor, sen istediğin kadar cila yap (da) denir bu ahvale.
Israrla üflenen n’eyi duymazlık, yüzleşmeme, olan bitene gerekçe, kılıf üretme becerisiyle dolaşmalar anı kurtarabilir.
Gerisi ucuz ezber.
Şehirleri uğultu misali dolaşan sessizliğin, anlattığı çok şey var üstelik.

Akıl ile cinnet arasında bir karış fark var.
Ölülerini ayıran toplumun sağlıklı olduğunu kim iddia edebilir?
Şimdiki zaman dışında, kuşkusuz hiçbir derinliğe sahip olmayanların, politik ahkamlarından içimiz kalksa da şaşırmamak gerek.

Can kaybı Atinalı yurttaş değilse ağlamayan siz değil miydiniz?
Bu sessizliğin bir sebebi de, varmış gibi gösterdiğiniz kendi adalet/sizliğiniz olmasın sakın?
Popülerliğe bata bata ilkesizleşmiş, adaletsiz kalmış olmayasanız?
Merkez medya ile özgürlük, maaşlı akil insanlar ile de barış gelecekti bir vakitler.
Devşirdiğiniz imtiyazlarla, şu an muktedirin elinde oyuncak olmasına izin verdiğiniz, ipsiz sapsız, pusulasız bıraktığınız haklar ve özgürlüklerden, ses mi bekliyorsunuz?

Zor bir kış.
Terörle yaşamaya alışmayı önerenlere zor değil.
Onlar ve karşıtları aynı jantilikte.
Camilere, sokağa, çadırlara sığınanlara, yoksullara zor.
Yalnızca orda, o sokakta, o durakta, o maçta, o otobüste olduklarından, acıyı bağırlarında deneyimleyenlere zor.

Olan bitene kader dışında kulp bulamayacak yoksullar.
Silahlıların “Sadat”“Ergenekon” mu olacağına ise kesin karar verilecek.

Geçmişin zaafları üzerine tartışacak atmosfere sahip olunmaz elbette bu hal ve durumda.
Yersiz böbürlenmeler, siyaseti merkeze sürüklemeler, rehavete kapılma, biriken yanlışlara ses etmeyişler, eleştiriyi kovalayan ahmaklıklar, hemen hepsi yine çekmecelerde.
Yeniden vasatla yetinilecek, kolayına kaçılacak,
gerçek çarpıtılıp hile karıştırılacak, ikiyüzlülük prim yapacak.

Berhava edilen devasa birikim.
Berhava edilen barış özlemleri.
Berhava edilen binlerce genç.

İki nesil, yüzlerce, binlerce ev, kurumuş kan lekeleri.
Şimdi topu birbirine atan, gelecekte “…ama siz de,” diye başlayacak kasıtlı, kasıtsız suçlamalar.
Zinhar sorumluluk almaz orta sınıf ahlakı.

Sanayi ve şiddetin üzeri imha ile örtülmüş ittifakı yaratıcıdır.
Kılıf bulur, sorumlu üretir, suçu manipüle eder, nakitte kalır.
Bilse de konuşmazların, suçu örtmeyi marifet sayanların gizli desteği ise hayranlık verici olur.
Kuşkusuz anlamı var; kendi kirlerini de toz duman arasında kaybedecek, çıkarları gereği susacaklar.

Sorun koordinatlarını çoktan değiştirdi lakin –mış gibi yapmaya, ezbere, kurmaca hayata devam…
Nalan Temeltaş - sendika.org

temeltasnalan@ gmail.com

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×