Dilimizde iki hece, tek satır: HAYIR
Satır aralarında yazılan,kulaktan kulağa yayılan referandumun hızlandırılan bir süreç ile elle tutulur,gözle görülür bir hale gelmesiyle birlikte günlerin iki kelimeye sıkışacağı bir döneme girdik.
Bir tarafta bombalar,katliamlar,savaşlarla başlayan; yolsuzlukla,yoksullukla sürüp giden bir liste,diğer yanda o malum kelime var.
Oy pusulasındaki evet ve hayır haneleri kadar net şekilde ikiye ayrılan bir gerçeklik bugün karşımızdaki.

Bir yanda patlamalarla,katliamlarla yaratılan bir enkaz var, öbür yanda bu enkazın üzerinde yükselenler, kandan ve kinden beslenenler.
“Dindar ve kindar” bir nesil iddiasında olanların, cihatçı çeteleri “birkaç öfkeli genç” olarak masumlaştırmaya çalışanların yarattıkları bir enkaz bu.
Memleketi yangın yerine çevirenler dün “Millet kaosu seçti” derken bugün aynı utanmazlıkla “evet çıkarsa terör örgütlerinin sesi soluğu kesilir” diye açıktan tehdit ediyor.
Bir başkanlık sevdasıdır almış başını gidiyor, halklara biçilense iş cinayeti, erkek şiddeti, bombalı ya da silahlı bir saldırının hedefi olmak arasında gidip gelmek oluyor.
Hızla yükselen dolar her geçen gün esnafın belini biraz daha bükerken gemisi olan gemisiyle oynuyor, açlık ve yoksulluk sınırı altına düşenlerse gün geçtikçe artıyor.

Saflar bu kadar net, çizgiler bu kadar keskin.
Hikaye, saray uğruna savaş çıkaranların, derdi tasası başkanlık olanların yaşamlarımız üzerinde bahis oynamasından ibaret.
Yoksulluk, yolsuzluk, açlık milyonların derdi, başkanlık tek adamın.
Bir saray, bir koltuk ve bir başkan adayının karşısında kendi payına ölümlerden ölüm beğenmek biçilmiş 78 milyon var.
Kadınlar, çocuklar, Aleviler, Kürtler, gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar,hukukçular…
Kime sorsan canın yanıyor, nereye dokunsan elinde kalıyor. Dokundukları gibi çürüttükleri yerler artık yama tutmuyor, kendileri de bu sonun farkında olacaklar ki tüm bunları başkanlık paravanının arkasına gizlemeye çalışıyorlar.
Vermesi gereken onca hesabın altında ezilenler, son çarelerinin tek bir hareketle her şeyin üzerini kapatmak ve her şeyi tamamen kontrol altına olmak olduğunun farkındalar.

Tek argümanı tehditlerle besledikleri bir istikrar vaadi ,elle tutulur tek metodlarıysa hayır’a çıkan tüm yolları kapatmak, hayır demek için türlü türlü sebebi olan hayırcıları korkutmak, susturmak, tutuklamak olan bir evet cephesi var bugün.
Karşısındaysa Beşiktaş’taki bir vapurda “hayır” şarkısı söylediği için gözaltına alınmak istenen üniversitelilerin gözaltına alınmasını engelleyen bir halk.
Memleketteki atmosfer, Beşiktaş’ta bir vapurda alınacak nefeste gizli.
Tüm imkanlar evet için tesis ediliyor, dört bir yandan evet çağrıları sipariş ediliyor, ”hayır”a gelince yazılması, çizilmesi, dillendirilmesi yasak.
Bu baskılar ve yasaklar altında dahi hayırcıların birbirine yaklaşması, gözaltına engel olacak kadar safları sıklaştırmasıysa 78 milyonun derdinde gizli.
Kendi derdinin başkanlık değil; ölüm, açlık, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, taciz-tecavüz vs. olduğunu bilen milyonlar hayır etrafında birikirken,elleri daha sıkı kenetleniyor birbirine.
Bu yüzden şarkı söyleyen gençleri gözaltına almak için uzanan eller boşa çıkıyor, Beşiktaş-Kadıköy hattının müdavimi olanlar daha bir mutlu, daha bir umutlu dönüyorlar o gün evlerine.

Burada üniversite başlığına bir parantez açmak gerekiyor.
Gençlik halihazırda AKP’nin de Tayyip Erdoğan’ın da diz çöktüremediği, ne zekasıyla ne de mizahiyla baş edemediği bir mevzi olarak yıllardır zaten kocaman bir HAYIR’ı temsil ediyor.
Beşiktaş örneği şunu bir kez daha gösteriyor: Asılmış yüzleri umut ışığıyla aydınlatacak olanlar da,”hayır” fısıldayışlarını şarkılarla türkülerle haykırışa dönüştürecek olanlar da bizleriz.
Şimdi bize düşen Hayır’a olan inancı yükseltmenin, bıkmadan usanmadan umudu tazelemenin yollarını aramak.
Vapurlara, otobüslere, metrolara, sokaklara ulaşabileceğimiz her yere türlü türlü “hayır” taşımak .
Kimi zaman bir yumurtayla, kimi zaman yazılan bir şarkıyla, kimi zaman bambaşka bir şeyle.

“Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” dizelerine inat, bizi öldürmek isteyenlere bu memleketi öyle kolay bırakmayacağımızı, öyle çabuk vazgeçmeyeceğimizi ispatla yükümlüyüz şimdi.
Bu memleket bizim, gidecek başka yerimiz de yok ,yapacak başka işimiz de.
İnatla,ısrarla hayır diyeceğiz, ”hayır”ı büyüteceğiz.

Saflar çok belli artık, yollar çok net.
Katliam bilançoları üzerinden iktidar hesaplayanlar bir taraf, “artık yeter” diyenler bir.
“Milletimiz kaosu seçti” diyenler bir taraf, savaşa karşı barış imzacısı olanlar bir.
Çocuklara tecavüz edenler bir taraf, tecavüz yasasını direne direne geri çektiren kadınlar bir.
Otobüste şortlu kadına saldıranlar bir taraf, kampüslerden sokaklara yaşamı özgürleştirenler bir.
Tarikat-cemaat yurtlarına mahkum edilen çocukların yangınlarda can vermesine sebep olanlar bir taraf, “eşit,parasız,kamusal eğitim” talebiyle sokaklara dökülenler bir.
Kadınları, çocukları gerici zihniyetlerine hapsetmeye çalışanlar bir taraf, laiklik bayrağını yükseltenler bir.
Üniversiteye satırla sopayla girenler bir taraf,üniversitelerini çetelere teslim etmeyenler bir.
Somada madenci tekmeleyenler bir taraf, “kader değil cinayet” diye haykıranlar bir.
Memleketi sermayeye peşkeş çekenler bir taraf, dereleri başında nöbete duranlar bir.
Kedi evi yapanı öldüren, sokaktaki hayvana eziyet edenler bir taraf, gazdan etkilenen köpeğin gözyaşlarını silenler bir.
Uzamasına uzar da bu liste, hayır’a çıkan yollar bir.
Şimdi bir kez daha hatırlatalım : Siz tek,biz hepimiz!
Diren Göymen Kolektif Yürütme Kurulu Kocaeli Öğrenci Kolektifi
kolektifler.net


Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×