Toplumsal Barış’ı Saray’da aramak…
Şimdi bana bir sürü arkadaşım kızacak, “Ne haddine ulan?” diyecek, “abartmış” diye düşünecek ama bunları yazacağım.
Evet, çünkü ben saplantılıyım.
Yine de sonuna kadar okursanız ne mutlu…

Konuya bir soruyla gireyim: Sanatta risk almayan hayatta alır mı hiç ?
Şener Şen’in Saray’ın ödülüne tenezzül etmesine ve sarmaş dolaş görüntü vermesine asla şaşırmamak lazım.
Bazı insanlara var olmayan anlamlar yüklüyoruz.
“Bu ülkenin çimentosu” olarak anılacak kişinin, Berkin’in annesi meydanlarda yuhalatılırken tepki göstermesi gerekmez miydi? Yıllarca oturduğu köşeden olanları izleyip susanlar, ancak “bir zamanlar” çimento olabilir.
Çoktan betonlaşmışlardır artık.

SİNSİ İFADE
Herkesten fedailik beklenemez tabii ki, bence meselenin bir yanı da şu: gişecilik değil de sinemacılık yapsaydı biraz Şener Şen, toplumsal barışa kendiliğinden katkısı olurdu belki.
Özetle, 1996’da sanatçılıktan emekli olmuş, memleket meselesine ilgisini yitirmiş, kendince güzel, efendi bir insan…
Şaşırmayın…
Şaşırmam ben.
Şu fotoğrafta çember içine aldığım, arkasından takınılan sinsi ifadeye üzülürüm olsa olsa.

Kanımca kimse kendini bu duruma düşürmemeli.
Kafa kesip top oynayanlarla iş tutanlar, kendi yurttaşlarını kişisel ihtirasları uğruna katliamlarla yüz yüze bırakanlar…
Yok, iş değil bu…
Tahmin ediyorum, çoğunuz seviyorsunuz diye görmezden gelinsin, yok sayılsın istiyorsunuz ama geçtik oraları dostlar, geçeli çok oldu…
“Neşet baba da birlikte poz verdi mesela” diyorsunuz.
O 2012’de öldü.
O zamanlar Gezi, organize hırsızlık, IŞİD, bombalar yoktu.
Kaçak Saray yoktu.
Karşı karşıya geldiklerinde de hak edenden lafını hiç esirgemedi.
Devlet sanatçılığını “halkın sanatçısıyım” diyerek reddetmesini de bildi.
Bugün durum da farklı, tavır da…

KONFORU BOZULMASIN DİYE
“Ödülü toplumsal barış için kabul etmiş” desek?
Hayır, bence şöylesi daha doğru olur: toplumsal barışı yok edenlerin, ona kendi kişisel şovlarından gayrı hiç bir kaygı gütmeden verdikleri ödülü, konforunun bozulmaması için kabul etti!
Ben piyasa koşullarında hayatta kalmaya çalışan insanların bir takım şeylere hayır diyememesini anlarım tabii, hayvan değilim.
Fakat bu o değil, kendisine yakıştırmasak da bu, bal gibi egoizm.
“Rol alacağım hikayeleri hep özenle seçtim” diyor konuşmasında.
Bu sefer pek öyle olmamış sanki ya Şener hocam, ha?
Neyse…
Sanatsal kritik ise apayrı bir konu ve haddim değil ama bahsettiği de şöyle bir özen: yıllarca tek yönetmen, aynı oyuncular, aynı senaryo, aynı mimik, aynı izleyici grubu…
Risk?
Sanat?

Yakın çevremle ne zaman konusu açılsa Şener Şen’in çok yakında bu pozisyona düşeceğine dair öngörümü paylaştım son zamanlarda. Şimdi de şaşacak bir şey yok diyorum sadece.
Kerem Altıparmak twitter hesabından demiş ki: “Şener Şen, barış istediği için haklarında soruşturma açılan 433 meslektaşını desteklemek için ‘toplumsal barış’ kavramını kullanmıştır, di mi?” çok doğru bir soru.
Cevap mı?
Bence Şener Şen’in bu olaydan haberi bile yoktur ve asıl acı olan da bu!
Kulağının üstüne yatıp memlekette İskandinav demokrasisi hâkimmiş gibi davranan, babamızın oğlu olsa da susmamalı…
Biz Tarık Akan’ı niye alkışladık?
Onu niye alkışladıysam, Şener Şen’i o yüzden kınıyorum bugün.
Tutarlı olmak adına…

Evet, ben saplantılıyım.
Yani bugün normalim.
Çünkü bugün bazı konuları saplantı haline getirmemek anormallik…
Alper Çevik - redaktif.net

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×