UĞURLAR OLSUN…
1942 yılında, annesi Nadire Hanım'ın dünyaya getirdiği, dört çocuktan üçüncüsüydü Uğur Mumcu.
Babası Hakkı Şinasi Bey'in memuriyetinden dolayı, 22 ağustos'ta yüreği gibi sıcak bir yaz günü, Kırşehir’de açtı gözlerini dünyaya. Güneş, başka doğmuştu o gün pencerelerine.
Memleketin cesur kalemi, aydın kimliği doğmuştu o gün.
İlk ve orta okulu Ankara'da okuyan Uğur Mumcu, Üniversite yıllarında yazmaya başladı.
İnsanlık tarihine adının büyük harflerle yazılmasının, ilk adımıydı ilk yazısı.
Adalet arayışı ruhunu öyle sarmış olmalı ki avukat olmak üzere başladığı, Ankara Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'ni tamamladı.
26 Ağustos 1962'de Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan Türk Sosyalizmi başlıklı makalesi ile "Yunus Nadi" ödülünü aldı.
Her geçen yıl, kalemi onu ödüllendirmeye devam etti.
Profesyonel olarak Yeni Ortam Gazetesi'nde yazmaya başlayan Mumcu, "Biz Anayasayı savunuyoruz Ya siz ?" başlıklı makalesi ile Yön Dergisi'nde de makaleleri yayımlanmaya başladı.
1977'den sonra sadece Cumhuriyet Gazetesi için yazmaya başladı.
Köşe yazıları, makaleleri, kitapları ve özlü sözleri ile adını insanlık tarihine kazıdı. 
Kalemi keskin, yüreği cesur olan Mumcu, bir yazısında kullandığı "Ordu uyanık olmalı" sözleri ile orduya hakaret etme suçu iddiası ile göz altına alındı.
Mamak Askeri Cezaevi'nin avlusu Uğur Mumcu ile tanıştı.
Bir yıla yakın süre pek çok aydınla dört duvar arasında, demir parmaklıklar arkasında, daha az görerek güneşi ama hırslanarak kalemi ve özleyerek sevdiklerini, yılmadan, yazacaklarını ezber ederek yaşadı.
Araştırmaktan, yazmaktan korkmadı.
Çünkü; "Ben Atatürkçüyüm". "Ben Cumhuriyetçiyim". "Ben Laikim". "Ben Anti emperyalistim" . "Ben tam bağımsız Türkiye'den yanayım". "Ben özgürlükçüyüm". "Ben insan hakları savunucusuyum". "Ben yobazların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım".
Diyordu .
Yüreği de kalemi de.
Öldürülmeden önce, PKK ile Kürt sorununu birbirinden ayırdığı bir bakış açısıyla, konu üzerinde çalışmalar yapmaktaydı.
Memleket için, aydınlık için, aydınlatmak için, yazacakları varken daha, söyleyecekleri bitmemişken henüz kaleminin, kahpe suikaste, hain pusuya 24 Ocak 1993'de Ankara'nın karlı bir gününde tek silahı kalemi iken bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. 
Karlı Ankara sokağında, evinin önünde paramparça olan bedeni belki de Ankara'nın en sevimsiz fotoğrafıydı, onurlu mücadelesinden arda kalan.
Kaleminin karşısında yenileceklerini hazmedemeyenler, ki bu bir savaş değilken adalet arayışçısı bir yazar için, haine, zalime yakışan suikastı seçtiler.
Dönemim yöneticileri, Uğur Mumcu'nun ölümünden sonra geceden sabaha, sabahtan geceye uzayan taziyelerin ziyaretçileri eşi Güldal Hanım'ı ziyaretlerinde kendisine, katil yada katilerinin bulunması "Namus borcumuz" dediler.
Aradan 24 Yıl geçti.
Bedenen aramızda olmasa da Uğur Mumcu zihniyetlerini yaşatmak niyetinde ve ödenmesi gereken borcu beklemekteyiz.
Uğur Mumcu, dizelerinde "Biz unutkan bir ulusuz. Unutuyoruz olup bitenleri, Unutuyoruz. Ve oğulları, kızları ölen ana babaları, Kanlı göz yaşlarıyla bırakıp gidiyoruz".
Demişti.
Biz seni unutmadık Uğur Mumcu !
Unutturmamak adına memleketimin sokaklarına adını verdiler.
Ailen ölümünün hemen ardından, adını yaşatmak niyeti ile Uğur Mumcu Vakfını kurdu.
Selda Bağcan acısını, acımızı besteledi.
Uğurlar Olsun ! dedi ardından.
Kim bilir ? işitmişsindir belki de.
Memleketimde pek de bir şey değişmedi geçen yirmi yıla rağmen.
Ama senin gidişinle ; " Özgür yetim kaldı. Özge yetim kaldı. Kalem yetim kaldı. Dostların dosttan yana yetim kaldı ". 
" UĞUR MUMCU YETİMLERİYİZ ".
"Bir gün mezarlarımızda güller açacak. Ey halkım ! unutma bizi ".
Demişsin Unutmadık ! işitiyor, izliyorsan bizi bir yerlerden.
Unutma ki Yetimler babalarını kalplerinde asla öldürmezler .
"UĞUR MUMCULAR" ölmez ".
Selda Bağcan dizesiyle sesleniyorum buradan UĞURLAR OLSUN ! bir kez daha sana.
" Öyleyse vurun, parçalayın ! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır.
Cemile SAVAŞ
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×