Bu Makale
162 Tekil
Görüntülendi.
KRAL İHTİYACI GENETİK Mİ?

KRAL İHTİYACI GENETİK Mİ?

 

Yüzüklerin efendisi üçlemesini bir kez daha izledim.

Filmin son sahnesinde Aragorn kral olarak taç giyiyor.

Herkes kralın önünde eğiliyor.

Sahneyi izlerken düşüncelere daldım...

Bu sahneler beynimize kodlanmış olabilir mi?

İnsanlık tarihini yeterince bilmiyoruz.

İlk topluluklar nerede oluştu.

Mezopotamya'da mı?

Amerika kıtasında mı?

Afrika'da mı?

Platon'un sözünü ettiği Atlantis'te mi?

Tam ıspatlanamasa da İngiliz araştırıcı James Churchward'ın varlığında ısrar ettiği batık kıta Mu'da mı?

Başlangıcından itibaren insan topluluklarının başında bir kral var mıydı?

Varsa nasıl seçildi?

Neden böyle bir gereksinim doğdu?

Sorular bitmiyor...

Dedim ya, tarih ile ilgili bildiklerimiz çok sınırlı.

Bir insanın yetkilerle donatılıp binlerce, milyonlarca insanı yönetmesi, yönlendirmesi, onların adına karar vermesi, kaderini belirlemesi ne kadar doğru?

Bu geleneğin başlangıcı Sümerler mi acep?

Gılgamış Destanı'nda ipuçlarını bulabilir miyiz?

Sonradan tanrı olan Kral Lugalbanda ve Tanrıça Ninsun'un oğlu Gılgamış'tan söz ediyorum...

Üçte iki tanrısal ve üçte bir insan olan Gılgamış, ilk Tanrı-Kral mı?

Kil tabletlerde onbir kitap olarak  bulunan destanda, Gılgamış'ın vücudunu yaratılışın anası Tanrıça Aruru'nun tasarladığı anlatılıyor.

Normal insanlardan çok daha iri olan Gılgamış, devasa, ışıltılı, yakışıklı ve kusursuz olarak betimleniyor...

Krallığındaki insanlara o kadar çok zulüm ediyor ki, Uruk halkının yalvarışları, yakarışları tanrılar meclisinde karşılık buluyor.

Tanrıların başı Anu, bu feryatları duyup Aruru'ya emir veriyor:

"İnsanları sen yarattın. Şimdi git ve Gılgamış'tan bir tane daha yarat... Onun gücüne ve cesaretine, fırtınalı kalbine eşit ikincisini...

Yeni bir kahraman yarat...

Bırak onlar birbirlerini kusursuzca dengelesin...

Uruk halkı da huzura kavuşsun..."

Emiri alan Aruru ellerini ıslatıp biraz kil koparıp yoğuruyor ve vahşi doğaya atıyor.

Ve...

Gılgamış'a kafa tutacak Enkidu yaratılıyor...

Destanda anlatılan Tanrı-Kral geleneği Mısır'da da var...

Firavunlar aynı zamanda Tanrı Horus'un yeryüzündeki simgesi ve beşinci hanedandan sonra da Güneş Tanrısı Ra'nın oğlu olarak  değer görüyor...

Krallıklar babadan oğula aktarılıyor.

Çünkü soy kutsal kabul ediliyor...

Daha sonrasında birçok imparatorlukta da babadan oğula krallık geleneği devam ediyor.

Osmanlı İmparatorluğu'nda halk padişah karşısında "kul" muamelesi görüyor.

Pers İmparatorluğu'nda da aynı.

Günümüz Avrupası'nda (pek işlevleri kalmasa da) dokuz ülkede krallar yerinde duruyor. İngiltere kraliçesi, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka, İsveç kralları yetkileri çokça kısıtlanmış olsa da varlıklarını sürdürüyor.

***

"Halkın kendi kendini yönetmesi" olarak tanımlanan demokrasilerde gerçekte halk kendi kendini yönetebiliyor mu?

Seçtiğini zannettiği yöneticileri gerçekte halk mı seçiyor?

Önüne konan listeye oy veren halk ne kadar yetkin?

İnsanların bir kral seçme geleneği  "demokrasi" adı altında devam ediyor olabilir mi?

ABD'de May Flower gemisinin 102 yolcusunun örneğinde olduğu gibi yönetim belli bir zümrenin kontrolünde mi?

(O gemidekilerin soyundan 17 ABD başkanı çıkmıştır. Baba-oğul Bush'lar da bunların arasındadır. Üstelik bu başkanların hepsi akrabadır.)

Şimdi böyle bir krala/yöneticiye gereksinim var mı?

Tanrı-Kral olgusu genetik kodlarımıza işlenmiş olabilir mi?

Eğer öyleyse kodu değiştirmenin zamanı gelmedi mi?

Dünyanın iyi yönetilemediği ortada.

Her yerde savaş var.

Yoksulluk, yoksunluk milyarlarca insanı tüketiyor.

İnsanoğlu binlerce yıldır acı içinde kıvranıyor.

Yönetilmek çoğunluğun kaderi ve kederi olmamalı...

Birey olmak...

Özgür olmak...

Kendi kendisinin kralı olmak insanın hakkı değil mi? 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×