'PARLAMENTO MİLYONLARCA İNSANIN İŞİNİ KONUŞMAYACAKSA NE KONUŞACAK?'

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Meclis Genel Kurulu'nda konuştu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Meclis Genel Kurulu'nda konuştu.


Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında gündem dışı söz alan Baş, dün yapılan emeklilikte yaşa takılanlar görüşmelerinde AKP Grup Başkan Vekili Cahit Özkan'ın "Boş işler bunlar" sözlerini eleştirdi.


AKP vekillerinin Saray'ın hedeflerini gözeterek hareket ettiğini ifade eden Baş, milletvekillerinin emekçi halka karşı sorumlulukları olduğunun altını çizdi.



'PARLAMENTO MİLYONLARCA İNSANIN İŞİNİ KONUŞMAYACAKSA NE KONUŞACAK?'

"Milletvekilinin emekçi halka karşı sorumluluğu." dedik. Tabii, zor bir konu olduğunun farkındayız, belki de bu kürsüde ilk defa böyle bir konuda konuşma yapılıyor ama açık söylemek gerekirse bu, bizim başarımız ya da kendi kişisel tasarrufumuz olmanın ötesinde, Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partinin milletvekillerinin, o parti grubunun başarısı. Zira, örneğin bizim, Parlamentoda bulunduğumuz geride kalan altı ay içerisinde yüzlerce yasal düzenleme yapıldı, yeniden kanunlar yaptık, düzenlemeler yaptık, ancak bunların tek bir tanesinin bile işçi sınıfına, emekçilere, yoksullara, halka yarar sağlayan kanunlar olmadığını burada ifade etmek gerekiyor.

Örneğin dün burada bir tartışma yaptık emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili, birinci partinin grup başkan vekili dedi ki: "Abesle iştigal, boş işler bunlar." Şimdi, grup başkan vekili grup adına konuşur. Dolayısıyla grubun tümünün görüşlerini ifade ettiğini anlamamız gerekiyor ve maalesef bu yaklaşım, aslında genel olarak Parlamentodaki yaklaşımın devamı. "Nasıl olur, bu Parlamento bu ülkedeki milyonlarca insanın işini konuşmayacaksa ne konuşacak?" diye sormamız gerekiyor.


'KENDİNİ PATRONLARA KARŞI SORUMLU HİSSEDENLER HALKIN ÇIKARLARI İÇİN DÜZENLEME YAPAMAZ'

Bakın, altını çiziyorum, emekçilerin, yoksulların çıkarlarını gözeten bir tane bile düzenleme yapmadık ve maalesef biz biliyoruz ki bu bir tesadüf değil. Türkiye'de insanları çeşitli biçimlerde ayırmaya çalışıyorlar. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımıyla insanlarımızı ayırmaya çalışıyorlar ama hepimiz biliyoruz ki esas olarak iki tane sınıf var arkadaşlar; patronlar var ve işçi sınıfı var. Ya patronlara hizmet ediyorsunuz ya işçilere, emekçilere, yoksullara hizmet ediyorsunuz ve biz, işte, esas olarak buna itiraz ediyoruz ve diyoruz ki: Eğer bir milletvekili kendisini esas olarak patronlara karşı sorumlu hissediyorsa, onların temsilcisi olan Saraya karşı sorumlu hissediyorsa onun, halkın çıkarları lehine düzenleme yapması mümkün değil.

Onun yapabileceği tek şey var: Otuz saniyede Genel Kurula koşarak gelir, el kaldırır, indirir ve ondan sonra Genel Kurulu terk eder. Böyle bir yaklaşımla emekçilere karşı sorumluluğu yerine getirmemiz tabii ki mümkün değil.


'İŞ CİNAYETLERİYLE İLGİLİ ÖNERGELER AKP OYLARIYLA REDDEDİLİYOR'

Birkaç tane gazete haberi okuyacağım size. Örneğin, 2018'de 1.923 işçi kardeşimiz iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş. Bu Meclise defalarca bu iş cinayetlerini araştırmak için önergeler geliyor, AKP oylarıyla reddediliyor.

Bu Meclise, örneğin, emperyalizmin kanlı terör örgütü diye baktığımız cihatçı terörist örgütü IŞİD'le ilgili araştırma önergeleri geliyor, AKP oylarıyla reddediliyor. Ensar Vakfını araştıralım diyoruz, AKP oylarıyla reddediliyor. Tren kazalarını araştıralım diyoruz, asgari ücreti araştıralım diyoruz, asgari ücretten vergi alınmasın diyoruz, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını çözelim diyoruz. Bunların hepsi, her seferinde aynı grubun el kaldırıp indirmesiyle reddediliyor. Bizim isyan ettiğimiz şey budur arkadaşlar.

Aslında bu vesileyle şunu yapmış olmayı amaçlıyorum: Bir taraftan ekranları başında bizi izleyen milyonlarca işçiye, emekçiye, yoksula diyorum ki, şu anda Parlamentoda 1'inci grup sizi düşünmüyor, sizin dertlerinizle ilgilenmiyor demiş oluyorum, bir taraftan da aslında, anlayanlar için, önemli bir uyarıda bulunuyorum. Patronlara ve para babalarına hizmet edenlerin işçilere ihanet ettiğini söylüyorum. Saraya hizmeti temel alanların halkın yararına bir şey yapamayacağını söylüyorum. Tarikatlara, cemaatlere beraber yürüyenler yoksulları cehenneme götürür diyorum.

Tabii, zor iş çünkü esas olan şudur: Bizi buraya kim getiriyor? Bizi buraya eğer halkımız, emekçiler, yoksullar getiriyorsa onlara karşı sorumlu oluyoruz ama sarayda atılan bir imzayla buraya geliyorsak saraya karşı sorumlu oluyoruz.


'SARAYIN DEĞİL HALKIN VEKİLİ'

Hepimizin bildiği bir hikâye var: Çocuğun biri yaramazlık yapıyormuş, babası "Sen adam olamazsın." diyormuş ona. En sonunda vezir olmuş. Bir gün babasını makamına çağırmış, babası demiş ki: "Ya ben sana vezir olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim."

Şimdi, mesele şu: Mesele, milletvekili olmak değil; mesele, milletin kendisi olabilmek; mesele, Flormar'da direnen kadın işçinin soğukta direnişinde yanında durabilmek; mesele, eşini maden kazasında kaybeden annenin çocuğunun geleceğini dert edinebilmek; özetle, arkadaşlar, mesele, milletin kendisi olabilmek.

Sarayın el kaldırıcısı el indiricisi değil, halkın vekili olalım diyorum. Patronların hesap tutucusu değil, emekçilerin hesap sorucusu olalım diyorum. 




Yorum Gönder