Bu Makale
189 Tekil
Görüntülendi.
MEDYANIN İPİ
banner183

MEDYANIN İPİ

Gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı.

Son üç yılda ulusal kanalların ekran gülü haline getirdiği profesörler hakkında arka arkaya suç duyuruları yapıldı.

İlaç şirketleri ile olan finansal bağlantıları, çıkar ilişkileri belgeriyle birlikte dosyalara konularak haklarında davalar açılmaya başlandı.

Kim bu profesörler.

Esin Davutoğlu Şenol, Mehmet Ceyhan, Serap Yavuz Şimşek, Bengi Başer, Tuğsan Egemen Bilgin, Cenk Kıraklı.

Köpekler gibi aşılanacaksınız” diyen Bingür Sönmez ve birkaç prof için de dosyalar hazırlanıyor.

Bu davalar, sadece ilaç şirketleri ile olan bağlantıları nedeniyle değil, sürekli gerçekle bağdaşmayan bilgilerle korku üreterek halkı mRNA sıvıları olmaya zorladıklarından dolayı da açıldı.

Ne hikmetse ulusal medya kanalları için bu gelişmeler “haber değeri” taşımadı.

Tek sütun haber bile yapılmadı.

Ancak haklarında davalar açılmaya başlanan bu profesörlerde büyük panik başlayınca medya kurtarıcı olarak devreye girmeye başladı.

Bu proflar, “Aşı karşıtları bize saldırıyor. Bizi koruyun” diye Sağlık Bakanlığı’na, Türk Tabipler Birliği’ne tweetler atmaya başladılar.

Medyadan ve muhalefet partilerinden destek aradılar.

Sonrasında ilginç gelişmeler yaşanmaya başladı.

Ulusal kanallar ve özellikle Zafer Arapkirli gibi bazı gazeteciler “Esin Davutoğlu Şenol yalnız değildir” mesajları atarak koruma kalkanını genişlettiler.

En çok izlediğim kanal olan Halk TV, her gün Esin Şenol’u ekranlara çıkarttı.

Panik havasından olsa gerek, geçmişte yaptığı gibi bilimsellikle yakından uzaktan ilgisi olmayan garip ve çelişkili ifadeler kullanan Şenol, “aşısızlar havayı kirletiyor” deme gafletinde bulundu.

İlginç olan ise kendisiyle röportaj yapan gerek Murat Ağırel ve gerekse Ayşenur Arslan’ın bu saçmalamanın karşısında tepkisiz kalmalarıydı.

Ertesi gün Esin Şenol, tehdit aldığını, kapısının önüne dana dili bırakıldığını tweeterda açıkladı.

Yapan şahıs kısa sürede yakalandı, sorgulanıp serbest bırakıldı.

Niye serbest bırakılır anlaşılır gibi değil.

Gereken en ağır ceza verilmeliydi.

İlginç olaylar bunlarla sınırlı kalmadı.

Prof. Esin Davutoğlu Şenol, “utanç tablosu” diye bir liste yayınlayarak emniyeti göreve çağırdı.

Listede kimler yok ki!

Operatör Dr. Bilgehan Bilge, Doç Dr Yavuz Dizdar, Prof.Dr. Ümit Aktaş, Uzman Psikolog Esra Güneş Kaya, Prof. Dr. Savan Günay, bu davaları açan avukat Ali Osman Önder, gazeteci Erkan Trükten ve başka avukatlar.

Prof. Canan Karatay ve Prof. Serhat Fındık’ı da atlamış.

Hepsini takip ediyorum.

Bu insanlar Esin Davutoğlu Şenol’a bir hakaret etmediler.

Plandeminin başından itibaren bu sıvıların tehlikesine dair açıklamalar yaptılar.

Bilim adına yapılan saçmalıkları bilimsel yollarla açıklamaya çalıştılar.

Nasıl ki Esin Davutoğlu Şenol’a yapılan saldırıyı kınamak gerekiyorsa, Şenol’un bu insanları hedef tahtasına koyması da suçtur.

Ancak medya plandeminin başından beri “taraflı” tutumunu sürdürüyor.

İsimleri anılan profesörlerin ilaç şirketleri ile olan bağlantılarının araştırılmasını istemek suç mu?

En çok onların istemesi gerekir.

Tuğsan Egemen Bilgin, “aşı karşıtları kripto fetöcülerdir” deme aymazlığında bulundu.

Bu suç değil mi?

Medya niye bunları görmez, duymaz.

Bu ekran gülü profesörlerin ve medyanın ortak hareket ettiği aşikar.

Halktan bilgi saklıyorlar aleni olarak.

Sürekli yaftalama çabasındalar.

Bir kere “aşı karşıtları” yaftalaması baştan aşağı yanlış.

Bu insanlar aşı karşıtı değiller.

Çünkü “aşı” diye yutturulan gen tedavisinde kullanılan faz aşamaları tamamlanmamış mRNA sıvılarının yan etkilerinin araştırılmamış olmasının ilerde büyük sorunlar yaratacağını söylüyorlar. (Üstelik mRNA’nın mucidi Prof. Malon da bu sıvının aşı olmadığını dile getirmişken.)

Hangi virüsün izole edildiğini sorguluyorlar. Henüz açıklanmadı.

Yüzlerce mutasyon ve varyant geçiren virüse karşı sürekli aynı sıvının yapılmasının mantıksızlığını dile getiriyorlar.

Nitekim haklılıkları ortaya çıkmaya başladı.

Pıhtı atmaları, kalp krizlerinde ve değişik hastalıklarda artış görülmeye başlandı.

Bunların araştırılmasını istemek suç mu?

Ulusal medya kanalları sürecin başından bu yana bu sıvıların zararlarını anlatmaya çalışan hekimlere neden ekranları kararttılar.

İnsanların her türlü bilgiye ulaşma hakkı yok mu?

Mesela mRNA sıvılarını savunan ve halkı sürekli korkutan profesörler ile karşıt görüşlü profesörleri birlikte neden tartışma programlarına çıkarmıyorsunuz?

Karşıt görüşlü profesörler defalarca bu teklifi yaptılar.

İnsanlar kendi sağlıklarını ilgilendiren bu kadar önemli bir konuda iki tarafı dinleyerek karar verse daha adil olmaz mı?

Neden korkuyorsunuz?

Habercilik her görüşe yer vermek değil midir?

Nasıl habercisiniz?

İlginç olan bir konu da daha var.

Hiçbir konuda uzlaşamayan iktidar yanlısı medya ile muhalefet yanlısı medya organlarının bu sıvılar konusunda ortak hareket etmesi.

Benzer bir durum milletvekillerinde de görülüyor.

İktidar ve muhalefet partisi milletvekilleri sadece iki konuda uzlaştılar.

1-Milletvekili maaşları

2-Gen tedavisi sıvısının vurulması.

Sorgulamak hepimizin hakkı.

Özellikle bedenimize yapılacak müdahaleleri defalarca sorgulamamız şart.

Ancak bu medyanın ipiyle kuyuya inilmeyeceği artık çok net.

İplerinin nereye bağlı olduğunu  sorgulamak da vatandaşlık görevimiz.

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner163