Bu Makale
578 Tekil
Görüntülendi.
Mezarları Bilinmeyen Dört Kahraman Yücelciler

Mezarları Bilinmeyen Dört Kahraman Yücelciler

 

Balkanlar’da, özellikle Kosova, Manastır, Üsküp'te,  kısacası Kuzey Makedonya'da  yaşayan soydaşlarımızın Yücelciler hareketini ve tarihini bilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Gostivarlı hukuk insanı Salih Murat, Yücelcilerle ilgili olarak, "Bir milletin, tarihi yıkıldığı yerden başlar. Biz buralarda ne zaman yıkıldığımızın yollarını ararken, bu yollar bizi hep Yücelciler dönemine götürüyor” diye konuşuyor.

 

Yücelcileri yalnız Makedonya veya Kosova'da yaşayanları ilgilendirmiyor. İzmir, İstanbul, Sakarya, aslında Türkiyeyi ilgilendiriyor. Neden mi?

Yaşadığım kent olan Karşıyaka ve İzmir özelinde söylersek,  Makedonya' dan İzmir'e göç eden on binlerce vatandaşımız var. Sayıları da azımsanmayacak kadar fazla. Onun için hepimiz ilgilendiryor aslında.

Benim eşimin annesi yedi yaşında Titovelez (Köprülü) Makedonya'dan Türkiye'ye göç etmiş. Ben de Balkan kökenli bir yurttaşım. Boşnak bir ailenin çocuğuyum.

Şimdi Yücelciler'e gelelim:

 

27 Şubat 1948, Makedonya Türkleri için kapkaranlık bir gün olarak tarihe geçti.

 

Bulgar'lar ile "Komünist Tito" rejimine karşı kimliklerini ve inançlarını korumayı amaçlayan kahraman Türk gençlerinin kurduğu bu Yücelciler idamlar ve hapislerle acı bedeller ödeyip, sürgünler yaşadı. Bugün Balkanlar'daki yoldaşlarımız için gurur ve onur kaynağı oldukları bir gerçek.

 

Yücelciler teşkilatı altı federe devlet statüsünde kurulan Yugoslavya’da yoğun nüfusa rağmen Türklerin yok farz edilmesi politikalarına karşı ortaya çıktı. Bölgede Türklere ve Müslümanlara basıklar artınca halk bu baskılardan korkunca Türkiye'den yardım istedi.

 

Bölge halkının yardım talebine dönemin Cumhurbaşkanı  İsmet İnönü şu cevabı verir; “Misak-ı Milli hudutları dışında Türk ve Müslüman unsuru diye bir şey kabul etmiyorum. Zaman çok vahimdir.

Türkiye dışarı ile uğraşmamalıdır. Türkiye’nin başını ağrıtmayın.”

Bu cevap "sizlere yardım etmeyeceğiz" demek anlamına geliyor .

 

İsmet İnönü'nün "sizlere yardımcı olmayacağız" cevabının üzerine kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalan Türk ve Müslüman halkı, Makedonya'da, 1937 yılında, Şuayb Aziz Efendi önderliğinde ve Türk gençlerin katılımıyla milli ve manevi değerlerini, örf, adet ve geleneklerini korumak ve yaşatmak üzere bir araya gelmeye başlıyor. Türk tarihine, Türk kültür ve ananelerine daha sıkı sarılmak düşüncesiyle teşkilat temellenir.

 

Yücelciler hareketi 1941 yılında Üsküp’te kuruldu. Şuayip İshak Aziz Efendi’nin önderliğinde kurulan bu teşkilata toplum önderleri dâhil edildi. Şuayip Aziz Efendi, Üsküp Ataullah Efendi Medresesi sonrasında Mısır El Ezher Üniversitesi’nde fıkıh, kelam ve tasavvuf konularında eğitim almıştı. Ankara Üniversitesi’nden kabul gören Şuayip Aziz Efendi İkinci Dünya Savaşı öncesinde sınırların kapanması ile bu vazifesine gidememişti. Kendisi ülke içinde devlet görevi kabul etmemiş çiftçilikle uğraşmıştı.

 

Teşkilat hızla genişler, 1943 yılında Üsküp’te bulunan Türk Konsolosluğu ve Konsolos vekili Emin Vefa Gerçek ile irtibata geçer.

 

1945 yılında konsolosluk aracılığıyla Belgrad Büyükelçiliği ve Büyükelçi Kamil Koperler ile temasa geçildikten sonra teşkilata Yücel adı verilir.

 

Yaklaşık yüzde doksanı öğretmen olan teşkilat eğitim açısından oldukça donanımlıdır.

 

Yücel teşkilatının her geçen gün genişlemesi, büyümesi ve gittikçe daha çok söz sahibi olması Komünistlerin dikkatini çeker ve devamlı büyüyen bu teşkilattan rahatsızlık duymaya başlarlar. Bu büyümeden rahatsız olan Tito rejimi, Yücelciler'i tutuklama kararı alır.

Yücel teşkilatı mensupları hakkında üç grup tutuklama, soruşturma ve infaz uygulanmıştır.

Birinci grup tutuklama, 19 Eylül 1947 tarihinde başlar. Çok sayıda önde gelen Türk aydını tutuklanarak sorgulamalarda akıl almaz işkencelere maruz kalır.

Yücelciler'in duruşmaları 19 Ocak 1948 tarihinde başlar. Yargılamanın her duruşması, hoparlörle Üsküp sokaklarına yayınlanarak, bu şehirde yaşayan Müslüman Türkler psikolojik baskı altına alınır.

 

Türklerin avukat tutmalarına izin verilmedi, yönetimin uygun gördüğü avukatlar da savunma yapamıyordu.

 

Adil olmayan yargılama neticesinde dört kişi (Şuayb Aziz İshak, Ali Abdurrahman Ali, Nazmi Ömer Yakup, dem Ali dem) medeni ve siyasi haklarından mahrum ve mallarının müsadere edilmeleri suretiyle idama mahkûm edilir.

 

On üç kişi, toplam 195 sene ağır hapis cezasına çarptırılır.

 

İkinci tutuklamalar Mayıs 1948'de başlamış ve kısa süren muhakemeler sonucunda 30 kişi hüküm giymişti. Üçüncü tutuklama sürecinde 20 kişi hüküm giymişti. Bu süreçte öğretmenler ve esnaf hedef alınmıştı. Kamuoyunun tepkisinden korkan yönetim dört ay boyunca kamuoyuna bilgi vermemişti.

 

İdam edilenler arasında bulunan Nazmi Ömer’in idam edilmeden önce ailesine söylediği son sözler şöyle;

 “Ağlamayın, ne ağlıyorsunuz öyle. Ben gidiyorum ama sizi arkamdaki (Türkiye’yi kastederek) milyonlarca kız kardeş ve kardeşe emanet ediyorum. Yaşasın Atatürk Türkiye’si, yaşasın Türkiye’dir.”

 

Diğer şehitlerin de sözü aynıdır: “Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti."

 

İdamlar, yıldırma politikaları ve göçe zorlama neticesinde 1953’ten 1967’ye kadar 200 bin civarında Makedonya Türk’ü Anadolu’ya göç eder.

Yücel teşkilatı üyelerinin tamamına yakını da Türkiye’ye göç etmek zorunda kalır.

 

Maalesef idam edilen Şuayip Aziz İshak, Ali Abdurrahman, Nazmi Ömer ve  dem Ali isimli dört kahramanın bu gün mezarları bile yok. Çünkü nerede idam edildikleri tam olarak bilinmiyor.

Suşitsa köyü'nde kurşuna dizildikleri söyleniyor ancak bu isimde Makedonya'da üç dört köy olduğu söyleniyor. Umuyorum ki Türkiye Cumhuriyeti bu dört kahramanın mezarının bulunması için gerekli çalışmaları yaptırır.

 

Sağlıcakla kalın

 

 

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×