Bu Makale
1066 Tekil
Görüntülendi.
OHAL'li Fiili Başkanlık Demokrasisinin Medyayla İmtihanı
Geçtiğimiz haftaya Cumhuriyet gazetesine yapılan baskın ve 15 gazetecinin gözaltı haberleriyle hızlı bir giriş yaptık. 
Biliyoruz ki bu, basına baskıların ne ilkiydi ne de sonuncusu olacak. 
Hafta sonuna girerken de 15’in dokuzu tutuklandı. 
Üzüldük; yapanların yerine utandık; hem de çok. 
Öfkelendik; memleketi bu hallere düşürmek de ne demek? diye.
Ama şaşırmadık.
Evet, şaşırmadık. 
Çünkü biliyoruz, bu gidiş devam ederse, bir gün bir bakacağız, sadece yalaka şakşakçı havuz medyası kalmış, bir de korsan radyolarla yayınlar...  
Çok pardon, sadece bunlar değil elbet.
BBC Türkçe Servisi, Amerika’nın Sesi Türkçe Servisi, DW Türkçe Servisi de temel haber alma kaynaklarımız haline gelebilir.
Nerden mi biliyorum?
12 Eylül dönemini yaşayanlar bilir; BBC Türkçe Servisi, Amerika’nın Sesi gibi yayınlar bir anlamda zamanın havuz medyası olan TRT’den çok daha  güvenilir haber kaynakları olmuştu.
BBC, Amerika’nın Sesi, DW gibi dış yayınlara ne yapabilirler de yayınlarının bizlereulaşmasına engel olabilirler?
Böyle bir teknolojik imkan var mıdır? Bilemiyorum.
Ama şunu iyi biliyorum:
En yavuz şakşakçılar bile korku içinde yaşıyorlar. 
Ve yaşayacaklar. 
Ya yalakalığın dozu beğenilmezse, yetersiz bulunursa... 
Ne olur o zaman? 
Muhalif basının başına gelenler mi gelir başa, başka şeyler mi? 
Havuzdan beslenmenin damarları kesilir, itibarın sonu gelir mi? 
Dahası, emeklilik haklarınıza kadar uzanan bir hukuksuzluk yakanıza yapışıverir mi? 
Peki, korkmakta haksızlar mı?
Elbette hayır!
Bugün kurusuyla yaşıyla insanların başına gelmekte olan hukuksuzluğun ne olduğunu bir ben mi biliyorum?
Tabii ki hayır!
Şakşakçı havuz medyası bilmiyor mu?
Kesinlikle biliyor. 
Cumhuriyet gazetesine yönelik baskın ve tutuklamaların özel bir anlamı var. 
Cumhuriyet Gazetesi, zaman içinde değişikliklere uğramış olsa da, 1920’lerde oluşturulan Cumhuriyet’in anlamlı bir parçası olarak bilinir, öyle sayılır. 
O’na özel baskının özel bir anlamı vardır. 
Bu özel anlam, Cumhuriyetle alıp veremediği olmak, derdi olmaktır. 
Baskıdan nasibini alan bir tek Cumhuriyet gazetesi de değil. 
Daha bir-iki hafta önce şarkı-türkü çalmak dışında yayın yapmayanlar da aralarında onlarca radyonun yayını bir kararla durduruluvermedi mi? 
Durduruluverdi. 
Evrensel’e yönelik ya da bazı basın ajanslarından gazetecilere yönelik baskı ve tutuklamalar olmadı mı? 
Oldu. 
Korku ve baskı imparatorluklarının basınla, medyayla ilişkisi hep böyle olmamış mıdır? 
Hep böyle olmuştur. 
Özgür basını sustur, muhalif basını durdur... 
Neden böyle olmuştur?
Tek ses, tek nefes, tek fikir olsun diye. 
Olsun ki hayata at gözlüğü ile bakasın! 
Bakasın ki sadece devletin tepesindekilerin sana söylediklerini duyasın. 
Aynı yerde dönerken bile muhteşem büyüdüğümüze, devasa güçlendiğimize, bütün dünyanın bizim başarımızı kıskandığına, hele de komşularımızın hasetten çatladığına, bir kükrersek dünyanın önümüzde diz çöktüğüne, ve dahi en tepesinden başlayarak devletin büyüklerinin her dediğine sorgusuz sualsiz inanasın!
Çünkü haber alma özgürlüğü, düşünme ve örgütlenme özgürlüğünün ön adımıdır. 
Korkulan da budur!
Haftanın sonuna girerken duruma yeni bir boyut da eklendi. 
Günün uzun saatleri sosyal medyaya erişme, internet kullanma imkanımız elimizden alındı. 
Şalter indirildi mi saatlerce ne facebook’a girilebiliyor, ne instagram kullanılabiliyor, ne whatsapp’la haberleşilebiliyor, ne de diğer sosyal medya araçlarına erişilebiliyor. 
VPN gibi bu kısıtlamaları aşmayı sağlayan araçları kullanmanız da ayrıca engelleniyor. 
Haberleşme özgürlüğümüzün keyfi şekilde kısıtlanmasında son halka budur!
OHAL’li fiili başkanlık demokrasisi (!) işte budur. 
Bundan sonraki halkaları, bırakın yaşamayı, konuşmak bile istemiyorum. 
Haksız mıyım?
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×