Elin parasını getirdiler, swap diye, borç aldılar Merkez Bankası'na koydular

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kayseri’de Belediye Başkanları Çalıştayı’nın açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi:


 


Değerli yol arkadaşlarım, Türkiye’nin çok zor koşullardan geçtiğini görüyoruz. Benim taşıdığım karamsarlığı, eminim sizler de taşıyorsunuz. Bizim taşıdığımız karamsarlığı, 84 milyon da taşıyor. İşçisiyle görüşüyorum, çiftçisiyle görüşüyorum, emeklisiyle görüşüyorum, tüccarıyla görüşüyorum, sanayicisiyle görüşüyorum, ihracatçısıyla görüşüyorum, ithalatçısıyla görüşüyorum, turizmcisiyle görüşüyorum, emeklisiyle görüşüyorum. Hepsinde aynı kaygı var, hepsinin sorduğu ortak bir soru var. “Nereye gidiyoruz, ne olacak halimiz, bir çıkış var mıdır” diye soruyorlar? Tek tek görüşmenin dışında ayrıca bu grupların temsil ettiği odalarla, birliklerle de görüşüyorum, onların tepe yöneticileriyle de görüşüyorum; kaygı taşıyorlar, ekonomi nereye gidecek diyorlar ve bu endişeyi nasıl gidereceğiz diye soruyorlar. 



Değerli yol arkadaşlarım, değerli belediye başkanı arkadaşlarım; görüştüğüm herkese şunu söylüyorum: “Bizim ülkeyi nasıl kaliteli ve nitelikli yöneteceğimizi görmek istiyorsanız, belediye başkanlarımızın uygulamalarına bakın. Her bir belediye başkanımız kendi bölgesinde, beldesinde, ilinde, ilçesinde bütün engellemelere rağmen başaralı bir performans sergiliyorlar ve biz bu performansı Türkiye genelinde genel yönetim olarak sergilemek istiyoruz” diyorum. O zaman içlerine biraz su serpiliyor. Çözümsüzlüğün olmadığını, çözümün olduğunu görüyorlar. Ve biz onlara şunu da söylüyoruz: Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, hiçbir zaman devlet bir kişinin iki dudağına teslim edilmedi, devlet bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak bir söze, bir cümleye teslim edilmedi. Var olan sistem zaten Türkiye’yi bu hale getirdi. O zaman yapmamız gereken geniş bir kucaklaşmayı, geniş bir helalleşmeyi bu topraklarda hayata geçirmektir. Eski kavgalardan arınarak daha güzel bir geleceğe, daha güvenli bir geleceğe ve hepimizin memnun olacağı bir geleceğe toplumu hazırlamaktır. Bu bizim görevimizdir. Bütün vatanseverlerin görevidir. Kimliği, inancı ve yaşam tarzı ne olursa olsun, hatta siyasi görüşü ne olursa olsun bütün vatanseverlerin ortak görüşü Türkiye’yi huzura kavuşturmaktır. Bu mücadeleyi yapacağız.

Belediye başkanı arkadaşlarım şunu çok iyi biliyorlar. Önlerine engel çıkarıldığını biz de biliyoruz, onlar da biliyorlar. Bu engellerin bazılarının yasadışı olduğunu ben de biliyorum, onlar da biliyorlar. Ama çok güzel bir şey yapıyorsunuz. Şikayet etmeden o engelleri aşıyorsunuz. Bu davranış; şikayete sığınma değil, topluma hizmet yolunda kararlılığınızı gösteriyor. Çok önemli bir adım attığınızın bilmem farkında mısınız? Şikayet etmiyoruz ama engeli aşmasını biliyoruz ve kararlıyız. O zaman bulunduğunuz beldedeki topluma güven veriyorsunuz. Şikayetin arkasına saklanmak aslında biraz beceriksizliktir. Ama şikayeti kararlılıkla yıkıp aşmak ve doğrudan halka ulaşmak, el sıkışmak, tokalaşmak bir güven unsurunun pekişmesine yol açıyor. Bu kararlılığı hep birlikte sürdüreceğiz, hep beraber sürdüreceğiz.



Değerli arkadaşlarım; Kayseri’de yapıyoruz bu toplantıyı, dikkat buyurunuz, bir tek belediye başkanımızın olmadığı ilde yapıyoruz. Ve dün belediye başkanı arkadaşlarım alanlara çıktılar. Az önce Ticaret Odasını ve Sanayi Odasını ve yöneticilerini ziyaret ettik. Onlara da söyledim, bir belediye başkanımız bile yok. Ama biz burada toplantı yapıyoruz, Kayseri’de toplantı yapıyoruz; çünkü Kayseri’yi önemsiyoruz, Anadolu’nun kalbi Kayseri. Eğer Kayseri’den sadece bir milletvekili çıkarabiliyorsak ve Kayseri’den hiç belediye başkanı çıkaramıyorsak sorun Kayserililerde değil, sorun bizde. Kayserilileri kucaklayacağız, daha fazla geleceğiz, daha fazla ilişki kuracağız, daha fazla kendimizi anlatacağız. Şikayeti değil çözümü, nasıl yapacağımızı, hangi yollarla sorunları aşacağımızı anlatacağız. Esnafın, çiftçinin, emeklinin masasına oturacağız, sanayicinin masasına oturacağız, tüccarın masasına oturacağız; çayını, kahvesini içeceğiz, bir siyasi propaganda yapmadan sadece sorunları dinleyeceğiz. Bize çözümünüz nedir diye sorduklarında da çözümlerimizi anlatacağız. Bizim çözümlerimiz, yani Cumhuriyet Halk Partisinin çözümleri, yani sosyal demokratların çözümleri, yani vatanseverlerin çözümleri bizim çözümlerimiz halktan yanadır, hukuktan yanadır, adaletten yanadır, insandan yanadır, sevgiden yanadır, Yunus’tan yanadır özetle.

Ve biz bu topraklarda hiçbir çocuğun yatağa aç girmesini istemiyoruz. Zam furyasıyla millet karşı karşıya kalırken çıkıp şunu seslendirdim: “Önümüzde bir kara kış gelecek. Her şeye yağmur gibi zam geldi. Elektrikten doğalgaza, kömüre, oduna kadar. Ekmek fiyatlarından tutun her türlü besine kadar. Bu millet nasıl geçinecek? İktidar sahiplerine çağrı yaptık, ya bir kara kış fonu kurun kardeşim, bu milleti perişan etmeyin” dedik. Dinlemediler. Ama sizler olağanüstü bir çaba gösterdiniz. Bulunduğunuz beldede eğer bir çocuk yatağa aç giriyorsa şöyle düşüneceksiniz. Benim çocuğum yatağa aç girdiğinde ben nasıl hangi duygularla karşılaşıyorsam bir çocuk yatağa aç girdiğinde bende aynı duygularla karşılaşacağım, aynı duyguları taşıyacağım. Ve benim belediye başkanlığı yaptığım yerde hiçbir çocuğun yatağa aç girmesini istemeyeceğim ve bunu asla ve asla sağlamayacağım. Her çocuk yatağa tok girecek ve anne çocuğunu huzur içinde yatağa yatıracak. Her bir Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanının temel görevi bu olmalıdır. Yüksek siyaseti bir tarafa bırakıyoruz, bir çocuk yatağa aç giriyorsa bulunduğunuz beldede, oranın en yüksek siyaseti o çocuğun karnını doyurmaktır. Bütün arkadaşlarımın bunu böyle bilmesini isterim.

Ve biz Türkiye tarihine önemli bir not düşüyoruz. Bütün baskılara ve bütün engellemelere rağmen çok önemli bir not düşüyoruz. Onların yapamadığını, iktidar olarak ellerinde devasa bir bütçe olmasına rağmen yapamadıklarını, sizler mütevazı bütçelerinizle hayata geçiriyorsunuz. Onlar devasa bütçeleri dolayısıyla halka hesap veremezken, sizler mütevazı bütçelerinizle her kuruşun hesabını millete veriyorsunuz. Aramızda siyahla beyaz kadar fark var. Bizim gri tonumuz yok. Her birimiz ak, her birimiz temiziz, her birimiz mücadele ediyoruz, her birimiz halk için çalışıyoruz, her birimiz bu ülkenin büyümesi ve kalkınması için çalışıyoruz.



Değerli arkadaşlarım; toplu rakamları verdiler bana o konuda da bilgi vereyim, kamuoyunun da duyması çok önemli. 3 Kasım’la 17 Aralık arasında değerli arkadaşlarım; 80 bin 450 aileye nakdi yardım yapılmış vaziyette, 455 bin 630 aileye gıda yardımı yapılmış, 420 bin 580 aileye ısınma yardımı, 210 bin 420 öğrenciye eğitim ve kırtasiye yardımı, 290 bin 850 aileye ulaşım yardımı yapılmış. 2 bin 562 ailenin elektrik faturası ödenmiş. 12 bin 144 ailenin su faturası karşılanmış. 3 Kasım’la 17 Aralık arasında, 1 milyon 472 bin 636 aileye karakış fonundan yardım yapıldı bütün belediye başkanlarımız tarafından. Bunun toplamı 216 milyon 228 bin 320 lira. Onların yapamadığını yaptık. Önemli bir çalışmayı yapıyoruz. Bulunduğunuz belde de huzuru sağlıyorsunuz. Toplumsal barışı sağlıyorsunuz.

Yine iktidar sahipleri duysunlar, belediye başkanlarımız bu yardımları yaparken A partili, B partili diye ayırmıyorlar. Belediye başkanlarımız bu yardımı yaparken kimsenin etnik kimliğine, kimsenin yaşam tarzına, kimsenin inancına bakmıyorlar. Biz onlar gibi değiliz, ayrımcı değiliz, toplumun tamamını kucaklıyoruz. Yeni bir siyaset anlayışını, Ahi Evran’dan gelen, Yunus Emre’den gelen yeni bir siyaset anlayışını, yeni bir insan sevgisi anlayışını bu topraklarda yeşertmeye çalışıyoruz bütün karalamalara rağmen.

Değerli arkadaşlarım; eleştiriyoruz, ülkenin kötüye gittiğini de biliyoruz. Devletin kaynaklarının büyük bir kısmının, bir avuç insana aktarıldığını biliyoruz. Adeta 84 milyon insan, bir avuç insan için çalışıyor. Özet olarak; 5’li çete için çalışıyor adeta, 84 milyondan kesilen vergiler, kesilen kaynaklar büyük ölçüde buraya gidiyor. Dün TBMM’de AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla 2022 bütçesi kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, yoksuldan alıp zengine kaynak aktaran bir bütçedir bu bütçe. 84 milyonun, dar bir kesime kaynak aktardığı bir bütçedir bu bütçe. En büyük gelir transferini yapan, haksız gelir transferini yapan bir bütçedir.

Gittiğim yerlerde bazen soruyorlar: Siz olsanız ne yapardınız? Öyle ya bunlar böyle yaptılar, siz bize onu anlatın diyorlar. Onu anlatayım. Allah’ın izniyle olacağız, Allah’ın izniyle bu ülkeyi yöneteceğiz. Adaletle yöneteceğiz, hakla ve hukukla yöneteceğiz, ayrımcılık yapmayacağız. İlk yapacağımız iş, mağdur olan bütün kesimleri dinlemektir. Rahmetli Ecevit’in kurduğu Ekonomik Sosyal Konsey vardı; işçisinden sanayicisine kadar, çiftçisinden emeklisine kadar herkesin temsil edildiği Ekonomik ve Sosyal Konsey. Sonra bir anayasal kurum oldu bu. Sayın Başkanlar; bu konsey en son 5 Şubat 2009’da toplandı, 2022 yılına girmek üzereyiz hiç toplanmadı. İlk yapacağımız iş; Ekonomik ve Sosyal Konseyi süratle toplamak, tarafları dinlemek, var mı derdiniz kardeşim anlatın demek. Karşılarına da bakanları dizeceğiz, sorunlar aktarılacak, bakanlar da çözümlerini önerecekler.

Ve bir uygulama birliği sağlamak zorundayız. Bir toplumsal uzlaşmayı sağlamak zorundayız. Onların yapamadığını yapacağız. Benim dediğim doğrudur anlayışından bu toplumu uzaklaştıracağız. Bu anlayış olmaz. Benim dediğim değil, bizim dediğimiz doğrudur. Toplumsal kesimler var ve siyaset var, sorunları çözecek olan siyaset kurumudur. Ama siyaset kurumu sorunları akılla, bilgiyle, birikimle ve istişareyle çözer. Çağıracaksınız, dertlerini anlatacaklar. O dertlerin nasıl çözüleceğini de anlatacağız. Sadece anlatmayacağız, karşı tarafı da ikna edeceğiz, evet bu böyle olursa bu sorun çözülür denecek. Biz öyle yapacağız. Kayserili sanayici de, Kayserili esnaf da, Kayserili tüccar da bunu böyle bilsin, Kayserili çiftçi de böyle bilsin. Dayatma kültürü olmaz siyasette, “Akıl akıldan üstündür” demiş atalarımız, aynı kuralı uygulayacağız, önce onları dinleyeceğiz, sonra onlara çözümlerimizi anlatacağız, sonra beraber tartışacağız ve doğru yolu bulacağız.

Ne dedik? Devlet adaletle yönetilir, bilgiyle yönetilir, erdemle yönetilir. Dayatma kültürüyle bir devleti yönetemezsiniz ama yönetmeye kalkıyorlar ve Türkiye’yi bu hale getirdiler. Türk lirasını erittiler, milli paramız; bir taraftan kendilerine biz milliyetçiyiz diyorlar, bir taraftan da Türk lirasının değerini pula döndürdüler. Bütün Kayserilere, Türkiye’deki yaşayan bütün vatandaşlarıma ve özellikle de kendisini milliyetçi olarak tanımlayan bütün milliyetçi, ülkücü kardeşlerime sesleniyorum; milliyetçi arıyorsanız gelin kardeşim, Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında tamamının milliyetçi olduğunu göreceksiniz. Milliyetçilik; vatanseverliktir, bayrağını sevendir, parasını pul etmeyendir, egemen güçlerin karşısında diz çökmeyendir. Milliyetçilik kavramı sıradan bir kavram değildir ve hiç kimse unutmasın altı okumuzdan birisi milliyetçiliktir. Parayı pul edeceksin, doları kontrol edemeyeceksin, eloğlundan aldığın dolarla acaba ben doların değerini nasıl düşürürüm diye piyasaya para salacaksın, borç üstüne borç alacaksın, egemen güçler talimat verecek, talimatını yapacaksın, sonra çıkıp piyasaya ben milliyetçiyim diye gezeceksin. Olmaz, olmaz böyle milliyetçilik. Demek ki önce kendi vatandaşını dinleyeceksin. Sorunun nasıl çözüleceğini masaya yatıracaksın ve tartışacaksın.

Yeter mi? Yetmez. Devletin bağımsız kurumları vardır; Sermaye Piyasası Kurulu gibi, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu gibi, Kamu İhale Kurumu gibi. Buralara liyakatli insanları getireceksiniz, işini bilen insanlar. Liyakati devletten yok ederseniz adaleti yok etmiş olursunuz.

Kayserili kardeşlerime sesleneyim. Tüccarına da, esnafına da, çiftçisine de, sesleneyim; Türkiye’deki esnafı, çiftçisi, sanayicisine, bankacısına sesleneyim: Banka Yönetim Kurulunda güreşçinin ne işi var Allah aşkına? Sizin kredi notunuzu bir güreşçi nasıl belirleyecek? İşi bitmiş siyasetçilerin, bankacılığın B’sini bilmeyen siyasetçilerin, banka yönetim kurullarında ne işleri var? İki maaş alsınlar, üç maaş alsınlar, dört maaş alsınlar, beş maaş alsınlar diye mi? Sizin vicdanınız kabul ediyorsa gidin yine oy verin. Benim vicdanım kabul etmiyor diyorsanız oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız. Türkiye’nin refahını ve huzurunu istiyorsanız oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız. Bunu yapacağız. Devletin bağımsız kurumlarına gerçekten de liyakatli insanları atayacağız ve sıcak siyaset oraya müdahale etmeyecek. Kamu İhale Kurumunu kurmuşsunuz uyduruktan bir kuruma dönüşmüş. Çağırıyorsunuz 5’li çeteden birisini şu işi sana verdim diyorsunuz. İhale? İhale yok. Bizim belediye başkanı arkadaşlarımız, yani sizler Facebook üzerinden ihaleler yapınca, onlar da siz de Facebook üzerinden yayınlayın demeye başladılar. Sen bırak kardeşim, sen tepede o büyük milyar dolarlık ihaleleri kime verdin sen, kimlere verdin sen, önce onu bir açıkla bakalım.

Değerli arkadaşlarım, bir özelliğimiz daha var onu da yapacağız. Sizler nasıl israftan kaçınıyorsanız, devleti yönetenlerin de israftan kaçınması lazım. “İsraf haramdır…” Güzel. İsraf haramsa bu israfı neden yapıyorsun kardeşim, fakirin fukaranın hakkını neden yiyorsun? Bu vatandaşın yatırım için sana ödediği vergileri neden israf için harcıyorsun? Defalarca söyledim, bir israf genelgesi çıkar kardeşim israfı yasakla diye. Yasaklayamıyor. Çünkü genelge çıkarsa kendisine dokunacak. Eskiden bizim bakanlıkların binaları vardı şimdi bakanlıkların büyük bir kısmı kirada oturuyor. Niçin? Yapmışlar güzel binalar, bakanlıklara diyorlar ki eski binaları boşaltın, gelin burada kirada oturun. Niçin, hangi gerekçeyle? Milletin vergisini niye oraya ödüyorsunuz, hangi gerekçeyle ödüyorsunuz!

Döviz garantili ihaleler Türkiye’nin soygun düzeni. Milliyetçiyim diyorsun, milli paramız diyorsun, milli paramız bayrağımız diyorsun. Kardeşim işi alan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, işin yapıldığı yer Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yapıyorsun ihaleyi Türk lirasıyla değil Amerikan dolarıyla veya Avrupa’nın avrosuyla. Neden kardeşim? Güvence veriyorsun, garanti veriyorsun yine Amerikan dolarıyla, Avrupa’nın avrosuyla. Bunlar yetmiyor öyle bir soygun düzeni kurmuşlar ki değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanı arkadaşlarım; gerçekten de şeytanın aklına bile gelmez. Amerika’da efendim enflasyon olursa o enflasyon da buradaki fiyatlara yansıyor. AB’de enflasyon olursa onlar da bu fiyata yansıyor. Şeytanın aklına gelir mi? Zaten dolarla vermişsin, zaten istediğin adama vermişsin, zaten güvenceyi de dolarla vermişsin, o ülkenin enflasyonunu 84 milyon insanın sırtına nasıl yıkıyorsun, hangi vicdanla, hangi ahlakla, hangi yasal düzenlemeyle? Söz verdim, bunların tamamını bitireceğim, beşli çeteyi de bitireceğim, kesinlikle tamamını Türk lirasına çevireceğim.

Devletin saydam olması lazım, şeffaf olması lazım. Devlet dediğiniz kurum vatandaştan topladığı vergiyi harcar. Devleti yönetenler bunu yaparlar. Devletin yöneten kişi cebinden para vermez. Dolayısıyla harcanan her kuruşun hesabını vermek zorundadır. Biz bunu yapacağız, sizlerin yaptığı gibi yapacağız, her kuruşun hesabını millete vereceğiz. Görecekler Türkiye’nin nasıl büyüdüğünü, nasıl kalkındığını, nasıl ahlaki temeller üzerinde yükseldiğini, adaletin nasıl geldiğini göstereceğiz. Sadece onlara değil, bütün dünyaya göstereceğiz. Bütün dünya öğrenecek bunu.

Değerli arkadaşlarım, faizleri kesinlikle düşüreceğiz. Şöyle bir aldatmacayla karşı karşıyayız bilmenizi isterim. Efendim Merkez Bankasının faizi 100 puan düştü. 1 puan düşüyor. Kim için bu düşen faiz? Merkez Bankası bankalara para verirken bir puan düşürüyor. Çiftçinin faizi hiç düşmüyor. Esnafın hiç düşmüyor, emeklinin kredi kartı hiç düşmez, vatandaşın kredi kartı hiç düşmez. Onlar hiç düşmüyor. Kim kazanıyor? Cebinde dolar tutanlar, bunlar kazanıyorlar.

Öyle bir hale geldi ki, yabancı bir banka düşünün, Merkez Bankasından düşük faizle parayı çekiyor, yüzde 14. Hazine diyor borçlanmak istiyorum. Götürüyor Hazineye, yüzde 22’yle Hazineye veriyor. Taş atıp kolu bile yorulmuyor. Yüzde 14’le alıyor Merkez Bankasından, yüzde 22’yle devlete satıyor. Bunun adı da faiz düşüşü oluyor. Siz bu milleti çocuk mu sanıyorsunuz, bu millet bu gerçekleri bilmiyor mu sanıyorsunuz! Faizin düştüğü falan yok, egemen güçlere hizmet ediyorlar bunlar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir rezalet hiç görülmemiştir. Hiç ama. Tarihin en büyük kaynak transferleri, yani fakirden alıp zengine veren kaynak transferleri ilk kez yapılıyor Türkiye’de. Bu kadar büyük kaynak transferi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmamıştı, ilk kez yapıyorlar bu kadar büyük kaynak transferlerini. Öyle bir haldeler ki, düşük faizle parayı alan koşuyor dolar alıyor. Dolar alan da sürekli kazanıyor, garibanlar hep kaybediyor, vatandaşlar hep kaybediyor.

Siyaset bir güven sorunudur. Bulunduğunuz ilde, beldede vatandaşla aranızda kurduğunuz güven sizin oyunuzu artırır. Güvenin olmadığı bir yerde kaybeder insanlar. Şu anda var olan iktidara toplumun en az yüzde 63'ü hiç güvenmiyor. Diyeceksiniz ki, yüzde 63’ünü nasıl buldunuz? Bugün bankalardaki mevzuat hesabının yüzde 63'ü döviz arkadaşlar, Türk lirası değil. Türkiye Cumhuriyeti Devletinde bankalardaki mevduatın yüzde 63’ü döviz, diğerleri de garibanların Türk Lirası, küçük paralar. Bu, ne demektir? Biz bu iktidara güvenmiyoruz, aldığı ekonomik kararlara güvenmiyoruz, dolarımızı, paramızı, tasarrufumuzu dolar olarak tutuyoruz ve böylece kendimizi güvence altına alıyoruz. Bunun unutulmaması lazım. Elin parasını getirdiler swap diye borç aldılar, Merkez Bankasına koydular. Aslında Merkez Bankasının gerçek rezervi eksi 34 milyar dolar. Borç aldıkları parayı dolar yükselmesin diye müdahale ediyorlar, satıyorlar. Doları alan keyfini çıkarıyor, bir saat sonra tekrar dolar yükselmeye başlıyor. 4,5 – 5 milyar dolar böyle gitti. Başkasının parası. Bunu herkesin bilmesini isterim. Özellikle de Kayserili kardeşlerimin bilmesini isterim. Ticareti en iyi bilenler Kayserililer. Kayserilinin de nasıl soyulduğunu görmesi lazım. Fakirin, fukaranın nasıl soyulduğunu görmesi lazım.

Biz, “128 milyar dolar nerede” derken bugünleri düşünerek söyledik. Arka kapıdan, kanunlara aykırı olarak 128 milyar doları kayınpeder-damat yok ettiler. Paranın nereye gittiğini kimse bilmiyor. Borç aldılar, borçla dolara müdahale ediyorlar yükselmesin diye, borçla nereye kadar mücadele edeceksin! Bunun adı organize kötülüktür. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti halkına var olan saray hükümeti organize kötülük yapıyor. Bunları bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Bunları söyleyen birisi yok mu? Elbette söyleyen birisi var. Ama kötülükten geri durmuyorlar.

“Efendim yeni ekonomik model uyguluyoruz” diyorlar. Bizim modele değil, bizim stratejiye ihtiyacımız var. Türkiye'nin büyüme stratejisi nedir, kalkınma stratejisi nedir, sosyal devlet stratejisi nedir? Katma değeri yüksek ürün üreteceksek bunun stratejisi nedir? Yarın sabahı göremeyenler strateji üretemezler. İstikrarı sağlayamayanlar strateji üretemezler. Ülkesini sevmeyenler strateji üretemezler. Üniversitelere değer vermeyenler strateji üretemezler. İthalata bağımlı bir sanayi yaratanlar strateji üretemezler. Strateji üretmek istikrar içinde olur. Fiyatlarda istikrarı sağlama görevi kimin? Merkez Bankası'nın. Merkez Bankası bunu yapamıyor çünkü müdahale ediliyor. Merkez Bankasının bağımsızlığı da yok.

Değerli arkadaşlar, korkunun ecele faydası yok. Hepinizin huzurunda, hepinize ve bu ülkenin saygıdeğer insanlarına söz veriyorum. Organize kötülükle sonuna kadar mücadele edeceğim. Mücadele edeceğim ve bu mücadeleyi sürdüreceğim. Mücadele etmezseniz halkınızı sevmiyorsunuz demektir, mücadele etmezseniz organize kötülüğe boyun eğiyorsunuz demektir. O nedenle organize kötülükle mücadele edeceğim, etmeyen de namerttir. Edeceğim sonuna kadar.

Her bir vatandaşımın sorumluluğu var. Tüccarın, esnafın, emeklinin, sanayicinin, çiftçinin herkesin sorumluluğu var, her birimizin sorumluluğu var. Bizim sorumluluğumuz tabi doğal olarak daha fazladır; halka gitmek dinlemek, sorununu dinlemek ve çözümü ona anlatmak.

Kayseri Sanayi Odası'nda anlattım. Önemli bir projemiz var. Samandağ'dan başlayıp Mersin'e kadar Doğu Akdeniz’in ve hatta Akdeniz’in en güçlü ülkesine haline getireceğiz Türkiye'yi. Doğu Akdeniz'in karbon yataklarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya göndereceğiz. Katma değeri yüksek ürünler üretilecek orada. 5 yıl içinde Kayseri, 2 büyük Kayseri olacak. Sivas 2 büyük Sivas olacak. Maraş 2 büyük Maraş olacak. Antep 2 büyük Antep olacak. Urfa 2 büyük Şanlıurfa olacak; hızla büyüteceğiz.

Nükleer Enerji alıyorlar; Akkuyu’yu yaptılar, kilowatt-saati KDV hariç 13,5 sent. Dünyanın en büyük, en pahalı enerjisini satıyorlar bizim sanayiciye. 13,5 sent KDV hariç. Allah'ın izniyle iktidar olacağız, ürettiğimiz elektriğin maliyeti 5 senti aşmayacak. 13,5 sent, 5 sent. Bunu yapacağız. Katma değeri yüksek ürün üreteceğiz. 5 yıl içinde İstanbul'un nüfusu 2.5 milyon düşecek; Ekrem Başkan, rahat edeceksin, rahat edecek, göreceksin 5 yıl içinde düşecek.

Ne diyorlardı? Türkiye'yi büyütüyoruz. Türkiye'yi büyütmüyorlar. Türkiye’yi küçültüyorlar. Kişi başına geliri de düşürdüler. 7 yıldır arka arkaya kişi başına gelir düşüyor. Anadolu'da gerçek anlamda Anadolu Kaplanlarını yaratacağız. Gerçek anlamda büyüteceğiz. Boşalttıkları Anadolu’nun içini sanayiyle, bilgili insanlarla dolduracağız, üretimle dolduracağız. İster Trabzon'da olsun ister Kayseri'de, ister Hakkari'de olsun, ister Çankırı'da veya Çorum’da fabrikada üretilen mallar, demir yolu ile Mersin'e geldiği zaman bütün nakliye masraflarını karşılayacağız. Dolayısıyla fabrika illa deniz kenarında olmayacak; Çankırı’da üreteceksin demiryoluyla getireceksin, hiçbir maliyetin olmayacak ve malını oradan ihraç edeceksin.

Göreceksiniz, en kısa zamanda cari açık sorununu tamamen bitireceğiz. Kişi başına gelir 5 yıl içinde iki katı olacak.

Yeni bir Türkiye, güzel bir Türkiye, güçlü bir Türkiye, bağımsız bir Türkiye, kimsenin önünde diz çökmeyen bir Türkiye, bölgenin en güçlü ülkesi olan Türkiye, üniversiteleri güçlü olan, bilgi üreten bir Türkiye'yi inşa edeceğiz. Beraber yapacağız, birlikte yapacağız.

Şunu da söyleyeyim, gücümüzü sizden alıyoruz, yeri geldiği zaman sizi örnek gösteriyoruz. Uygulama diyorlar. Gidin bakın belediye başkanlarımıza diyoruz, söylüyoruz, bulundukları beldede vatandaşa sorun diyoruz, aynısını Türkiye’de yapacağız diyoruz.

Asla umudunuzu bozmayın, umutsuzluğa kapılmayın. Türkiye güzel bir ülke, Türkiye güçlü bir ülke.

Türkiye'de olağanüstü yaratıcı insanlar var. Gençler müthiş, geliyor o gençler de. Müthiş gençlerimiz var. Taşı sıksa suyunu çıkaracak, bilgisiyle birikimiyle gerçekten de ülkeye önder olacak gençlerimiz var.

Umudu büyütün, beraber büyüteceğiz. Onun için diyoruz, “geliyor gelmekte olan…” Kimse çekinmesin, hep beraber yapacağız, birlikte yapacağız, beraber Türkiye'yi büyüteceğiz.

Teşekkür ederim, sağ olun, var olun değerli arkadaşlarım. 

 

Kaynak: chp.org

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner163