Erkan Baş’tan AKP’ye: Şeffaf Mahkemelerde Yargılanacaksınız

Erkan Baş’tan AKP’ye: Şeffaf Mahkemelerde Yargılanacaksınız

Bu depremlerin ısrarla bu gerçeği kabullenmek istemeyen iktidara dönük ciddi uyarılar olduğunu vurgulayan Baş, derhal gerekli önlemlerin alınması gerektiğini, ‘insanların yaşanması için politikalar geliştirilmesi gerektiğini’ söyledi.

İzmir’in AKP’li Bergama Belediyesi’nde çalışan 3 kadın işçinin “peformans düşüklüğü var” gibi haksız, akıl dışı biçimde işten çıkarıldığını ifade eden Baş, işçi kadınların 15 gündür direnişte olduğunu ve direnişin Kaymakamlık tarafından da çeşitli bahanelerle engellenmeye çalışıldığını aktardı.

 

'BÜTÜN GÜCÜMÜZLE YANLARINDA OLACAĞIZ'

Direnişteki işçilerin AKP’li belediye tarafından kendilerine gerekçe olarak gösterilen ‘performans düşüklüğü’ açıklamasının yalan olduğunu ve esas nedenin AKP yandaşı ‘Hizmet-İş’ sendikasına geçmeye zorlanmaları, işçilerin de bunu reddetmeleri olduğunu söyleyen TİP Genel Başkanı, “Her gün mesai saatlerinde ‘işimizi istiyoruz’ diyerek direnen kadın işçi kardeşlerimizi sevgiyle selamlıyoruz. İşlerine dönene kadar sürdürmeye kararlı oldukları mücadelelerinde de bütün gücümüzle yanlarında olacağımızı paylaşmak istiyoruz” dedi.

 

'GEZİ'YLE İLGİLİ DEĞİL AĞZIMIZDAN, AKLIMIZIN UCUNDAN BİLE TEK BİR OLUMSUZ SÖZ GEÇMEZ'

Konuşmasına Silivri’de Gezi İsyanı ile ilgili açılan davanın karar duruşmasına değinerek devam eden Baş, geçen hafta basın toplantısının yapılmamasının sebebinin duruşmaya katılmaları olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Öncelikle Türkiye İşçi Partisi, Gezi direnişinin onurunu yaşayan ve yaşatacak bir partidir. Gezi hakkında değil ağzımızdan aklımızın ucundan bile tek bir olumsuz söz geçmez. Tam tersine tüm dostlarımızın ve düşmanlarımızın bildiği gibi biz Gezi Direnişi’ni bu toprakların bugüne kadar gördüğü en ileri, en anlamlı, en halkçı direniş olarak değerlendiriyoruz. Bu direnişin parçası olan, sokağa çıkan, barikat kuran, canını veren, terini akıtan, öncülük eden, haksız biçimde yargılanan herkesle beraber Gezi’nin onurunu taşımaya devam edeceğiz. Bu onurlu duruşu yargılamaya soyunanların da, Gezi’nin mahkum edilemeyeceğini, Türkiye halklarının buna izin vermeyeceğini söylediğimizde bize inanmayanları bir kez daha gerçekle karşı karşıya bırakmış olduk.

Açık konuşalım, AKP güdümlü mahkeme bile beraat kararı vermek zorunda kaldı. Onlar yargılamaya çalıştıkça Geziciler direndi. Onlar mahkum etmeye çalıştıkça tüm Türkiye’deki Geziciler o zincirleri kırıp attı. Beraat kararı, bununla birlikte hukuksuz biçimde tutuklu tutulan Osman Kavala’nın tahliye edilmesi Gezicilerin analarının ak sütü gibi haktır diyerek vurgulamak istiyoruz.

 

'BERAAT KARARI, GEZİ'NİN MİLYONLAR TARAFINDAN SAHİPLENİLMESİNİN BİR ÜRÜNÜ'

‘Yargılayamazsınız’ demiştik, mahkeme boyunca da Gezi’yi savunan arkadaşlarımız 2013 Haziran ayı boyunca attıkları her adımın arkasında durdular, yaptıkları her eylemi, söyledikleri her sözü sahiplendiler. Bütün bunlara rağmen mahkemenin beraat kararı vermek zorunda kalması, en başta Gezi’nin yarattığı toplumsal desteğin, milyonların hareketi olan Gezi’nin milyonlar tarafından bir kez daha sahiplenilmesinin bir ürünüdür.

Bu davayı açanlar hukuk temelli bir dava açmamışlardır, siyasal intikam operasyonu sürdürmek istiyorlardı fakat gelinen noktada bunu da gerçekleştiremeyeceklerini bir de kendileri kabul etmiş oldular.

 

BERAAT KARARININ GEREKÇELERİNDEKİ MADDELER...

Mahkemenin beraat kararının gerekçelerinde kimi maddeleri paylaşmak istiyoruz:

Bir, Gezi davasına sunulan deliller yasadışıdır. Mahkemeye sunulan dinleme kayıtları, tapeler yasadışı biçimde elde edilmiştir ve delil niteliği taşımamaktadır. Dosyada bulunan 53 dinleme kaydı ‘FETÖ’cü savcıların, polislerin sahte delil üretme mekanizmasının birer ürünüdür.

İki; devasa boyutlara sahip ve günlerce süren bir halk hareketini suçlamaya çalışanların elinde tapeler dışında bir materyal olmadığı ortaya çıkmıştır. Geziyi yargılamak için ellerinde sadece ‘FETÖ’cüler tarafından üretilmiş kayıtlar ‘delil’ olarak sunulmuş ve Gezi’ye zerrece leke bulaştıramamışlardır.

Üç; bir devlet ajanı, bir itirafçı olarak kullanılan şahsın ifadeleri yalan ve iftiradan ibarettir. Bu ajan ‘FETÖ’cü savcılar tarafından yönlendirilmiş ve iddianamenin hazırlanmasından sadece üç gün önce ifadeleri oluşturulmuştur. Hiçbir sözü elle tutulur beyan niteliği taşımamaktadır.

Dört; Osman Kavala’nın Gezi Direnişi’ni finanse ettiği iddiası soyut ve havada kalan bir iddia olarak kalmıştır. Gezi Direnişi herhangi bir kurum, kişi veya ülke tarafından değil, doğrudan halkın kendi olanaklarıyla, dayanışmayla, paylaşımla var edilmiş bir halk direnişidir.

 

‘GEZİ DİRENİŞİ, DİRENME VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜDÜR’

Beş, Gezi mahkemesinde yargılanmak istenen Geziciler uydurulan suçlamalardan daha önce yargılanmış ve 2015 yılında İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ‘eylemlerinin anayasal toplanma ve örgütlenme hakkı ile ifade özgürlüğü boyutunda olduğu’ gerekçesiyle beraat ettirilmiştir. 

Demek ki Gezi Direnişi, Türkiye halklarının anayasal direnme ve ifade özgürlüğüdür. Bu özgürlüğü kimse engelleyemez.

 

'AKP'NİN ZEHRİ, HALKI ZEHİRLEMEK İÇİN KULLANILIYOR'

Sadece mahkemenin gerekçeli kararından çıkarttığımız birkaç başlık bile, bizim tarafımızdan savunulan her şeyin onaylanması anlamına gelmektedir. Bir şey daha var; mahkemenin kararında gerekçe olarak ifade edilen bir söz var: Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur.

Mahkeme bu zehirli ağaç ifadesini Gezi iddianamesini hazırlayan ve sonradan ‘FETÖ’den yargılanan savcılar için söylüyor ve onların hazırladığı iddianame de zehirli olur diyor. 

Biz şimdi bu sözü yeniden kullanma ihtiyacı hissediyoruz: Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur ve o zehirli meyveyi yiyenler de zehirlenir.

Bu, bugüne kadar AKP’nin zehirli yalanlarına inanarak Gezi’ye saldırmaya, bu onurlu halk direnişini gerici, Amerikancı bir örgütün darbe girişimine benzetmeye yeltenenlere bizim söylediğimiz sözdür.

AKP zehirli bir partidir ve bu partinin zehri halkı zehirlemek için kullanılmaktadır. Gezi’ye bu zehri akıtmalarına izin vermedik, halkı zehirlemelerine de izin vermeyeceğiz.

 

'GEZİ'YE ATFEDİLEN DİNLEME KAYITLARI SAHTE, GEZİ'Yİ SUÇLAYANLARIN RÜŞVET KAYITLARI DOĞRU ÇIKTI'

Son olarak tapeler, dinleme kayıtları demişken bir konuyu atlamayalım. Suçlananların aklandığı, suçlayanların suçlu çıktığı bir Türkiye tablosu var karşımızda. Bu tablo AKP iktidarının fotoğrafını ve Türkiye’de egemen siyasetinin, burjuva siyasetinin geldiği noktayı da göstermektedir. 17-25 Aralık rüşvet skandalı sırasında ortaya çıkan tapeler, dinleme kayıtları bilirkişi incelemesi sonucunda onaylanmış ve bu kayıtların gerçek olduğu belgelenmiştir. Tarihin ironisi diyelim ya da isterseniz Allah’ın sopası densin. Gezi’ye atfedilen dinleme kayıtları sahte çıkarken aynı zaman diliminde Gezi’yi suçlayanların rüşvet kayıtları doğru çıkmıştır.

Dün CHP avukatı basına açıklamalarda bulundu; o ünlü ‘paraları sıfırla’ sözleriyle anılan ‘sıfırlama tapeleri’nin incelendiğini ve gerçek olduğunun onaylandığını paylaştı.

O zaman Erdoğan’ın anında yalanladığı ve ‘bunlar montaj’ dediği halkımızın herhalde hala hafızalarındadır. Şimdi görüyoruz ki montaj değil, gerçekmiş. 

 

‘GEZİ DAVASI YENİ BAŞLIYOR, İKTİDAR HESAP VERECEK’

Son olarak Gezi Davası beraat ile sonuçlanmıştır, bu bizim haklılığımızın kanıtıdır. Gezi’de halkın haklı isyanının karşısına devletin ele geçirdikleri tüm olanaklarını ve her tür çeteyi kullanarak saldıran, bu saldırıların sonucunda gencecik kardeşlerimizin hayatını kaybetmesine neden olan, yüzlerce insanın yaralanmasına ve uzuv kaybı yaşamasına, binlerce insanın haksız biçimde gözaltına alınmasına, tutuklanmasına neden olan iktidar hesap verecektir. Gezi Davası bitmemiştir, Gezi Davası yeni başlamaktadır ve artık gerçek suçluların yargılanması aşamasında olduğumuzu söylemek gerekiyor.

 

'ERİŞİM ENGELLERİ YERİNE YAPTIKLARINIZDAN BİRAZ DAHA UTANSANIZ DAHA KOLAY OLMAZ MI?'

İktidar tarafından baskı altına alınan, sindirilen, sansürle idare edilen bir basının olduğu ülkede bunları her platformda tekrar tekrar ifade etmek istiyoruz. Damat Bey’in Kanal İstanbul güzergahında kendi kişisel geleceğini de garanti altına almak için arsalar aldığı haberi basına yansımıştı. Haber yalan değil, ortada herhangi bir biçimde delilsiz itham da yok. Fakat buna rağmen Damat Bey’in aldığı arsanın haberine erişim engeli getirilmişti.

Gazeteciler haklı olarak bu durumun da bir haber niteliği taşıdığını söylüyorlar ve erişim engeli getirildiğine ilişkin haberler yapılıyor. Malum, mahkemeler o kadar hızlı çalışıyorlar ki ‘adalet dağıtma mekanizması’ olarak, erişim engeli getirildiği haberlerine de erişim engeli getiriliyor. 

Erişim engeli haberlerine erişim engeli haberine de mi erişim engeli getireceksiniz? Bunları yapmak yerine yaptıklarınızdan utansanız, biraz yüzünüz kızarsa, bu halk düşmanı ve sadece kişisel menfaatlerini gözeten yaklaşımlardan vazgeçmeyi düşünseniz daha kolay olmaz mı? Kendinizi daha ne kadar rezil edeceksiniz merak ediyoruz.

 

'ERDOĞAN'IN 'TANE' DEDİKLERİ BU ÜLKENİN İNSANLARI'

Buraya gelmeden birkaç saat önce televizyonlarda izledik, bir basın mensubu arkadaşımız AKP’li Cumhurbaşkanı’na muhalefetin eleştirilerini kapsayan bir soru soruyor ‘Birkaç şehidimiz var sözünüz muhalefet tarafından eleştirildi, konuya ilişkin bir açıklamanız olacak mı’ diye. Tayyip Erdoğan cevap vereceği yerde cevap veremeyeceği için basın mensubunu aşağılayan, fırçalayan, muhalefete akıl vermeye çalışan bir yaklaşım içerisine giriyor. Nasıl bir basın özgürlüğünden söz edelim? Bir gazeteci, en doğal hakkı olan ‘soru sorma hakkı’nı bile kullanamayacaksa bir ülkede hangi bir basından söz edelim? 

Basın üzerinde tahakküm kurmak yerine yaptığınız yanlışlardan vazgeçseniz? Ne demek ‘birkaç tane şehidimiz var’? O sizin ‘tane’ dedikleriniz, tıpkı sizin çocuklarınız gibi birilerinin, anaların babaların kuzusu, birilerinin sevgilisi, birilerinin eşi, birilerinin babası. Onlar ‘tane’ değil, bu ülkenin insanları. Siz böyle muamele ederseniz bu eleştirilmeyecek de ne olacak?

Bir de ‘Muhalefet beni mi yargılayacak’ diyor. Başkalarını bilmeyiz ama biz kendi adımıza şunu söyleyebiliriz: Biz halk adına attıkları her adımı takip ediyoruz, halka karşı ettikleri her lafın, attıkları her adımın, gerçekleştirdikleri halk düşmanı her eylemin karşısındayız ve sadece kendimiz durmuyoruz, aynı zamanda halkın en geniş kesimlerinin de bu haksızlıklara karşı dimdik durması için mücadele ediyoruz.

 

'DÜNYANIN EN ŞEFFAF MAHKEMELERİNDE YARGILANACAKSINIZ'

Ve tabii ki biz yapmayacağız ama mutlaka yargılanacaksınız. Hatta açık söyleyeyim, dünyanın en adil, en özgür, en şeffaf mahkemelerinde yargılanacaksınız çünkü biz çok rahatız. Hukukun h’sinin işlediği herhangi bir yargılama sürecinde işlediğiniz suçların çok ağır cezaları olduğunu biliyoruz. Sizin yaptığınız gibi olmayan suçları yaratmak için kurulu mahkemelere ihtiyacımız yok, dünyanın en şeffaf mahkemelerinde yargılanacaksınız ve bu suçların cezasını çekeceksiniz.

 

'TBMM'NİN SAVAŞ KARARI OLMADIKÇA CUMHURBAŞKANININ SAVAŞ İLAN ETME HAKKI YOKTUR'

Geçen hafta Tayyip Erdoğan ‘Suriye’de yaşanan süreci bir savaş olarak tanımlayabiliriz’ dedi.  Biz sosyalistiz; bu ülkenin eşit ve özgür, barış ve kardeşlik içinde bir ülke olması için mücadele ediyoruz. İşçilerin, emekçilerin, alın teri ile yaşayanların yönettiği, iktidar olduğu bir ülke hayalimiz var ve doğal olarak mevcut yasaları ve anayasayı da bu amaç doğrultusunda değiştirmek istiyoruz. Fakat ortada bir de anayasa var ve bu anayasanın 92. maddesi var. Bu madde diyor ki ‘Savaş ilan etmeye TBMM yetkilidir. Meclis bir savaş kararı alınmış mıdır? Tezkerelerde sınır ötesinde asker bulundurmaya dair Meclis’te gündem yapılmıştır fakat ortada bir savaş hali olduğuna ilişkin TBMM’nin bir kararı yoktur, cumhurbaşkanının da buna hakkı yoktur. Dolayısıyla Meclis bir savaş kararı vermemişken, cumhurbaşkanı hangi savaşı yürüttüğünü açıklamak durumundadır.

Özellikle vurgulamak istiyoruz, şu anda cumhurbaşkanı tarafından ifade edilen biçimiyle yaşanan savaş, Meclis’in ve dolayısıyla halkın gündeminden kaçırılmaktadır. Defalarca bu Meclis’te, Suriye’de ve Libya’da yaşananları açık ya da gizli değerlendirmek üzere önergeler verilmiştir ama AKP’nin çoğunluk oylarıyla bunlar reddedilmiştir. Halktan ne saklıyorlar, ne gizliyorlar bunu merak ediyoruz. Bu hukuksuzluğun pervasızca uygulanmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Tabii ki ortada bu kadar saçma bir tablo varken açıklamak kolay değil ve kaçmak dışında bir şansları yok.

 

'BIRAKIN DA BAZI TEPELER BOŞ KALSIN'

Suriye, Birleşmiş Milletler düzeyinde tanınan egemen bir ülkedir. Bu ülkenin topraklarında İdlib’de Türkiye askerleri ölüyor. Cumhurbaşkanı çıkıp diyor ki ‘Şehitler tepesi boş kalmayacak’. Başka bir ülkenin topraklarına o ülkenin izni olmadan yahut o ülke tarafından bize yönelik bir saldırı olmadan asker göndermişsiniz, bunu tartışmak yerine ‘Şehitler tepesi boş kalmayacak’ diyorsunuz. 

Bırakın da bazı tepeler de boş kalsın. Bütün tepelere betonları diktiniz, rant alanlarına çevirdiniz, memlekette ağaç, orman, dere, tepe ne varsa sattınız. Boş kalmasın dediği tepe de bu ülkenin gençlerinin mezarları. Bu kabul edilebilir bir şey değildir.  Bırakın bazı tepeler boş kalsın, o tepelerin toprağının altında insanlar yatmasın, üstünde özgürce koşsun, gezsin, eğlensin.

 

'TÜRKİYE, ABD'NİN ORTAYA ÇIKARIP BESLEDİĞİ CİHATÇI GERİCİLERE HAMİLİK YAPIYOR'

Bize göre ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu insanlarımızı öldürmek değil, yaşatmaktır. İnsanlarımızın eşit ve özgür bir biçimde mutlu yaşaması için iktidarın uğraşması gerekir. Tabii böylesi milliyetçi hamaset duygularıyla, kendi savaşçı, rantçı politikalarına bu insanları meze etmek istiyorlar çünkü Türkiye aşağı yukarı 10 yıldır Suriye’yi işgal etme çabasında olan, ABD’nin ortaya çıkardığı, beslediği cihatçı, kafa kesen gericilere hamilik yapıyor. ‘Bunun için Suriye topraklarında bulunuyoruz’ diyemediği için ‘şehitler’ diyor. 

AKP iktidarı bu cihatçıları kendi paramiliter gücüne dönüştürecek diye, bu gericiler şimdi Libya’da olduğu gibi kendi emperyalistlerin heveslerinde kullanacak diye bu ülkenin insanlarının öldürülmesini kabul edemiyoruz. AKP’nin bu emperyalist politikalarını, savaşçı emellerini Türkiye halklarının desteklemediğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

 

'SURİYE'DEN TÜRKİYE'YE HERHANGİ BİR SALDIRI OLMADIKÇA İÇ İŞLERİ BİZİ İLGİLENDİRMEZ'

‘Bizim Suriye’yle 911 kilometre sınırımız var, Suriye’nin iç işleri bizi ilgilendirir’ diyor.  Hayır efendim! Suriye egemen bir ülkedir, kendi anayasası, kurumları, kültürü, tarihi var. Suriye’den Türkiye’ye herhangi bir saldırı olmadıkça, Suriye hükümeti Türkiye’ye düşmanlık yapıp bize saldırmadıkça Suriye’nin iç işleri bizi ilgilendirmez. O ülkenin iç meseleleri kendi halklarının aralarında çözmeleri gereken bir meseledir. Dünyanın herhangi bir yerinde, başka ülkenin askerlerinin girdiği topraklarda özgürlük, refah, barış, mutluluk gelmemiştir. Uluslararası güçlerin devreye girdiği her yerde halklar arasında düşmanlık gelişmektedir ve daha kötü günler beklenmektedir.

 

'SURİYE'DEKİ İNSANLARIN DRAMI AKP İKTİDARI VE ONUN BESLEDİĞİ ÇETELERDİR'

Bırakalım Suriye’nin sorunlarını çözmeyi, Türkiye’yi de daha sorunlu bir ülke haline getirdiler. Türkiye’de şu an itibarıyla dört milyon Suriyeli göçmen var. Önemli bir kısmı yoksulluk içinde, işsizler, kadınları istismara uğruyor, çocukları hastalanıyor. Peki AKP ne yapıyor? Bu durumu çözmek yerine ‘ben bunu nasıl koza çeviririm’ derdinde. Avrupa devletlerine sopa olarak kullanmaya çalışıyor. ‘Bakın Suriye’de beni desteklemezseniz bu aç, yoksul, hasta insanları sizin üzerinize salarım’ diyor. Sonra neymiş, gerici, yandaş basın manşetler atıyor ‘Suriye’de insanlık dramı’. Suriye’deki insanların dramı sadece AKP iktidarı ve onun beslediği cihatçı çetelerdir, başka hiçbir şey değil.

 

'ÖLEN ASKERLERİN SAYILARI GİZLENİYOR, CENAZE TÖRENİ YAPMIYORLAR'

Libya’da askerler ölüyor. Ölen askerlerle ilgili sayılar gizleniyor, cenaze töreni yapmıyorlar bu askerler gündem olmasın da halk sorgulamasın diye. Çünkü hiçbir meşruiyetleri, hiçbir açıklamaları yok halka yapacakları. Ne diyecekler, ‘Biz alakasız, bizi ilgilendirmeyen bir yerde bir ülkeyi zayıf gördük, iç savaşları var, gidip nemalanalım oradan buraya para aktaracağız, inşaat ihaleleri alacağız, biraz insanlarımız ölecek ama 3-5 kuruş para kazanacağız' mı diyecekler?

Son olarak Türkiye’nin kendi toprakları dışında bulunan bütün askerlerini derhal geri çekmesi gerektiğini ve bu politikaları uygulayanların da halka hesap vermesi gerektiğini söylüyoruz.

 

ÖĞRENCİ SENDİKASI'NA DESTEK MESAJI

Bu ülkenin gençleri savaşta ölmezse, açlık ve yoksulluk içerisinde işsizlikle boğuşarak yaşamak durumunda bırakılıyor. AKP iktidarının bu ülkenin gençlerine hiçbir şey vadetmemesi aslında bu ülkenin geleceğine dair hiçbir şey vadetmediğinin en önemli göstergelerinden bir tanesi.  Bundan 5-6 ay önce iktidar milletvekilleri, öğrenci kredilerinin geri ödenmesine ilişkin yeni bir çalışma yapacağını söylemişti fakat bugüne kadar bu konuda bir çalışma olmadığı gibi yeni bir açıklama da yok.

Gencecik kardeşlerimiz okullarını bitiriyorlar, bir yandan işsizlikle boğuşurken, nasıl yarına çıkacaklarını düşünürken bir taraftan da bu kredi borçlarıyla uğraşmak durumunda kalıyorlar. Milyarlarca lira serveti olan yandaş patronların vergi borçlarını bir kalemde silen iktidar, bu gençlere düşman olduğunu başka nasıl gösterebilir bilmiyoruz. 

Daha önce burada söz etmiştik, bu ülkede üniversite öğrencileri okurken, okullarında ucuz yemek yiyebilmek için bile mücadele etmek durumundalar. Öğrenci Sendikası çatısı altında birleşmişler, Türkiye’nin dört bir yanında bu yemek zamlarına karşı bir mücadele yürütüyorlar. Bu çalışmayı yürüten gençlerimize, kardeşlerimize yürekten sevgilerimizi ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

 

'ANKARA'DA İKTİDAR YANDAŞI GÜÇLER GENÇLERİMİZE SALDIRDI'

Gençler bir taraftan iktidarın yarattığı bu cehennemde yaşam mücadelesi verirken, bir taraftan yine iktidar yandaşı kimi güçlerin artık sokak ortasında gençlere saldırmaya başladığı gibi bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu vurgulamak istiyorum. Dün gece Ankara sokaklarında öğrenci kardeşlerimize dönük iktidar cephesinden nemalanan ve iktidar cephesinin işaretiyle harekete geçen güçlerin fiziki saldırılarını kınadığımızı, genç kardeşlerimizin yanında olduğumuzu söylemek istiyoruz.

 

SÜLEYMAN SOYLU'YA UYARI

Bunu tamamlayan son derece kritik bir veri daha var elimizde. Malatya’da partimiz üyesi öğrenci arkadaşlarımıza dönük sistematik polis tacizleri yapılıyor. İçişleri Bakanlığı’nı ve özel olarak Malatya Emniyeti’ni uyarıyorum, elimizde gençleri arayan emniyet görevlilerinin telefon numaraları var. Bu telefon numaraları üzerinden gençlere müdahale etmeye, korkutmaya, sindirmeye, eğer kendileriyle işbirliği yaparsa yardımcı olacaklarına dair çeşitli girişimlerde bulunuluyor. Bu memleketi bir taraftan batırıyorlar, bir taraftan da batmış bu memlekette mücadele etmekten başka şansı olmayan bu gençleri sindirebilmek için ellerindeki polis gücünü, çeteleri, mali gücü seferber etmiş durumdalar. Bu daha önce çeşitli faşizan iktidarların denediği yöntemlerin bu ülkeyi; hele de bu ülkenin gençlerini teslim alma şansı yoktur. Amaçlarına ulaşamayacaklarını bir kez daha ifade etmek istiyorum."

 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×