Bu Makale
293 Tekil
Görüntülendi.
SEVGİSİZ BÜYÜYEN KORKAK ÇOCUKLAR!

SEVGİSİZ BÜYÜYEN KORKAK ÇOCUKLAR!

Çocukluğum “saldım çayıra mevlam kayıra” mantığıyla analarımızın, babalarımızın en küçük bir endişe bile duymadan bizleri dışarıya bırakıp gündelik işlerine daldıkları, sokaklardan korkulmayan yıllara rast geldi.

O dönemlerde sabahtan ipimizi kopardığımız gibi kendimizi dışarıya atar, akşam ezanına kadar tadını çıkarırdık, ileride özlemle anacağımız o günlerin. Öyle fazla bir lüksümüz de yoktu aslında. İnşaat dolgu tuğlalarından kamyon yapıp kumların üzerinde sürerdik. Ya da ağaçlardan kestiğimiz dallardan mızrak yapıp savaşçılık oynardık. Futbol olmazsa olmazımızdı. Kuş avlar kazara vurursak üzülür ağlar gömerdik. Derslerimizde vasattık, öyle çok zeki çocuklar değildik belki ama o zamanki eğitim sistemi sayesinde iddia ediyorum, coğrafya, matematik ve tarih derslerinde bugünün çocuklarından çok daha bilgiliydik.

Bunun en önemli nedenlerinden biri sokaklarda mahalle aralarında yetişmemiz, enerjimizi atabilmemiz, sokak kültürünü içimize sindirebilmemizdi. Arkadaşlığı, kankardeşliğini, büyüklerimizden korkmamayı, çekinmemeyi ama onlara saygı duymayı, onları sevmeyi öğretti sokaklar bize. Oyun oynarken acıktığımızda en yakın komşunun kapısını çalar, salçalı ekmek isterdik. Asla geri çevrilmezdik. Hatta çoğu zaman, oyun oynadığımız yere yakın oturan komşu teyzeler bize seslenip “Ulan sabahtan beri koşturuyorsunuz, acıkmadınız mı hala?” diye hazırladıkları kek, börek ya da en basit, salçalı ekmekleri dağıtırlardı.

Hiç teklifsiz girerdik evlere, suyumuzu isterdik. Bir günden bir güne, “Bana ne ulan, gidin nerede doğduysanız orada doyun!” demezdi kimse.  Çok kahrımızı çekerdi hepsi de. Çocukluğumun o yıllarında sadece “TRT” vardı ve akşam 20.00 de yayına başlardı. İlk program çocuklar için çizgi filmdi. Mahallede televizyon tamircisi merhum Alican abinin tek katlı evinin önünde oynarken eşi Caviş Teyze, “Çocuklar çizgi film başlıyor!” deyip mahallenin çocuklarını odaya doldurup buzdolabının üzerindeki televizyonda on beş dakikalık çizgi filmi izlettirmesini unutmak mümkün mü?

Dediğim gibi teklifsiz girer çıkardık evlere. Komşu amcalar, abiler, teyzeler, bırakın başımızı okşayıp da geçmeyi, doya doya severlerdi bizleri. Küçükken çocukların yanaklarını sıkıştırmak, onları öpmek, masumundan bir iki küfür sallamak çocuk sevmenin en doğal ve yalın haliydi. Çıkarsız, art niyetsiz sevilirdi komşunun ya da mahallenin çocukları. Bir çocuk sevilirken öpüldüğü zaman “N’oluyor yahu?” denmezdi. Öpen komşu teyze veya amcaydı. Hem severler hem korurlar hem de ceplerimize harçlık verirlerdi. Bizler de bu kültürle büyüdük. Çocuk sevmek gayet doğal bir dürtüdür. Her canlının küçüğü sevimlidir. Kedinin, köpeğin ya da bir tavuğun civcivi çok sevimli gelir insana. Kaldı ki söz konusu bir insanın yavrusu, bir çocuk olunca başka sevilir.

İşte bu duygu ve geçmişe özlem dolu girizgahtan sonra istemeye istemeye günümüze dönüyorum. Artık çocuklarımıza “Bir amca ya da bir teyze sana dokunduğunda çığlık at,” diye tembihliyoruz. Biz büyükler dünyanın en masum yaratığı olan çocukları gördüğümüzde kaldırım değiştirir olduk. Kendi evlatlarımız olmadığı sürece hiçbir çocuğu sevemiyoruz. Onlardan resmen korkuyoruz. Yolda gördüğümüz küçük bir çocuğa pimi çekilmiş bir bomba muamelesi yapıyor, ondan mümkün mertebe uzaklaşıyoruz. En küçük bir sevgi tezahürü ya da saç okşama bile, yanlış anlaşılma sonucu potansiyel bir çocuk tacizcisi yapabiliyor insanı.Bir de bu durumdan vazife çıkaranlar var. Dinlemeden direkt ceza kesen, mahallelerin namus bekçileri bunlar. İnsan derdini anlatamadan çocuk tecavüzcüsü olarak yüz kişinin tekmeleri altında bulabiliyor kendini. Böyle bir linç kültürü gelişti toplumda. Daha sonra aklansa bile, artık herkes mesafeyi koyup sosyal mahkemede müebbet cezaya çarptırıyor insanı.

Tüm bu kaosun nedeni; son yıllarda, dini referans gösterip küçük kız çocuklarını kendine eş yapmaktan çekinmeyen ve yine aynı referans ile küçük erkek çocuklarına hallenip “Dinde bu var, bunun adı bademlemedir,” diye televizyonlarda vaaz veren rezil sözde din ulemaları ve tarikat şeyhlerinin sapkınlıklarıdır. Bir vakfın yurdunda küçük yavrularımıza koca koca sapıklar tarafından tecavüz edilmiş ve bu devletin kadın ve anne olan aile bakanı “Münferit bir olaydır, bir kere meydana gelmiştir,” demek suretiyle o meşhur “Bir kereden bir şey olmaz,” efsanesine imza atmıştır. İşin asıl vahim yanı, istifa etmesi gerekirken, yüce mecliste kendi zihniyetindekiler tarafından aklanmış ve oylama sonucu sevinç gösterilerinde bulunmuşlardır. Elmalı davası sanıklarının tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaları; bunun gibi daha bir çok rezaletin sanıklarının kravat, takım elbise, mahkeme heyetine saygı, karşı tarafın sözde tahriki, gözünün üzerinde kaş var gibi iğrenç iyi hal indirimleri bu aşağılık sapıkları yüreklendirmektedir.

İşte bu gibi olaylar yüzünden çocuk sevemeyen, çocuktan korkan ya da çocuklarına biri dokunursa hemen çığlık atmasını ve oradan kalabalığa doğru kaçmasını tembihleyen bir toplum olduk. Nereden nereye değil mi? Teklifsizce girilip çıkılan komşu evleri ve o evlerde ellerimize tutuşturulan salçalı ekmeklerden, “Aman kimsenin evine girme. insanlardan uzak dur, kendine dokundurtma, bir başkasının sana verdiği birşeyi yiyip içme!” tembihlerine. Ancak ne yazık ki her nekadar maziyi özlem ile ansam da, günümüz şartlarında doğru olan çocuklarımıza yaptığımız bu tembihlerdir.

Evet çocuklar, sokaklarda oynamayın, size adres sormak bahanesi ile yaklaşanlardan uzak durun hatta kaçın, insanların size dokunmalarına izin vermeyin, kendinizi kimseye sevdirip öptürtmeyin, size uzatılan bir şeyi yiyip içmeyin. Acı ama gerçek; bu lanet durumdan ancak bu şekilde korunabilir ve ebeveynlerinizi rahat ettirebilirsiniz. Çocukların ruhlarına ve bedenlerine zarar veren rezillere ve bu aşağılık rezilleri çeşitli ceza indirimleri ile serbest bırakan adalet sistemine lanet olsun.

  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Şerafettin Şufta 3 ay önce

Atalay cığım gerçekleri dile getirip kaleme aldığın yazın çok anlamlı ve manidardır.Biliyorsun anam hacı babam hacı ben ve ailemde muhafazakar olarak biliniriz.Ne yazıkki son 10 yıl içerisinde bizler ve sizler gibi aileleri bile dinden soğutur hale getirdiler.Bilmeden 2 yıl için çocukları yamanlar kolejine göndermiştim 15 yıl evvel.sonra içeriğini anlayınca hemen ortaokul sonda Yamanlardan aldım liseyi Karşıyaka anadolu da bitirdiler.Okudukları 2 yıl bile çocuklarımın kafasını karıştırdı. Necmi cuma namazlarına bile camiye kaç yıl gitmedi.Onun için biz ebeveynler olarak evlatlarımıza kol kanat germek ve onları korumak mecburiyetindeyiz.Allah bize Atamın bıraktığı ülkemi koruyacak nesiller yetiştirmeyi nasip etsin.