Ahmet Diker; Kaf Sin Kaf'ın Onur Öyküsü!"

Ahmet Diker; Kaf Sin Kaf'ın Onur Öyküsü!"

 

Yıl 1905 bir avuç Karşıyaka sevdalısı,  Fahrettin Hüsnü Bey’in Alaybey’deki evinde günlerce buluştular,  bıkmadan usanmadan heyecanla, hararetle tartıştılar ama düşlerindekini yaşama geçiremediler…

 

Düşleri gerçekleşmedi ama kıvılcım çakılmıştı bir kere bu işin geri dönüşü yoktu…

 

Aradan yedi yıl geçmiş, takvimin yaprakları 1 Teşrin-i Sani 1328… Yani Kasım 1912’yi gösteriyordu…

 

Anadolu’muz yangın yeri gibiydi…

 

Daha Trablusgarp Savaşı’nın tüten ateşi küllenmemiş…

 

Balkan Savaşı başlamıştı…

 

İzmir azınlıkların baskısı altında inim inim inliyordu…

 

İzmir’in karşı yakasının Karşıyakalıları ise…

 

Kentine, vatanına, toprağına, bayrağına, özgürlüğüne delicesine sevdalanmış emperyalist güçlere karşı direniyorlardı…

 

O kahpe ve şerefsiz dönemde, Kadızade Zühtü Bey ve arkadaşları çocuk denilebilecek bir yaşta Omiros’un arsasında toplandılar, maç yapacaklardı…

 

Bir yağmur, bir yağmur ki maç yapamadan koşarak zeytin ağacının altına sığındılar… İşte o zeytin ağacının altında, işte o yağmurlu bir Karşıyaka gününde… O yiğitler, o yiğit Karşıyakalı gençler “Kaf Sin Kaf’ın” meşalesini orada ateşlediler!

 

Kaf Sin Kaf’ı kurdular sıra giyecekleri formanın renklerinin belirlenmesine gelmişti, günlerce tartıştılar ve sonunda formalarının renklerini İslamiyet’i temsil ettiği için “yeşili”, Türklüğü ve milliyetçiliği temsil ettiği için “kırmızıyı” alıp “yeşil-kırmızı” olarak belirlediler…

 

1905’de Fahrettin Hüsnü Bey’in evinde çakılan kıvılcım artık tutuşmuştu…

 

O gün Cordeliodan, Karşıyaka’ya, Karşıyaka’dan, Kaf Sin Kaf’a kadar uzanacak büyük bir destanın ilk satırlarını kaleme aldılar…

 

Kötülüğün, kahpeliğin, namussuzluğun, şerefsizliğin iktidarını yerle bir etmek için yola çıktılar…

 

Başta Kaf Sin Kaf’ı kuranların önderi Kadızade Zühtü Bey olmak üzere cepheden cepheye koştular, vurdular, vuruştular, çatal gibi yürekleri ile dünyaya diklendiler…

 

İşgal altındaki ülkesini düşmanın kirli çizmelerinden temizlemek için “Ya İstiklal ya ölüm” diyerek Samsun’dan yola çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın askerleri olarak Milli Mücadele’de saf tuttular…

 

Kuvayı Milliye’de Anadolu’daki cephelere cephane ve mühimmat sevkiyatı yaptılar,  yaralandılar yaralı olarak savaştılar, köşklerini Yunan Kralı’na vermedikleri için idam edilmek üzere Yunanistan’a gönderildiler… Ama yılmadılar, yıkılmadılar ve Akdeniz’in yıldız şehri İzmir’in kurtuluşunda Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın süvarileri olarak yalın kılıç Karşıyaka’ya girdiler, ay-yıldızlı bayrağımızı gözlerinden süzülen yaşlarla göndere çektiler…

 

Mustafa Kemal Paşa, 11 Eylül 1922’deki Karşıyaka ziyaretinde Karşıyakalılara; “Beyler biz ülkemizi ve güzel İzmir’imizi düşmandan kurtararak görevimizi yaptık, şimdi sıra sizde hemen Kaf Sin Kaf’ı tekrar harekete geçirin…” diyerek emir verdi ve Kaf Sin Kaf bir kere daha yeşil sahalara döndü…

 

1926’nın Haziran’ıydı Gazi Paşamız yurt gezisine çıkmış, son durak olarak İzmir’i belirlemişti, bu arada İzmir’de kendisine suikast yapılacağını duymuştu… O büyük Halaskâr ne badireler atlatmıştı bundan mı korkacaktı?

 

Geldi göz bebeği İzmir’ine, yaptı ziyaretlerini, 24 Haziran 1926’da onuruna bir yemek düzenlendi Karşıyaka’da, Paşa’nın keyfi yerindeydi, kadehini Kaf Sin Kaflılar için kaldırıyordu… Gecenin ilerleyen saatlerinde can dostu, kader arkadaşı Fahrettin Altay Paşa’dan o dönem Karşıyaka Belediye Başkanı olan kardeşi Fikri Altay ve Karşıyaka Spor Kulübü Başkanı Zühtü Işıl’ın masasına davet edilmesini istedi…

 

Davetliler masaya gelince Gazi Paşa, mavi gözlü dev ayağa kalktı, salonda çıt çıkmıyordu… Paşa, Karşıyakalıların ve Kaf Sin Kaflıların Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıklarından uzun uzun söz etti ve en sonunda, “Beyler bundan sonra armanızda ay-yıldızı” kullanacaksınız diye emir verdi…

 

Bundan büyük bir gurur, bundan büyük bir onur hangi kulübe nasip olur…

 

En büyük Karşıyakalı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün armağanı ay ve yıldızımız göğsümüzün üzerinde yüreğimizin sesini dinleyerek parıldıyor…

 

Büyük Karşıyakalılar! İşler iyi gitmiyor, adım gibi biliyorum, kırgınsınız, kızgınsınız, küskünsünüz ve en önemlisi ciğerlerinize kadar dolusunuz…  Bugün 1 Kasım, şartlar ne olursa olsun en büyük sevdamız Kaf Sin Kaf’ımızın doğum günü… Bugün, yorgunluklar unutulsun, dargınlıklar son bulsun, gizli kalmış, ötelenmiş umutlar yola çıksın, 1905’de başlayan kutsal yürüyüş ve çakılan kıvılcım, yangına dönüşsün, büyük destanın noktası zafer türküleriyle konulsun…

 

Direnişçi ve Kuvvacı atalarımızın kurduğu Kaf Sin Kaf’ımızın, armamızdaki Ay-Yıldız’ın, Atatürk’ün süvarisi, Kurtuluş Savaşı kahramanı, kurucu başkanımız üsteğmen Zühtü Bey’in, diğer kurucularımızın, bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz cumhuriyetimizi bizlere miras bırakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kıymetini bilelim…

 

Doğum günün kutlu olsun, nice yaşlara büyük Kaf Sin Kaf’ım nice yaşlara. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner163